
|
Kavinsky Röportajı
Ed Banger tayfasının yaşı geçkin gözdesi Kavinsky, Indigo'da yüzlerce insana ter attırmadan önce sorularımızı yanıtladı. Kapalı kutu olduğundan internette ser verip sır vermeyen Fransız DJ, ortamın rahatlığından olsa gerek içindekileri Reset! ekibine döktü. Daft Punk'tan, SebastiAn'a, filmlerden Justice'e uzanan öyküsüyle karşınızda kahkahalarla dolu dakikaların özeti:
Türkiye'ye ufacık bir CD çantasıyla gelmişsin. Plaklarını sakladın mı?
Hayır, gerçekten çantam bundan ibaret; on tonluk yük taşımaya gerek yok. İhtiyacım olan tüm single'ları cd'lere çekiyorum, eski şarkıları da topluyorum, sonra biraz alkol biraz da scratch yardımıyla geceyi tamamlıyorum. Çalacağım her şarkı için koca bir plak taşımak adedim değil. Getirdiklerime bakın, topu topu beş cd ve bunlar bile gözüme fazla görünüyor. Eskiden yanımda elli cd taşırdım, sonra şarkıları mix'leyeceğim zaman her şey birbirine girerdi. Böylesi daha acısız...
Seyahatlerinde sıkça 1980 model Testarossa'nı kullandığını duyduk, buraya da onunla mı geldin?
Arabamı biliyor musunuz? Buraya onunla gelmedim ama şimdiden özlediğimi söylemeliyim.
Röportajlarında fotoğraf çektirmediğini biliyoruz ancak tv programlarında yüzünü göstermekten çekinmiyorsun. Bunun sebebi nedir?
Yüzümün sayfalarda "Aaa bakın bu benim!" diye sırıtmasından hoşlanmıyorum. Ama sırtımı dönerim, kıçımı dönerim, istediğiniz kadar çekersiniz. Bahsettiğiniz tv programını zar zor da olsa hatırladım, Avustralyalı salağın biri saçma sapan sorular soruyordu. Bir sorusunda "Nasıl bir adamsınız, süper güçleriniz var mı?" dedi, ben de "Hayır dostum, sadece kocaman bir s.kim var" diye cevap verdim. Adam kızarıverdi ama asıl onun sorduğu sorudan utanması gerekiyordu.
M.I.A ve Klaxons gibi son dönemde patlamış isimlere remix yaptın. Bu tarz yeni projelerin var mı?
Artık çoğunlukla kendi projelerim üzerine yoğunlaşıyorum. Neticede SebastiAn gibi değilim, bir günde 25 remix yapamıyorum. Ayrıca bunlarla uğraşmak da zor geliyor; onun gibi 15 yıldır müzikle uğraşmadığımdan daha yavaş ilerliyorum, sadece dört yıldır bu piyasanın içindeyim. Bu arada yanlış anlaşılmasın, SebastiAn kardeşim gibidir.
DFA Records, Kitsune ve Ed Banger hakkında neler düşünüyorsun, bu şirketler sadece modadan ibaret mi?
Kitsune'yi saymıyorum, o daha çok işin maddi tarafıyla ilgilenen şirketlerden ve toplamalarla uğraşıyor. Ed Banger ise zaten yuvam, dostlarım da orada. Bir yıl boyunca Justice'le takıldım, onların stüdyosunda yatıp kalktım. Kız arkadaşımdan yeni ayrılmıştım, evden de kovulmuştum haliyle. Her ay oda değiştirmek de zoruma gidiyordu; ben de bir yıl boyunca orada konakladım. İki ay kalsan "Hey, buraya mı yerleştin?" diye sorarlar ama ben tam bir yıl yaşamayı başardım.
Yine de sık sık turneye çıktığın için ev sorunun olmamalı.
Yok tabii ki, otelleri de seviyorum. Kızlar, eğlence, müzik, dans...
Dj'lik haricinde başka bir işle daha uğraşıyor musun?
Hayır, tüm paramı bu işten kazanıyorum. Aktörlükle de uğraştım ama adını anmaya değmez, bir arkadaşımın filmiydi o kadar. Ama tabii Ultranova çok duygusal ve hüzünlü bir filmdi, öyle ki izledikten sonra yaşama enerjiniz çekiliyordu sanki. Ağlıyordum, ölüyordum... Filmde kendini intihar eden bir adamı oynuyordum, bir saniye "kendini intihar etmek" demiyorduk değil mi? Her neyse, ben filmi anlatmayım da gidin kendiniz izleyin. Bazıları komik olduğunu düşünecektir belki ama diğer filmim Steak'de ağlamışsanız bunda da kesin ağlarsınız. Güzel bir filmdir, ama herkese uymaz. Adamın tekinin çıkardığı salak seslerle dolu filmlerden hoşlanıyorsanız emin olun benim filmimde çok sıkılırsınız.
Bu arada Daft Punk's Electroma'yı izleme fırsatı buldun mu?
Evet, 2006'da izledim ve gerçekten çok beğendim. Görüntülerin güzelliğinin yanı sıra film upuzun bir klip gibiydi. En güzel kısmı da konuşmaların ve gereksiz karelerin yerine sadece müziğin ön planda olmasıydı. Belik de bana bir dvd'lerini hediye etmelisiniz çünkü üstünden uzun zaman geçtiği için ezberden konuşmak istemiyorum. Daft Punk piyasadaki kimseye benzemiyor; robot konseptleri ve konserleri kusursuz... Bir yandan da şunu fark ediyorum, iki yıldan beri çıkardıkları kayıtlara bakınca rap, funk, dance, ne ararsanız var... Bu adamların yaptığı her şeyi gördüm, ama hiçbirinde eksik görmedim!
Seksenlerden kopup gelmiş biri gibi görünüyorsun, peki o dönemde neler yapardın?
Ah, o zamanlar çok fazla tv izliyordum; müzik programları, büyük filmler, Knight Rider... Hala da izliyorum aslında, evde müzik yaptığım için bir sürü vaktim oluyor. Bazen iki gün boyunca müzik yapıyorum ve çatlayacak dereceye geldiğimde dvd'lerime sarılıyorum.
Kendini zombi olarak gördüğüne dair bir hikâye var. Bunun aslı nedir?
1986'da Testarossa'mla büyük bir kaza yapmıştım ama kimse bunun nasıl meydana geldiğini, sebebini veya nasıl kurtulduğumu bilmiyordu. Tüm bu sorular tıpkı çizgi romanlardan alışkın olduğumuz durumlara benziyordu. Ben de tamam dedim, başıma gelen budur! Öldüm, dirildim ve dünyaya zombi olarak döndüm. Yeni karakter yaşarken yapmaya çekindiğim ne varsa yapıyor, çok da korkusuz... Üstelik tıpkı zombi filmlerindeki karakterler gibi kolej ceketi giyiyor.
Bu aralar müzik çevrelerinde dönen en büyük dedikodu nedir?
Büyük patronlardan biri dünyanın en kral eşcinseli mesela (herkes gülüyor). E şimdi niye gülüyorsunuz ki? Çok mu komik! Yok yok yalan söylemeyim, adamın hiç vakti olmadığı için kırk yılda bir görüşüyoruz zaten.
Son olarak bize söylemek istediğin bir şey var mı?
Röportajın çevirisinde bol şans, umarım yarım İngilizcem sizi dertlere sürüklemez...
 
Anasayfa>>
İnsan Bölümü>>
|