Die Fälscher - The Counterfeiters

Türkçe çevirisiyle “Kalpazanlar” hakkında bu seneki “En iyi yabancı film” dalında Oscar alana kadar zerre bir bilgim yoktu. Bu yıl zaten bu dal epey tartışmalı oldu. Gelecek seneden itibaren akademi bu dalla ilgili farklı politikalar izleme yoluna gidecekmiş. İsabet olur. Zira, “4 months, 3 weeks, and 2 days”in aday bile olamaması skandala sebep olacaktı az daha. O yüzden bu seneki adaylar hakikaten de bize yabancı filmlerdi. Ödül kazandıktan sonra öğrendim ki film, Yahudi Soykırımı ile ilgiliymiş. O zaman çok da şaşılacak bir durum yok dedim. Bildiğiniz gibi, sever akademi Yahudi Soykırımı, İkinci Dünya Savaşı, Nazizm ile ilgili filmleri. Bugüne kadar izlediğimiz filmler artık o dönemle ve olaylarla ilgili o kadar çok şey anlattılar ki insan ister istemez üç aşağı beş yukarı aynı konuyla çekilen bir soykırım filmi bana farklı ne sunabilir diye düşünüyor. Her ne kadar film bu tereddütümüzü ilk yarısında haksız çıkarıyor olsa da akademinin artık “Yahudi Soykırımı mı? Aferin, işte bu da ödülün” tavrından vazgeçmesi gerektiğini düşünüyorum.

Kalpazanlar, bağlı oldu materyal itibariyle döneme farklı bir pencereden, biraz daha geri planda kalarak bakıyor. Bu sefer olayların tam göbeğinde değiliz. Merkezdeki karakterlerimiz diğer Yahudi kamplarındaki insanların durumuna kıyasla çok daha rahat bir durumdalar. Almanlar, sahte pound ve dolar bastırıp İngiliz ve Amerikan ekonomisini çökertmeyi planlıyorlar. Bunun için de deneyimi olan Yahudileri bir araya toplayıp sahte para basma işine zorluyorlar ve grubun başına da dönemin ünlü kalpazanı olan Salomon’u, ün saldığı adıyla Sally’i getiriyorlar.

Bir süre sonra bu zor şartlarda hayatta kalabildiklerine şükreden ve Nazilere karşı herhangi bir direniş göstermeyen Yahudiler arasında bir çatışma ve vicdan muhasebesi ortaya çıkıyor. Filmin temelinde de zaten bu çatışma var. Bu anlamda karşıtlık yaratan, içinde bulundukları durumu sorgulamalarına sebep olan kişi, filmin uyarlandığı kitabın yazarı Adolf Burger oluyor. Kendisinin daha önce herhangi bir kalpazanlık girişimi olmamış. Yalnızca matbaacı olduğu için orada ve gerçeğinden hiçbir farkı olmayan bir dolar basmak için ona ihtiyaçları var. Sally için önemli olan parayı basmak ve kendisinin ve arkadaşlarının hayatta kalmasını sağlamak. Tam karşısında ise idealist bir tutum sergileyen, sadece o küçük grubun değil tüm Yahudilerin yaşamayı hakkettiğini, bunu gerçekleştirmek içinde başlarındakilere karşı örgütlenmeleri gerektiğini savunan Burger var. Kendisine ihtiyaçları olduğunun farkında olan Burger uzun bir süre dolar basmayı reddediyor ve Nazilerin planlarını yeterince geciktiriyor. Nitekim filmin sonunda da basılan dolarların çok az bir kısmının Amerikan ekonomisine girdiğini, geciktirme planının başarılı olduğunu okuyoruz. Yani bir anlamda Sally’nin gerçekçi bakış açısı karşısında Burger’ın idealist yaklaşımı kazanmış oluyor.

Bu karşıtlık temasının iyi işlenmiş olmasının yanında kapalı tutuldukları nispeten rahat koşulların olduğu yerde biz o dönemki gerilimi, içeridekilerin bakış açısıyla dışarıda olup biteni, karakterlerin içinde bulundukları ruh halini, her an hayatlarının son bulabileceği endişesiyle yaşadıkları sıkıntıyı her dakika, filmin her karesinde hissedebiliyoruz. Yer yer o zulmü açık açık gördüğümüz de oluyor ama genel anlamda ortada görünmeyen bir gerilim var. Bu kadar gerçekçi yansıtılmasında yönetmenin etkisi olduğu kadar oyuncuların da büyük etkisi var şüphesiz. Özellikle Burger-Sally ikisi ve Nazi subayı Herzog ele ele verip filmi bir adım yukarıya taşımışlar. Yönetmenin başarısı ise çekim tekniklerinden ziyade kapalı mekanı iyi kullanmış olmasından kaynaklıyor.

Filme getirebileceğim ufak bir eleştiri ise, seyircide yanlış kişinin bakış açısından izliyormuş hissi yaratması. Her ne kadar ana karakterimiz Sally olsa da film Adolf Burger’ın anılarına dayanıyor. Bu yüzden filmde olayları onun bakış açısından izlememiz gerektiği gibi bir düşünce oluşturdu bende. En azından Burger, Sally’e oranla çok daha geri planda, hikaye onun anılarına dayanıyor olmasına rağmen. Yine de filmin geneli içinde önemsiz bir detay bu.

Kalpazanlar, bize o döneme dair farklı bir bakış açısı sunmuş, genel anlamda başarılı bir film. Derseniz ki “Oscarlık mı?”, oturup uzun uzun tartışmak lazım derim. Film de iyi elbet ama ödül alması Akademi Jürisi içindeki Yahudi lobisinin kudretinden ileri geliyor bana kalırsa. Muhtemelen böyle gelmiş böyle de gidecek.  



Anasayfa>>
Sinema Bölümü>>

 

 



Anasayfa | Müzik | Haber | Sinema | Moda | Olay | Insan | Ajanda| Katalog| Künye
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! 2007-2010