|
Cut Copy - Zonoscope
Cut Copy’nin üçüncü kaydı “Zonoscope” çıkalı birkaç hafta oldu; ve başkalarının fikirlerini merak eden her müzik dinleyicisi gibi ben de boş durmayıp, fikirlerimin aynı yönde olup olmadığını merak ettiğim eleştirmenlerin yazılarını kurcaladım. Birçok profesyonel müzik eleştirmeninin muğlak açıklamalarla geçiştirdiği, ve benim de bir türlü zihnimde oluşturamadığım tatminsizliğin tanımını yapamadığım sırada “amatör” bir blogger, kendi blogunda yeni Cut Copy albümünü, orgazm olmayacağını bile bile seks yapmaya benzetmiş. Sanırım “Zonoscope” için daha iyi bir tanım yapılamazdı.
2004 yılında yayınladıkları, “Bright Like Neon Love” gibi, tüm dinginliğine rağmen bir hayli karakteristik, dinleyinin içini baymayan bir albüme imza atan Avustralyalı synth-pop grubu Cut Copy’nin bir sonraki adımı merak konusu olmuştu. Dört yıl aradan sonra gelen, ikinci albüm “In Ghost Colours” ise, beklentiler boşa çıkarmamış, aynı zamanda “Hearts on Fire” ve “Lights & Music” gibi single’larla gruba yeni hitlerde kazandırmayı da ihmal etmemişti.
Üç yıl aradan sonra gelen “Zonoscope” ise, verdikleri uzun aralara alıştığımız Cut Copy’nin acaba biraz tembellik edip, sound’larını yenileme zahmetine girişip girişmediklerini düşündüren bir kayıt. Daha iyi örneklemem gerekirse, kanımca “In Ghost Colours”, “Zonoscope”’a göre çok daha yeni sound eden bir albümdü.
Üstelik yeni albümün tek problemi bu da değil. Grubun, üç yıl aradan sonra on bir şarkılık bir albümle geri dönüp, “Strange Nostalgia For The Future” gibi “filler” olmaktan öteye geçemeyen şarkılara da yer vermesi, insanı biraz hayal kırıklığına uğratmıyor değil. “Take Me Over” ve “Corner of the Sky”, gruba yeni hitler kazandıracak gibi görünse de, süresi on beş dakikayı aşan “Sun God”, heyecan yoksunu bir epik synthpop denemesi olmaktan öteye geçemiyor.
Kabul, fazla karamsar bir yazı karalıyor olabilirim, “Zonoscope” hakkında. Elbette, vasatın altında seyreden bir albüm değil, Cut Copy’den böyle bir çalışma beklemek de pek mümkün değil. Örneğin, albümün açılışını yapan “Need You Now”, başlangıç için muhteşem bir seçim. Albümü dinlediğiniz sırada karşılaşacağınız bir diğer sürpriz ise, Dan Whitford’un vokal stilinin Jarvis Cocker’a öykündüğü, Pulp-vari “Alisa”. “Hangin on Every Heartbeat” ve “This Is All We’ve Got” gibi şarkılar da, “Ben neden bu albümü dinliyorum?” diye sordurtmadan, gayet “safe” bir şekilde albümün sonlanmasını sağlayan parçalar.
Dolayısıyla, gerçekten orgazmsız bir seks, kaymaksız bir ekmek kadayıfı, limonsuz tekila ve hatta sifonu çalışmayan bir tuvalete benziyor “Zonoscope”. Her ne kadar albümdeki new wave etkisi göz ardı edilemeyecek kadar bariz bir biçimde ortaya koyulmuş olsa da, Whitford’un bahsettiği Tom Tom Club ve David Bowie etkileşimlerinin albümde pek de hakkının verilerek kendine yer edindiğini söyleyemem. “Biz nasıl olsa yapıyoruz, siz de dinleyin hiç olmazsa,” mantığını albüm sonlandığında yaşadığınız tatminsizlikten anlıyorsunuz. Biz Cut Copy’i dinlemesine dinliyoruz, fakat daha fazlasını hak etmiyor muyuz? Bir sonraki albüm için, yani Cut Copy’nin verdiği araları hesaba katarsak bir dört yıl kadar sonra, bu konuyu yeniden tartışabiliriz, ve umarım o zaman daha güzel şeyler söyleyebiliriz grup hakkında.

*Yazarımızın tüm yazılarını görmek için veya e-posta göndermek için ismin üzerine tıklayınız.
|