The Drift - Memory Drawings

‘Behnam Manahedji’ mi dinlesem, yoksa ‘Notwist’in yeni albümünü mü, yoksa ‘Frakkur’ mu ?
İnsanın ruhsal ve fiziksel durumu, ‘o’ an ne tür müzik dinlemesi gerektiğine genellikle iyi bir karar veriyor ve seçiminizi de etkiliyor… Ki, ben bunu çok yaşayanlardan biriyim. Belirli bir ses aleminde gezinemiyorum. Devamlı değişime gebe yaşam ve dolayısı algılayabildiğim sesler. Bir gün bakmışım; klasik müzik, başka gün solo sitar, reggae, folk, indie, dub...

Müziğin üretim biçimleri ve ortaya çıkan sesler, çeşit çeşit ve o kadar çok ki; kendimi bu ses taarruzundan korumuyor aksine hepsine bir merhaba diyerek, tanışarak aralarından seçim yapıyor ve yakın arkadaş oluyorum. Hep ben dinliyorum, o da hep söylüyor bazen de konuşuyor. Bu kadar romantik mi ? Tabii, bazen dans ediyor sesi bazen de sert bir şekilde bağırıyor. Bazısı bana hayalindeki özgür dünyayı anlatıyor, bazısı da savaşa duyduğu kızgınlığı kusuyor... Bana insanı anlatıyor hepsi. Şimdi biri yemen türküsü dinliyor yanımda. Sözsüz versiyonudur diye tahminde bulunuyor… Ve öyle çıkıyor. Mırıldanırken, genizinin ve ses tellerininin farklı tonlara ulaşmak için özel bir çaba ile titremesi ve değiştirmesi hoşuna gidiyormuş. Nasıl anlatabilirsiniz ki insanları. Galiba müzik bizim yerimize en iyi şekilde yapıyor bunu.

Karar verip, Behnam Manahedji’yi dinlemeye başladım. Sözsüz, solo sitar ve santür... Sakin bir anımdaydım. Ve sokak, kuş, araba, karga, rüzgar ve şu anda inşaat sesleri... vs. şu an beni tatmin etmeyeceği için, bunların çıkardığı seslere tercüman olabileceğini düşündüğüm ‘persian santoor’ kulağımda.

Bir dakika.. Az önce söylediğim herşeyi unutmayın. ‘Behnam Manahedji’ dışında herşeyi hatırlayabilirsiniz... Dinlemek isteyebileceğim bütün gruplardan vazgeçtim ve aylardır aradığım müziğe şu anda ulaştım.

Karşımda dolu dolu tam 7 şarkı var. Hepsi de sözsüz. Yukarıya geri dönüp devam ediyorum ve Californiya, San Francisco, USA’ li 4 adam bana anlatmaya başlıyorlar . Kendileri ;
Danny Grody – guitar / keyboard
Jeff J. Jacobs – trumpet / synth
Safa Shokrai - upright bass
Rich Douthit - drums

Grubun ilk albümleri “Noumena” ‘Temporary Residence’ tarafından 25 Ekim 2005’te, ‘Live’ albümleri “Ceiling Sky” ise, 6 Kasım 2007 yılında yine aynı şirket tarafından yayınlanmış. Ve bir anda yazımın yönünü değiştiren son albümleri “Memory Drawings” 8 Nisan 2008 yine aynı şirket tarafından çıkartılmış. Gerçekten de son aylardaki ‘yeni’ müzik kıtlığına çok iyi geldi diyebilirim kendi açımdan. Albüm, indie/dub/ambient/enstrümental-postrock olarak etiketlenmiş ve analog teyp ile doğrudan kayıt yapılmış. Alışılageldiğiniz şeylerle karşılaşamayabilirsiniz, galiba biraz önem ve itina istiyor.. Şarkılara gelince;

1. If Wishes Were Like Horse 9:09
2. Uncanny Valley 8:19
3. I Had A List And I Lost It 3:55
4. Golden sands 9:09
5. Smoke falls 9:13
6. Lands end 10:52
7. Floating Truth 4:53

İlk albümlerinden yani 2005' ten sonraki dönemde, ‘Explosions In The Sky’ ve ‘Mono’ ile üç yıl boyunca baştan sona Kuzey Amerika ve Japonya turuna çıkmışlar. Üç yıllık bekleyişte yeni beste sürecinin uzaması, kendileri için iyi olmuş ve sığ sulardan daha derin sulara dalmalarını sağlamış. Yeni besteleri içinde çok sağlam bir altyapıyı düşünmeye-oluşturmaya başlamışlar. Aslında çok uzun bir süreç bugünkü müzik ortamında, her 6 ayda bir albüm çıkaran insanlar az değil ve kalitelerini de az çok kestirebiliyoruz. “Memory Drawings” önceki albüme nazaran, ses açısından benzerlikler taşısa da, bu albümün daha derin ve performans açısından daha doyurucu olduğunu söyleyebiliriz. İnsanı sarsan ve dengesini bozan “Memory Drawings” albümü, analog teyp ile doğrudan kayıt yöntemiyle California’daki bağımsız plak şirketi, Temporary Residence’dan Jay Pellicci’nin “Tiny Telephone” adlı stüdyosunda yapılmış. Albümün kaydında ‘60 ların geç cazı ve ‘70 lerin afro-beat, classic dub miksleri ve ritimlerden ilham alınmış ve yeni bir durum oluşturmuşlar. Bestelerin bu ruha hitap edebilmesi için, kullanılan aletler olduğu gibi, hiçbir dijital süreçten geçirilmeyerek kayıt yapılmış. Kulakların alışık olmadığı, çok farklı birşeyler çıkarmışlar ortaya.

Temel olarak geç ‘60 cazı, afro-beat ve dub ritimlerini kullanarak, kendilerine küçük bir oyun alanı açmışlar ve odaklarını daralttıkları için bu küçük alanda yapabildiklerinin en iyisini yapmaya çalışmışlar. Bu küçük üretim alanına, fazla oyuncak koymadıkları için, ellerinde bulunan oyuncaklarla doya doya, zevkle oynamışlar. Bu durum bestelerini derinlemesine ve daha doğru bir şekilde ortaya koymalarına yardımcı olmuş. Dediğim gibi, aslında “yeni” olanda aradığım şey, bana söylediği sözü ne kadar derin, ne kadar doğru ve ne kadar daha iyi anlatabildiği. O yüzden The Drift'in müzik yaklaşımına “yeni” diyebiliyorum. Albüm baştan sona kayıt yöntemi, içeriği, derinlemesine düşüncesiyle ve yazının başında da gördüğünüz gibi beni bu kadar heyecanlandırmasıyla, anlaştığım ve bana anlatmasına izin verdiğim gruplardan biri diyebilirim.

Albümleri kaçıncı şarkıdan itibaren dinlemeye başlarsınız bilmiyorum, ama mutlaka 6. şarkıdan başlamanızı öneriyorum.. Bestenin ismi; “Lands End” ve 10 dakika 53 saniye. Uzun ve dramatik şarkılar, bildiğimiz gibi çok ince bir ip üzerinde ilerler, şarkı ya müthiş olur ya da düşer gider.. “Lands End” profesyonelce hazırlanmış bir şarkı ve ipi geçti bile. Şarkı, sizi biraz bekletecektir yaklaşık 3-4 dakika boyunca. Bu bekleyişte size elektrikli gitar, davul ve biraz trampette eşlik edecek ve sizle konuşmamakta direnecektir. Sonrasını size bırakıyorum büyüsü kaçmasın. ”Uncanny Valley” şarkısında, afro-beat ve disco ruhunun izlerini çok açık bir şekilde hissedeceksiniz. Tabii insanın içinden dans etmek değil, kulak kabartmak geliyor… ( benim içimden öyle geldi , sonra da tüylerim dans etti.)

Şarkıların dinlediğim kadarını, daha iyi anlayabilmek ve sindirebilmek için sokağa çıktım ve geldim. Anlıyorum ki dışarıda bu albüme benzer ne bir insan gördüm, ne de bir ses duydum. Indie kültürünün bir nevi “bağımsız” müziğini sevenler, bu kültürün bir başka meyvesini tadacaklar bu albümle birlikte. Bu meyve biraz yavaş olgunlaşabilen bir meyve, ama sindire sindire. Hayatların, kültürün ve dünyanın hızına ayak uydurmayıp kendine yeni bir yol bulan, bir çözüm arayan indie kültürü için, bence biçilmiş kaftan ve kendi fikrimce en iyi örneklerinden biri diyebilirim. Dinlemenizi ve arşivinize dahil etmenizi öneririm, çünkü bu adamlar harika bir yoldalar ve ileride isimlerini çokça duyabiliriz. Eminim ki, yapacaklarının en iyisini daha yapmadılar! Zira, şarkıların uzunluklarına bakacak olursak; ortalama 8-9 dakikadan ibaret ve bu haliyle bile tadı damağımda. Bestelerini belki daha minimalize, belki söylecekleri şeyleri daha da derinleştirirlerse tadı damağımızda kalacak lezzetlerine; monosodyum glutamat gibi ama doğal olarak, hayatlarımıza tarif edilemez lezzetler katacaklarına inanıyorum.



Anasayfa>>
Müzik Bölümü>>

 

 



Anasayfa | Müzik | Haber | Sinema | Moda | Olay | Insan | Ajanda| Katalog| Künye
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! 2007-2010