İstanbul Film Festival - Mert


The Savages

Festivalin Akbank Galaları bölümünde gösterilen The Savages sanıyorum ve maalesef ki vizyon şansı bulamayacak ülkemizde. Festivalde kaçırmış olanlara da ne yapıp edip bir yerlerden bulup buluşturup tez zamanda izlemelerini tavsiye ediyorum. Her iki başrol oyuncusunun da mükemmel birer performans sergilediği film, uzun süredir yüzünü görmedikleri babalarının bunaması üzerine bir araya gelen Jon ve Wendy Savage’ın hikayesini anlatıyor; ve sinemada görmeye aşina olduğumuz yaşlanan anne-babayı huzur evine yatırma konusunu kendince ele alıyor. Öncelikle Tamara Jenkins’in kaleme aldığı çok sağlam bir senaryosu var. Senaryonun en güzel tarafı çok diyalog kullanıp laf kalabalığı yapmadan derdini anlatması. İki karakterin babalarıyla konuşmalarını beklediğiniz hiçbir konu konuşulmadan film öylece bitiveriyor ve sonunda size aslında her şey konuşulmuş gibi hissettiriyor. Filmin adaylıklarının çoğunun “en iyi orjinal senaryo” dalında olması da başarısını kanıtlar nitelikte zaten. Geri kalanlarsa Philip Seymour Hoffman ve Laura Linney arasında bölüşülmüş durumda. Özellikle Laura Linney beni kendisine her filmde tekrar tekrar hayran bırakıyor. Çoktan bir ödülü hakketti bence ama akademi biraz daha oyalacak gibi duruyor kendisini. Philip Seymour Hoffman için ise söyleyecek söz bulamıyorum. Aynı sene içinde 3 projede yer alıp bu filmlerdeki rolleriyle Oscar ve Altın Küre gibi bilimum tören ve festivallerde adaylık kapmış bir adam için daha ne söylenebilir. The Savages, yaşlılığı merkezine alan bir aile hikayesi ve genel anlamda depresif bir film. Ama asıl seyircide iç karartıcı bir etki yaratmasının sebebi hayatın gerçeklerinden ibaret olması. The Savages, gerek hikayesinin gerçekçiliği, az şeyden bahsediyormuş gibi görünen ama aslında çok şey anlatan zeki senaryosu ve hepsinden önemlisi Linney ve Hoffman’ın performansları için izlenmesi gereken bir festival filmi.

An American Crime

1965 yılında Amerika’nın Indiana eyaletinde yaşanmış olan gerçek bir olaydan yola çıkılarak sinemaya uyarlanan “An American Crime” ağır temposuna rağmen gerilimini son anına kadar derinden hissettiren, fazla iddialı olmayan belki de sadece bu olayın hatırlanması adına çekilmiş, bunu da hakkıyla yapmış olan bir film. Hiç şüphesiz izleyiciyi rahatsız ettirmekteki başarısı olayların gerçekten yaşanmış olmasından geliyor. En azından filmin başarısında büyük bir payı var. Bodruma kapatılarak işkenceye maruz kalan Slyvia rolündeki Ellen Page’in performansı, belki de Hard Candy ve Juno görüldükten sonra sadece “iyi” olarak nitelendirilebilir; ama 6 çocuğuna tek başına bakmak zorunda kalmış, çaresiz bir kadın profili çizen, sonra git gide aklını ve kontrolünü kaybetmeye başlayan işkence yapma konusunda bir süre sonra ipin ucunu kaçıran Gertrude rolünde Catherine Keener ise tam anlamıyla mükemmel bir performans sergiliyor. Hikayenin gidişatı açısından bakarsak Gertrdue karakterinin gelişimi filmi başarılı kılan unsurlardan biri. Böyle bir karakter için Catherine Keener’i seçmekse çok akıllıca. Şiddetin dozajı zamanla arttıkça, gerilim ve seyircide uyandırdığı rahatsızlık da paralel olarak artıyor. Üstüne bir de karakterin kendini kaybederek başladığı işi daha da içinden çıkılmaz bir hale getirmesi ve Keener’ın git gide devleşen performansı eklenince önümüze bir suç filminden ziyade yerinizde kıpırdanmanıza sebep olan sağlam bir gerilim filmi çıkıyor. Rahatsız olmamız gerek çünkü filmin de tam olarak istediği bu zaten. Filmde suça ortak olanlara bakıp “nasıl ruh halindeki bir insan bunları başka bir insana yapabilir” diye düşünmemizi sağlamak amaç biraz da. Hanekevari gibi dursa da “nedensiz şiddet”i gözümüze sokuyor yönetmen, birçok sahnede bunu açık açık göstermemiş olsa da(ki bu da filmin diğer bir artısı). Gertrude’un başladığı işe ortak olan çocuklara bunu niye yaptıkları sorulduğunda verdikleri “bilmiyorum” cevabı insanın içindeki zarar verme dürtüsünün ortaya çıkması için bir nedene gerek olmadığını gösterir nitelikte. An American Crime, sadece oyuncuların performanslarından beslenmeyen, yönetmenin gerilimi yansıtmaktaki başarısı ve gerçekçiliği nedeniyle de iyi bir festival filmi. İzlenmesi belki biraz zor ama kesinlikle iyi bir film.

Things We Lost in the Fire

Susanne Bier’in tamamı İngilizce çekilmiş olan ilk filmi “Things We Lost in the Fire” senaryosundan ziyade oyuncuların performanslarına yaslanan çok ahım şahım bir film olmasa da(özellikle bir festival filmi olarak düşünüldüğünde) kesinlikle iyi bir dram filmi. Oscar aldıktan sonra eli yüzü düzgün bir yapımda yer almadığını gördüğümüz Halle Berry ilk kez bu kadar doğal ve bu kadar sağlam bir performans sergiliyor. Çok sevdiği kocasını kaybeden ve mutlu aile tablosu bir anda silinip giden Audrey ile uzun süre nefret ettiği, kocasının en yakın arkadaşı uyuşturucu bağımlısı Jerry arasındaki ilişkiye odaklanan film, bir film içinde 2 ayrı film barındırıyor hissiyatı oluşturması sebebiyle senaryo açısından biraz sorunlu duruyor. Kocasının kaybeden bir kadının yaşadığı duygusal çöküntü bir yandan dururken, diğer yanda kocasının en yakın arkadaşının yavaş yavaş hayatına girmesi ve çocukları için bir baba figürü oluşturmaya başlaması var. Yani ortada sevdiği adamı yavaş yavaş hayatından çıkarırken uzun süre nefret ettiği adamı kabullenmeye çalışan karmaşık durumda olan bir kadın var. Biraz fazla uzatılmış gibi gelse de bu karmaşık durum mümkün olabildiğince iç içe geçirilerek anlatılmış. Audrey’nin içinde bulunduğu zor durumu Halle Berry çok iyi yansıtıyor; yine de Jerry rolündeki Benicio Del Toro’nun yanında biraz sönük kaldığını kabul etmek gerek. Zira filmin başarısının hatırı sayılır bir kısmı Del Toro’nun oyunculuğundan kaynaklanıyor. Konuyu iyi toparlayamaması ve uzata uzata helak olmasını saymazsak genel anlamda iyi bir dram filmi önümüzdeki. En azından yine, yeni, yeniden harika bir Del Toro görmek ve Halle Berry’i adam akıllı bir rolde görmek için şans verilmesi gereken kayda değer bir film.  

 



Anasayfa>>
Sinema Bölümü>>

 

 



Anasayfa | Müzik | Haber | Sinema | Moda | Olay | Insan | Ajanda| Katalog| Künye
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! 2007-2010