Gen

Bilinmezin, duyulmazın, deliliğin korkusu çok başkadır. Daha keskin, daha derin olur. Tıpkı benim on yıldır bahçe katındaki evimizin canımdan gece odama bakan ve giden adamdan ölümüne korkmam gibi. Biz içinde delilik, çoklu kişilik bozukluğu, şizofreni bulunan hikayeleri severiz. Elimizdeki bir seri katilse, hele bir de akli dengesi yerinde değilse, hele hele bir de çocukluğunda bir travma da varsa ödümüzden kopanı ardımıza bırakmayız.

Sakin birinde bizi korkutan şey, birden üzerimize saldırabilecek olması. Sessizlikte korktuğumuz şey içinde çıkmayı bekleyen bir "çıt"ın olması. Akıl hastalarında korktuğumuz şey, mantıksal çözümlerle geçiremeyeceğimiz yani ikna edemeyeceğimiz işleyişlerinin olması. Tabi bunu korku filmi senaryoları için söylüyorum.



Türkiye'de korku filmlerinin çok eski bir tarihi yok bundan daha önce bahsetmiştim. Bu anlamda emeğin esirgenmediği bir yapım olarak görüyorum "Gen" filmini.

Togan Gökbakar'ın yönettiği korku filminde konu şehir dışında bir akıl hastanesinde geçiyor. Annesi şizofren hastası doktor hanım hastane kadrosuna katılıyor. Adımını atar atmaz iki polis bir intihar. Sanki seri katil hikayesi için her şey hazırlanmış. Şehirden uzakta bir hastane, trafolarda arıza, annesi aynı hastanede 30 yıl önce tedavi görmüş bir şizofren olan çiçeği burnunda idealist doktor, aşırı sakin doktor ve hastabakıcılar.

Yalnız senaryoda fazlasıyla boşluk var. Öncelikle katilin kim olduğu kesinlikle muamma değil. Onu geçelim. Biri çaylak diğeri kıdemli iki polisin hastanedekileri sorguya çekme sırasında sordukları sorular alakasız. Özellikle bir hemşireye "hemşireler genelde tacize uğrar siz uğradınız mı?" demeleri komik olmuş. Yani bunu ima edebilir polis karakteri ama bu şekilde etmez diye düşünüyorum. Onu da geçelim. Anlık ve saniyelik korku unsurları var. Filmdeki öldürme sahnelerini hızlı çekim yapmaları olayın içine biraz daha delilik katmış bunu beğendim açıkçası. Olayın sonunda, filmin başından izlediğimiz bir sahne görüyoruz. Orada neden doktorun gerçeği söylemediği konusunda çok da ikna olamadım mesela.

Açıkçası çekimler konusunda yönetmenin elindeki bütün imkanları ve parayı senaryo doğrultusunda iyi kullandığını düşünüyorum ama elde o kadar bütçe varken senaryonun neden bu kadar kısıtlı olduğunu anlayamıyorum. Bir de ben korku filmlerine sosyal mesajı yakıştıramam. Yani çok iyi olmadıkça. Filmin sonunda akıl hastalarının “nasıl oluyormuş” konulu mesajından da çok hoşlanmadım.

Benim korku filmi kriterlerime göre gerilim ve eğlenceden çok sıkıntı verecek bir yapım. Yönetmenin ilk film projesi olmasına rağmen çekimler fena değil ama senaryo oldukça vasat.


*Yazarımızın tüm yazılarını görmek için veya e-posta göndermek için ismin üzerine tıklayınız.

SON SAYIDAN ÖNERİLER

Anasayfa | Kürsü | İletişim | Künye | Arşiv
Müzik | Sinema | Moda | Güncel Sanat | Etkinlik
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! Magazine © 2007 - 2011