James - Hey Ma
1983 yılında Factory Records ile anlaşma imzalayıp “Jimone” isimli single’larını yayınlayarak müzik hayatına başlayan James; kuruluş döneminde Morrissey tarafından çok büyük destek görmüştür.Manchester sound'u döneminde en verimli dönemlerini yaşamlarına rağmen kendilerinin hiçbir zaman bu akım içerisinde olduklarını kabul etmemişler, özgün bir yolda ilerlediklerini beyan etmişledir. James'in, 1990 yılında Melody Maker'la yaptığı röportajda adlarının neden James olduğu şeklinde sorulan soruya Paul Gilbertson; Orange Juice'ın solisti James Kirk'e duyduğu hayranlık sebebiyle veya kendi bas gitaristi olan Jim Glennie'ye duyduğu hayranlık sebebiyle veya tamamen ilk isimlere karşı ilgisi yüzünden grubun adının "James" olmasına karar vermiş oldukları söylenir.
James son olarak 2001 yılında çıkardıkları “Pleased To Meet You” albümünden sonra Tim Booth gruptan ayrılmış ve James resmi olarak dağılmıştı.7 yıllık aranın ardından eski dostlar 10. stüdyo albümleri olan “Hey Ma” albümü ile tekrar aramızda. James son dönemlerinde Brian Eno ile birlikte deneysel sulara yelken açmış ve daha zor dinlenebilecek albümler yapmışlardı. Özü itibariyle bu albüm Pleased to Meet You’nun devamı niteliğinde görkemli gitarlar eşliğinde kolay dinlenilebilen ve dinledikçe sevilen çok başarılı bir albüm. Albüm gerçekten klişe olacak ama bir olgunluk dönemi meyvesi gibi. Göndermelerle dolu albümde Tim Booth ve çetesi politikaya, savaşa, aileye, gündelik hayata dair söylemlerini yaşadıkları derin kişisel tecrübelerle birleştirerek şarkılara dökmüşler.”Gold Mother” albümünde aynı ismi taşıyan parça annelerin çocuklarını dünyaya getirirken çektikleri acılara karşı yazılmış bir teşekkür parçası niteliğindeydi. İşte o çocuk olgunlaşarak bu albümün kapağından başlayarak albümün özüne nüfus etmiş gözüküyor.
Albüm Tim Booth’un yumuşak vokali eşliğinde hayat doğumdan ölüme kadar dümdüzdür diyerek yaşama dair tasvirlerin yapıldığı melodik yapısıyla dikkat çeken “Bubbles” parçasıyla açılıyor. Albüme ismini verem “Hey Ma” eleştiri dozunun en fazla hissedildiği, kızgın bir şekilde yazılmış tüyler ürpertici kişisel şarkılardan birisi ;biz niçin kavga ediyoruz diyerek çocukların evlerine artık ceset torbasında dönmemelerini isteyen vurucu bir parça. Lou Reed yaklaşımında bir parça olan “Waterfall” karanlık tarzıyla ortalama bir yaşam rüyasının televizyon eşliğinde tavan arasına mahkum olan hayatlara dair bir söylem. ”Oh My Heart” harika vokalleri ile melodramın kıyısında acı bir dürüstlük, tıpkı eski James parçalarında olduğu gibi. Brian Eno estetiği ve synths etkisinin en fazla hissedildiği parçalardan biri “Boom Boom“ buzlu klavye tınıları ile “Millionaires“ dönemlerini hatırlatıyor.Döneminin en iyi gitaristlerinden biri olduğunu düşündüğüm Larry Gatt’ın harika gitar ritimlerinin ve Andy Diagram’ın trompet seslerinin düet yaptığı “White Boy” albümün en güzel anlarından birisi. Karmaşık bir şekilde uzatılan bir şiirin etrafında inşa edilen “Of Monsters and Heroes and Men” ve albümün genel mesajını veren U2 tarzı süründürücü bir pop parçası olan “I Wanna Go Home” diyerek son noktayı şimdilik koyuyoruz.
James bu albümde bize tıpkı anlattıkları hikayelerdeki gibi kendisine hayran bırakılmamak için sert olan bir ebeveyn gibi davranıyor.Tamam bu albümde bir “Sit Down”,”Say Someting”,”Lose Control” yok ama tabir yerindeyse sağ gösterip,sol vuruyorlar. ”Machester’a The Return of the James” filmini izlemeye gidiyorum gidiş-dönüş iki bilet lütfen ama dönüş tarihim belli değil çünkü aklım bu albümde kaldı.

Anasayfa>>
Müzik Bölümü>>
|