



|
90s (Brit Me More!)
"Programımız burada bitti sevgili dinleyiciler, ama şarkılar bitmeyecek, aşklar da öyle... İnsanlar yaşadıkça..."
Söyleyeyim; insanın kendi kendine gülmesi, kendi kendine konuşması kadar tehlikeli bir eylem. Yukarıda görmüş olduğunuz cümle gecenin bir yarısı –nedense?!- aklıma geldi. Sonrası malum, bir anda sevgi yumağı oldum ve karın kası - gözaltı kırışığı yapabilecek kadar güldüm.
Neyse, uyku, o Müzik Yelpazesi’ni izlediğim gecelerde olduğu gibi, yine yağ satarım bal satarım oynamaya gitti. “Belki Müzik Yelpazesi yok ama kapı gibi Youtube’umuz var!” diyerekten, “Sezen Cumhur Önal, çukulata renkli sanatçı, müzik yelpazesi” etiketlerini birer birer aramaya başladım. Sonuç hüsran tabii. Youtube da kapı falan değil bu arada! (bkz: Ankara 11. Sulh Ceza Mahkemesi)
http://www.youtube.com/watch?v=VZWQSBTxws8
Sonra sırasıyla, VH1’in uyku öncesi yayınladığı cillop konser kayıtları, radyo dinlemenin popüler olduğu zamanlar, walkman, radyodan kaset doldurmalar... İşte tam bu noktada –Spicegirls ve Boyzone’a geçişe ramak kala- hafızam, britpop ve 90’ların alternative rock -indie’sinde takılıp kalıyor... Hala da oralarda bir yerdeyim. İşte ufaktan derlediklerim.
The Stone Roses: Madchester diyince akla gelen ilk isimlerden, hatta en önemlilerinden... Evet, 1989 yılında patladılar ama bizler, kendileriyle en çok 90’ların başında sıkı fıkı olduk. Biraz daha ileri gidersek, kendi adlarını taşıyan debü albümleri “the Stone Roses” ile yaptıkları işin pek çok grubu cebinden çıkarır güçte olduğunu da kabullenmemiz çok zaman almadı– ki hala öyle! 1994 senesinde çıkan ikinci albüm Second Coming ise ilk albüm kadar etki yaratmadı fakat “önüme çiğ tavuk koysan, yerim!” kıvamında onu da midemizde sindirdik. Bugün bize The Stone Roses’dan kalanlar ise bir adet monkeyman Ian Brown ve kendilerinden etkilenmiş pek çok britpop grup...
Kilit şarkılar: Elephant Stone, I Wanna Be Adored ve Made of Stone
http://youtube.com/watch?v=FfzQLZtCZSY
The Charlatans: Manchester’dan başladık madem, devam edelim... Charlatans UK, yukarıda vermiş olduğum çok albümü olup da ancak bir yerlere gelebilen grup hengamesine bir örnek, hatta yarı örnek. Grubun 89’ senesinden bu yana çok faal olduğunu söyleyemesek de bahsi geçen 90’lar dönemlerinde hatrı sayılır albüm ve yine aynı yakışırlıkta şarkılara imza attılar. Fakat nedense grubun frontman’i Tim Burgess’ın ismini daha çok biliyoruz.
Bu arada rock n’roll ruhu başka birşey tabii! Spekülasyonsuz gruba grup demiyoruz, demedik de! Zamanında grubun klavye adamı Rob Collins’i önce hırsızlık suçuyla sonra da ölüm haberiyle tanıdık. Kötü bir tanışıklıktı tabii... Grup asıl çıkışını ise 90’ların sonunda gerçekleştirdi; yani kısaca iyi bir toparlanma süreci geçirdiklerini söyleyebiliriz. Güçlü soundları dönemin sonunda yerini hisli sözlere bıraksa da sanırım biz son dönem şarkılarını daha çok sevdik. Son dönem demişken grup hala aktif tabii ama yine de “bizim buralar dutluktu, tey tey tey!” demekten kendimizi alamıyoruz.
Kilit şarkılar: Can’t Get Out of Bed ve My Beautiful Friend
http://youtube.com/watch?v=aLOAC7be_X4
Primal Scream: Hadi yaptıkları müziği bi kenara bırakalım, kendileri başlı başına deney ürünü olan bir grup, Primal Scream! Başlarda britpop ve rock kökenli altyapılarıyla, The Stone Roses ve Happy Mondays ile aynı havayı soluyup, ortak bileşkelerde geçinip gitmişlerdi. Ama zaman değişir –tarihte örnekleri çoktur; Joy Division – New Order başkalaşımı gibi- onlar da değişir. Grup, dj arkadaşları Andrew Weatherall’ın 'I'm Losing More Than I'll Ever Have’i remixlemesinden sonra bir hayli gaza gelir ve “abi, bu house, trip-hop da ne süper şeymiş, biz gitarları biraz azaltalım böyle takılalım, canım! der. Evet, sonuç olarak, bu yaptıkları fazlasıyla cesaret gerektiriyordu. Grup, “öküz öldü ortaklık bitti” demeyip, bunun yerine “öküz öldü ama biz ot yerine pasta yiyelim” dedi ve aynı isimle farklı sularda yol almaya devam etti. Hafızalardan silinmeyecek bol spekülasyonlu performanslar –ki eminim ki organizatörler de onları unutmuyordur(!)- ve yine bizi Pavlov’un iti gibi peşinden sürükleyecek parçalar... İşte 90’ları “çılgın atmak” deyimiyle tagleyeceğimiz yegane albüm: Screamadelica!
Kilit şarkılar: Movin’ On Up ve Loaded
http://www.youtube.com/watch?v=aKFYtUJFYVE
Oasis: MTV’nin ve ingiliz kanallarının biricik eğlencesi, Oasis!!! Herşey medyanın gazıyla başlar pek tabii... Ekranlarda ya Blur’dan daha iyi olduklarını savunurlar ya da hangi şarkıyı hangi kardeşin daha iyi söylediğini veya şarkıları nasıl seçtiklerini anlatırlar. Bir de yanılmıyorsam Liam kardeş arada Robbie Williams’la kız kavgası yapar. (bkz: indiekodu). Neyse, böyle röportajlarda yine konu dönüp dolaşıp İngiliz basınının başına patlar ve kardeşlerden biri fotoğrafçı veya kameramana kafa-göz girişir. Aslında o zamanlarda, Oasis, “ona buna sataşan, uyuşturucu bağımlısı iki kardeş” demek değildi. 90’larda Oasis, –onlar her ne kadar nefret etse de- bir Morning Glory’ydi, esaslı britpop’tu. Belki de janrlarda macera aramayan birkaç gruptan biriydi.
Kilit şarkılar: Live Forever, Champagne Supernova ve Wonderwall
http://www.youtube.com/watch?v=FAPtTS0TYtU
Blur: Oasis’den bahsetmişken Blur’ü atlamak olmaz! Aslında kendilerinin hiçbir zaman Oasis ile kıyaslanacak bir tarafı yoktu. Blur, gayet kendi halinde takılan, her albümle farklı formlara dönüşen bir gruptu. Evet, şimdi herkes çok farklı şeylerle uğraşıyor: Damon Albarn’ın önce Gorillaz’ı, Graham Coxon’ın solo projeleri –ki hatırlarsanız “siz beni kovamazsanız ben istifa ediyorum demişti vakti zamanında, kıh kıh- derken bugün Blur’ün üzerinde yeller esiyor. Neyse efendim, bu listeye aldık çünkü vakti zamanında “içimdeki Blur aşkı bambaşka” demişiz, demek ki! Bu arada içimden –aslen Pollyanna’ya ait olduğunu düşündüğüm- bir ses, bizim yeni Blur şarkıları dinleyeceğimizi söylüyor. Hadi bakalım!
Kilit şarkılar: Song 2 ve This is a Low
http://www.youtube.com/watch?v=C0Xl0ZEKJzo
Elastica: Seda okuldan eve gelir. Yemeğini yer, sonrasında ablasının dinlemediği kasetlerin başına geçer. İçinde ya ya ye koko cambo ve Taş Devri soundtrack’i olan kaset, gözüne ilişir. Önce kasedin tepesini ufak kağıtlarla tıkar, sonra da odadan insanları (varsa) çıkartır, pencereyi kapar ve kasetteki şarkıları büyük bir sessizlik içinde siler. Sonra saatlerce radyonun başında oturur ve 2:1’ın çalmasını bekler. Mutfağa geçer, o da ne şarkı radyoda çalmaya başlamıştır ve çığlık çığlığa kaset kayıta alınır. Kendisinin korsanla tanışması da ilk bu şekilde başlar.
Neyse, tüm bu karmaşaya Elastica için girilir. 1993 senesinde Justine Frischmann’ın Suede’den ayrılmasıyla grubun ilk temelleri atılır. Indiekodu yine devreye girsin: Justine’in o zamanlar Damon Albarn’la da ilişkisi vardı! Eh, bu durumun da grubun bir senelik tanıtımında hayli etkisi oldu. Hatta bu hatun pek çok Blur şarkısının da varolma sebebidir. Az çektirmemiştir Damon’a... Biz yine de Zeynaları öldürelim ama haklarını yemeyelim; Elastica o dönemin belki de en iyi sahne gruplarından biriydi. Albümdeki güçlü sound’u konserlerinde de yansıtabilmeleri, o zamanlar, haftalar öncesinden tükenen biletlerin tek sorumlusuydu.
Kilit şarkılar: Connection, 2:1 ve Stutter
http://www.youtube.com/watch?v=XI2JxSSuahg
Slowdive: 90’lar shoegaze altyapılar açısından da bereketli yıllardı. İngiltere’deki yıllık gayri safi müzik hasılatına göre melodilerde distortion ve reverb düzeyi artmıştı. Vokallerin, yukarıda verilen grup örneklerinden farklı olarak kendi hallerinde takılıp, transa geçip, sahnede bulundukları alanı mikrofonun 30 cm uzağıyla sınırlandırdığı bir dönemdi. Ne demişler, “Hatice’ye değil, neticeye bakacaksın! İçsel dünyamızı sorguladığımız anların en cuk oturtulmuş soundtrackleri olduklarını farzedersek, shoegaze kandır, candır! Slowdive ise 90’lara -üç albümle- döneme adını yazdıran önemli shoegaze gruplardan biriydi. Grup dağıldı dağılmasına ama hala üzerine en iyi shoegaze albümü çıkartanını görmedim – evet, pek kişisel ve insani bir yargı olacak ama- bugün en iyi shoegaze albümlerini şöyle bir gözden geçirip listelersek, raflara dizersek, arşivlersek, mp3lerine ayırıp, korsanlayıp uzaya fırlatırsak; cevabım ilelebet değişmeyecek: Souvlaki – Souvlaki – Souvlaki !!!
Kilit şarkılar: Alison, Souvlaki Space Station ve When the Sun Hits
http://www.youtube.com/watch?v=ol787NjpBS4
Drugstore: Thom Yorke hayranları adamın yaptığı hiçbir işi kaçırmaz. Pek insani ve doğal bir durum, yadırgamıyoruz! Bilirsiniz, Mr. Yorke, bayan vokalli düetleri sever. Gönüllerde iki şarkı var ki, “bu adam sık sık bayanlarla hep düet yapmalı” dedirtiyor: Biri PJ Harvey ile seslendirdiği This Mess We’re In ve bir diğeri de Drugstore’la seslendirdiği El President. –Björk’ü üzülerek eliyorum!- Sonuç olarak zamanında Drugstore ile bu şekilde tanışmış oluyoruz. Grubun 98’ senesinde çıkarmış oldukları White Magic for Lovers, Elastica’dan sonra 90’lar indie rock’ını özetleyen en iyi albümlerden biri... Drugstore’a gelince; güzel sesli ve gerçekten iyi bass çalan bir vokal, güçlü melodiler ve her telden şarkı sözleri...
Kilit şarkılar: El President ve White Magic for Lovers
http://www.youtube.com/watch?v=rBVpaNSud6I
The La’s: Grup 86’senesinde kurulmasına rağmen debü albümlerini 1990 senesinde yayınladı. Ne gariptir ki tek bir şarkıyla kendilerini unutturmamayı başarabildiler, - ki öyle Bohemian Rhapsody tadında bir şarkıdan da bahsetmiyoruz. Müzik piyasasına geç atıldıkları yetmiyormuş gibi erkenden dağılma gafletinde bulundular. 2000’li yıllarda ilk albümlerini tekrar düzenlediler, piyasaya sürdüler, birkaç konser verdiler. Ama sonuç tabii bundan bir on sene önceki gibi değildi.
Kilit şarkılar: There She Goes ve I Can’t Sleep
http://www.youtube.com/watch?v=kBZ4j0Rz-F0
James: 80’ler James için nasıl karmaşa ve tutunma yılları olarak kayda geçtiyse, 90’lar da kimlikleri ve hayran kitlelelerini oturtmaları açısından o kadar kritikti. İşte bu bakımdan grubun belki de verdiği en doğru karar 1992 senesinde Brian Eno ile çalışmasıydı. Sonuç ise kariyerlerinin en iyi albümü; Laid!!! Sonrasında tekrar prodüktör değiştirirler, Booth heveslik işler peşinde koşmaya başlar ve grup dağılır. Gerçi filmimiz kötü sonla bitmemiştir; görmüş olduğumuz üzere Booth reikinin nimetlerinden fazlasıyla yararlanmış ve sevgiyle dolmuş. Yıl: 2008. Sonuç: Hey Ma!
Kilit şarkılar: Laid ve Say Something
http://www.youtube.com/watch?v=nFVFP911vNk
To be continued...

Anasayfa>>
Müzik Bölümü>>
|