Polytechnique

“Oğlum olursa, ona nasıl aşık olacağını öğreteceğim. Kızım olursa, dünyalara sahip olduğunu söyleyeceğim.”

Polytéchnique, 6 Aralık 1989’da Montreal Polytéchnique Okulu'nda gerçekleşen faciadan kurtulanların tanıklıklarından ilham alınarak çekilen bir film. École Polytechnique katliamı olarak da bilinen bu facia, kendini feminist düşmanı olarak gören 25 yaşındaki Marc Lépine’nin yirmi dakika içerisinde 14 kadını öldürdükten sonra intihar etmesini konu alıyor.

Baştan sona siyah beyaz olan filmin belki de en etkileyici yanlarından biri bu. Facia niteliğindeki bir katliamı anlatırken aynı zamanda o katliamı gerçekleştiren kişinin isteyeceği şekilde durumu yüceltmeden, kanı ve şiddeti minimum düzeyde aktarması, filmi benzer konulardaki uyarlama filmlerinin bir adım önüne taşıyor.



Film boyunca Marc Lépine’nin bu faciaya neden olmasının asıl sebebinin ‘feminist düşman’lığı olmasından başka bir şey göremiyorsunuz. Aile yaşantısına dair bildiğimiz tek şey annesine bıraktığı bir cümlelik not olurken, kendi yaşamına dair de sadece evi içerisindeki hallerini görüyoruz. Ve aslında bu durumun nedenlerinden biri, facianın gerçekleştiği dönemde hükümetin, feminizme karşı şiddet fikrinin halk arasında yaygınlaşmasından ve ailelere zarar vermesinden endişelendiği için bütün detayları saklayıp bir nevi örtbas etmesiydi. Marc Lépine’nin intihar notunun dahi saklandığı o dönemde, konuyla ilgili çeşitli fikirler de ortaya atıldı. Bir grup, Lépine’nin misojinist (Küçük yaşlarda kötü davranan bir annenin ya da bir kadının etkisiyle ortaya çıktığı düşünülen, kadınlardan nefret eden kişileri belirtmek için kullanılan psikolojik terim.) olabileceğini iddia ederken, bir grup da feministlere ve feministlerin oluşturduğu sosyal değişime karşı duyduğu öfkeden kaynaklanabileceğini belirtti. Anne Monique Lepine’in oğlunun saldırısının kendisine yönelik olabileceğini söylemesinin ardındansa, aile yaşantısı üzerinden yeni yeni düşünceler ortaya atıldı. Söylenenlere göre Marc Lépine’nin babası kadınların erkeklerle eşit olamayacağını düşünüp ailesine fiziksel şiddet uyguluyordu. Ve sonrasında boşanan bir anne baba portresi ile çocukluktan kalma feminizm odaklı fiziksel şiddet, onun yıllar sonra yaptığı bu katliama sebep olan ruh halini biraz da olsa açıklıyordu.



Olaydan sağ kurtulan Valerie ve Jean-François’in gözünden izlediğimiz film, aslında sadece bir katliamın ve onu gerçekleştiren adamın portresi değil. Daha çok o ana tanık olup hayatını hep o anları hatırlayarak yaşamak zorunda kalacak insanlar üzerine. Valerie, “Mühendislik erkek işidir, eğlenmek için geldiyseniz başka bir bölüm seçin.” diyerek reddedildiği iş görüşmelerine, en yakın arkadaşının sırf kadın olduğu için yanında öldürülmesine rağmen ‘erkek kimliğiyle’ mücadelesine devam ediyor. Ve hatta feministlerin en bilinen mottolarından biri olan ‘kadınsanız, dünyalara sahipsiniz’ cümlesini kızı olursa ona söyleyebilecek kadar feministliğinden vazgeçmiyor. Jean-François ise arkadaşlarına yardım edememiş olmanın çaresizliğini hep üzerinde taşırken, olaydan sağ kurtulup her şeye şahit olmanın da dayanılmaz yüküyle duruma kendi yöntemleriyle isyan ediyor. Her ne kadar film baştan sona olayın tamamına yakın bir gerçeklikle anlatılsa da, zaman zaman oluşan kopukluk olayın sarsıcılığını filmle birlikte tekrardan hissettiremiyor. Gösterildiği yıl Quebec'te büyük tartışmalara yol açmasına rağmen Kanada'da en çok gişe gelirini de elde etmiş olan film, kopuklukları da olsa sadece sonuyla bile oldukça iyi bir seyirlik.


*Yazarımızın tüm yazılarını görmek için veya e-posta göndermek için ismin üzerine tıklayınız.

SON SAYIDAN ÖNERİLER

Anasayfa | Kürsü | İletişim | Künye | Arşiv
Müzik | Sinema | Moda | Güncel Sanat | Etkinlik
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! Magazine © 2007 - 2011