VHS Mi, Beta Mı?
Dertlenmeler Vol. 1
VHS mi Beta mı? Bu soruyu duymayalı kaç yıl oldu acaba? 80'ler sonu ve 90'lar başında, bu soruyla en az “rapçi misin,asitçi mi,poçu mu” sorusu kadar karşı karşıya gelen birisi olarak itiraf ediyorum. O günlerin açıklayamadığım huzurunu özlüyorum. En büyük sıkıntımın ara karne ve veli toplantıları dönemlerine denk geldiği, sırtıma henüz ağır taşların yüklenmediği günleri mumla arıyorum. İş, kariyer, sorumluluk kelimleriyle yüzleşmek yerine kiraladığım kaseti vaktinden geç götürdüğüm kaset dükkanının sahibiyle yüzleşmek istiyorum hergün. ADSL bağlantı hızıma sırtımı dayamış, günde iki film indirerekten oluşturduğum yığını haftada bir kere aldığım o kasetlerin büyüsüne hiçbir zaman ulaşamaycak sanırım.
Dertlenmeler Strikes Back
Rivayete göre eskiden “her sokak dibinde bir Starbucks” hayali akıllarda ampül bile değilken, her sokak dibinde bir kaset dükkanı varmış derler. DVD'nin divx'in adı telafuz edilse bizler için muhtemel UFO çağrışımlarına neden olabilecek o vakitlerde, ilkokul-lise arası çağındaki herhangi bir hafiye delikanlı için en büyük eğlence kaynaklarından biri video kasetlerdi. Bana Cuma günlerinin kutsallığını Din Bilgisi ve Ahlak Kültürü derslerinden çok daha önce öğreten video kasetler...
Bir Varmış Bir Yokmuş
Muhtemelen sönük geçmiş bir hafta içinden sonra Cuma gününün son ders zilinin çalmasıyla okul servisine doğru kan ter içinde kalmakla sonuçlanacak bir depar atılır evvela. New Kids On The Block’lar eşliğinde eve vardıktan sonra okul kıyafetleri sağa sola fırlatılarak çıkarılır. Sonra en çetin safha olan anneden para koparma kısmına gelinir. Oğluna plastik top alsın diye verdiği paralarla kendisine Ören Bayan’dan yeni bir takım nakış dikiş eşyası alabilecek olan anne ilk önce nazlanır. Ama o yaşların verdiği ısrar gücünü kullanma yeteneğinin doruklarında olan çocuk, allem edip kallem edip bir şekilde alır parayı. Sonra apartman yan komşu-alt komşu-üst komşu çocuğu üçlüsünden en az birini kendi saflarına çeker. En zorlu kısım aşılmıştır böylece.
Ne istediğini bilen, kararlı ama paytak adımlar eşliğinde ders başında nice hayaller kurulmasına ön ayak olan, o yaşta bir çocuk için milli kütüphane görünümüne sahip video kaset dükkanına girilir. VHS kaset bölümüne doğru yöneldikten sonra(o devirde VHS’ye sahip olmak daha karizmatikti. Beta’sı olan çocuk hor görülür, kız verilmezdi) yeni gelen filmlere göz atılır. Sonra dükkandaki abi/amca’ya kaş göz atılır. Çünkü bu abi/amca çok yakın tarihte vizyondan kalkmış, orjinal video kasetinin aylar sonra basılacağı filmlerin kopya versiyonlarını içeren bir listeye sahiptir. O listeden bir film seçilir bir de muhtemelen 25. kez izlenecek olan ikinci bir film alınır. Son olarak bakkala uğranır. Bolca Ülker kırmızı çekmece çikolata(napoliten) ve Eti Dilim Kek stoku yapılır.
Beklenen an gelip çatmıştır artık. Ebeveynler için Cuma akşamı BBG(Bir Başka Gece-hatırlayan hatırlar) programını izlemek neyse bu çocuklar için de Cuma akşamı film izlemek odur. Arkadaş takımıyla bir oturuşta izlenir film. Ertesi sabahı erkenden kalkıp tekrardan izleyeceğini bilmenin zevkiyle uyunur. Nitekim ertesi sabahta çatır çatır izlenir o film tekrardan.
Lakin yavaş yavaş ayrılık zamanı gelmiştir. Pazar günlerinin o banyo yapıp, Bizimkiler izledikten sonra erkenden yatma sendromu yavaş yavaş kendini hissetirmeye başlamışken yavaş adımlar eşliğinde geri götürülür o kasetler.
SON
Yukarıda geçen belki de biraz fazla uzun tutulmuş bölüm bu yazı için ne kadar gerekliydi bilmiyorum. Ama bir şekilde yazının içinde olmasını istedim. O kadar yazdıktan sonra silmeye de kıyamadım zaten. Umarım aranızdan birkaçını zaman kapsülüne bindirip o dönemlerde ufak bir tur attırma şerefine erişir.
Şimdi bu vidyo kaset hadisesini o dönemlerde aklıma kazınmış olan, şu an izlesem büyük ihtimal aynı etki-tepkinin ortaya çıkacağı filmlerden birkaçıyla bağlamak istiyorum. İzninizle...
Ferris Bueller’s Day Off(1986)
O dönemlerde şu an ki halinden çok daha popüler olan, dönemin sivilceli ergenlerinde Blue Jean tarafından verilen çıkartmalarının Ralph Macchio(Karate Kid) ile beraber en çok rağbet gördüğü adam olan Matthew Broderick. Belki de oynadığı roller arasında geriye dönüp bakıldığında en hatırlanılası. Dilimize Okulu Kırınca gibi bir formda kazandırılmıştı.
Hasta numarası yaparak okula kıran lisenin en popüler çocuğu Ferris, onun ne mal olduğunun farkında olan ama kimseye inandıramayan okul müdürü Ed Rooney, bunalım arkadaşı Cameron, tatlı kız arkadaşı Sloane ve de fonda müthiş bir Ferrari. Şimdiki Amerikan Komedyalarına ders verecek nitelikte bir çalışma. Hiçbir Amerikan Pastası bu kadar tatlı olamaz...
The Goonies(1985)
Spielberg’ün dehasının bir çocuk masalı için çalıştığı dönemler. Belli ki define avına fena sarmış. Bu sayede biz de mahalle arasında ufaktan çetelerimizi kurup, haritadaki X’i bulma telaşına düşüyoruz. Korsan hikayelerine bandırılmış modern bir çocuk masalı. Dönemin çocuk yıldızlarından Sean Astin(bkz. Yüzüklerin Efendisi’ndeki Sam) ve Corey Feldman’ı görüyoruz filmde.
Iron Eagle(1986)
Adını hatırlamadığım Orta Doğu ülkelerinden biri tarafından rehin alınan pilot babasını kurtarmak için ordudan bir F-16 yürütüp, babasının eski arkadaşı Chappy ile birlikte havalanan Doug Masters(Yine dönemin çıtırı Jason Gedrick). Müziksiz ders çalışamayanlara örnek teşkil etmişliği vardır. Zira kendisi Walkman’ini kulağına takmadan kokpitte rahat edemezdi. Böylece Queen’in One Vision şarkısı eşliğinde nice Mig’ler it dalaşlarında helak oldu film boyunca. Sonradan dandik devam filmleri çekildi başka kadrolarla.
War Games(1983)
“Shall We Play A Game?” gibi bir slogan oluşturan film. Yine bir Matthew Broderick filmi. Bilgisayarıyla okulun bilgisayarına bağlanıp notlarını değiştiren hacker David, günün birinde Amerikan Askeri Merkez Bilgisayarı’nda bir arka kapı bulur. Bu askeri bilgisayar kafayı oyun oynamakla bozmuştur. Ama bu oyun 3. Dünya Savaşı’nı başlatabilecek sonuçlara gebedir. Olsa da bir daha izlesem keşke.
Teen Wolf(1985)
Michael J. Fox, Parkinson’dan nasibini almamış DeLorean’la bir geçmişe bir geleceğe giderken, yetmezmiş gibi bir de kurt adam oluveriyor. Okulun ezik genciyken kurt adam olmasının verdiği avantajları kullanıp zirveye çıkan genç Scott Howard’ın hikayesi. Bu filmde, şimdiki gençlere moda ikonu olmasını dilediğim Stiles denen elemanın kıyafetlerine dikkat. Ayrıca filmde okulun spor salonunda yapılan balodaki sergilenen dans figürleri benim diyen Nu Rave’cinin parmaklarını ısırtan cinsten. Devamı çekildi bununda ve alışıldığı üzere berbattı.
The Lost Boys(1987)
Abimin yastıkla gözlerimi kapadığı sahnelere şimdi baktığımda güldüğüm film.The Thrills gibi “Whatever Happened To Corey Haim?” diyorsanız bu filmi tekrardan izleyin. Vampir soslu Teen Slasher kültü. Ayrıca Kiefer Sutherland’a vampirliğin çok yakıştığını belirtmem gerek. Akabinde Echo And The Bunnymen’in People Are Strange versiyonu ilk aklıma gelen, bu filmle ilgili olarak. Haa bir de şöyle esaslı bir mottosu vardı: “Sleep all day. Party all night. Never grow old. Never die. It's fun to be a vampire!”. Ne yazık ki bunun da devamı çekildi. Allahtan sadece DVD formatında piyasaya sunulacakmış. İğrenç fragmanına Youtube hala açıkken bakabilirsiniz.
Explorers(1985)
Ethan Hawke ve River Phoenix(RIP)’in çocukken ne kadar tatlı olduğunu görmek için birebir. Uzaylı takıntısı olan ufaklık Ben, rüyasında gördüğü cisimleri arkadaşı Wolfgang ve Darren’la inşa ederek bir uzay gemisi meydana getirir. Bakalım o görmeyi çok istediği uzaylıları görebilecek midir?
Three Amigos(1986)
Steve Martin, Chevy Chase ve Martin Short üçlüsünün döktürdüğü muhteşem komedi filmi. Three Amigos adlı filmleriyle şöhret olan üç aktör günün birinde işsiz kalır. O sırada Meksika’da El Guapo adlı hayduttan yaka silken insanlar, bir kilisede bu üç amigonun filmine rastlarlar. Onları gerçek birer kahraman zannederek telgrafla yardım isterler. Film teklifi aldıklarını sanan üç amigo yola koyulur.
Bu filmde o kadar çok komik sahne var ki say say bitmez. Görünmez adamı vurdukları sahne, çölde susuz kaldıkları sahne, El Guapo’nun iki amigoyu yakaldıktan sonra “bugün havadan gringo mu yağıyor?” dediğinde üçüncü amigo Martin Short’un havadan düşmesi ve daha niceleri.
Over The Top(1987)
Dünaynın en iyi bilek güreşi temalı filmi. Dünyanın tek bilek güreşi temalı filmi. Stallone’nin tırı, turnuva finalinde karşılaştığı şişko kel adam, ağlak suratlı oğlu ve de bilek güreşi sırasında şapkasını ters çevirişi... Çok yüzeysel işlenmiş bir baba-oğul ilişkisini görmezden gelebileciğim bu detaylar sayesinde, şu gün TV’de yayınlansa yine izlerim.Yoksa divx’ini indirmek için uğraşmam, DVD’sine de para vermem. Kült filmdir orası ayrı.
Planes, Trains & Automobiles(1987)
Gerçekten birinci sınıf olarak adlandırabileceğim enfes bir komedi filmi. Steve Martin ve John Candy(RIP) başrolleri paylaşıyor. Şükran Günü’nü ailesinin yanında geçirmek için yola çıkan Neal, başına binbür türlü tersliğin geleceğini ve bir de yetmezmiş gibi yürüyen felaket Del Griffith ile tanışacağını nerden bilebilirdi ki? Kevin Bacon’la olan taksi yakalama sahneleri gülerken süründürür.
Yine nostaljiyi iliklere kadar hissettiren bir dosyanın sonuna gelmiş bulunuyoruz. O kadar ki; köşebaşımda bir video kasetçinin olduğunu bilsem, şu saydığım filmlerin hepsini kiralayıp bir çırpıda izlerdim. Ama doğru ya! Canavar gibi ADSl bağlantım var benim. Hepsi bir günde iner nasıl olsa...

Anasayfa>>
Sinema Bölümü>>
|