İstanbul Moda Haftası - Ezgi Başer

Bir IFW daha renklisiyle, renksiziyle, ünlüsüyle, ünsüzüyle geride kaldı. Bilgi Üniversitesi'nin Santral kampüsünde kurulan üste gerçekleşen etkinlik, tıpkı geçen yıl olduğu gibi Taşkışla'nın samimi havasını özletmekle birlikte daha çok karma defileleri, heyecanla beklenen Bora Aksu, Hakan Yıldırım gibi isimlerin eksikliği ve zaman zaman da organizasyon aksaklıklarıyla konuşulur oldu. Defilelerin ancak hafta sonu ayağına katılabildiğim için kalabalığa tanıklık ettim ve yine daha önceki IFW'lerde olduğu gibi sokak modasının podyumdan daha ilgi çekici olduğunu gözlerimle gördüm. Böyle anlarda "Face Hunter yaşadı" diye düşünmekten kendini alamıyor insan. Gelelim defilelere...

Cumartesi günü katıldığım ilk defile Avva'nın erkek koleksiyonuydu.



Defilenin açılışını ve kapanışını sürpriz bir isim olarak Pascal Nouma yaptı. Üzerinde beyaz bir trençkot ile geçiş yapan Nouma'nın ardından koleksiyon parçaları bir bir dökülmeye başladığında Avva'nın yine klasik çizgisini takip ettiğine tanık olduk. Siyah, bordo, gri gibi koyu renklerin kullanıldığı koleksiyonun spor bölümünde genel olarak yün ceket ve hırkalarla kombin edilmiş jean'ler, ekose desenler ve deri ayrıntılar hakimdi. Klasik bölüme ise ön düğme yüzleri biyeli gömleklerle tek ve iki düğmeli ceketler ağırlığını koyuyordu. Bunun yanı sıra papyon ve kesik uçlu kravatlar da aksesuar olarak her iki segmentte dikkat çekiyordu. Fakat ben Avva'nın çizgisinden fazla ödün vermeyeceğini bilmekle birlikte yeni nesil tasarımcılar gibi biraz daha yeniliğe açık olmalarını bekliyordum. Örneğin kemer ayrıntıları, düğmelerin ağırlığı nedeniyle olduğunu tahmin ettiğim ve sarkmış olduğuna ihtimal vermek istemediğim spor hırka önleri ve düşük tutulan jean cepleri üzerinde düzenleme yapıldığı takdirde daha geniş bir kitleye hitap edeceğini düşünüyorum.

Bununla birlikte, geçtiğimiz IFW'nin "keşke olmasaydı"larından biri olarak anılan platin saçlı modellerin aksine, bu koleksiyonda modern şekilde tasarlanan styling'in daha başarılı olduğunu eklemek lazım. Umarım IFW'nin yaz ayağında daha canlı ve yenilikçi bir koleksiyon görme fırsatı buluruz.



İkinci defile ise ezelden beri hayran olduğum ve IFW için en heyecanla beklediğim Gamze Saraçoğlu'na aitti.

Black Ink (Siyah Mürekkep) isimli koleksiyonda genel olarak yalın fakat dikkat çekici, son derece feminen bir hava çizilmişti. Kırmızı, gül kurusu, pudra rengi, beyaz, siyah, dore ve toprak renklerinin kullanıldığı giysilerde özellikle yumuşak formlu şifonların ve ince kesim piliselerin kullanımı oldukça başarılıydı. Bunun yanı sıra transparan detaylar ve sırt dekolteleri de abartısız ve elegan görünüyor, sökülmüş havası veren kesik etek uçaklarının altından görünen üst parçalar da koleksiyonun temel yapı taşlarından birini oluşturuyordu. Koleksiyonun en sevdiğim kısmı ise bilhassa kısa eteklerde kullanılan uzun ve kısa kuyruklarla sert yakalar oldu. Şifonun dik yakalar ve manşetlerle yumuşatılmasının son derece albenili bir görüntü kazandırdığını söylemeliyim.

Tamamlayıcı detaylarda ise dore puantiyeli siyah çoraplar ve dizüstü çizmeler kullanmayı tercih etmiş Saraçoğlu. Bu tercihi sebebiyle şu an dahi kendisini kutlamak istiyorum. Penti'nin özel olarak tasarladığı bu çoraplar satışa girecek mi bilmem, fakat girer girmez kasada ilk duranın ben olacağını söylemeliyim. Aynı husus Penti'nin Zeynep Erdoğan için hazırladığı çoraplarda da geçerli. İple çekiliyor, haberiniz olsun.

Defilede modellerin maskülen ve sert adımları ile muazzam kalın siyah kaşları da oldukça dikkat çekiciydi. P.S. Didem Soydan, seni seviyoruz!

Bu arada bir büyük övgüyü de müziklere göndermeliyim. Şu ana kadar katıldığım defileler arasında bana göre en başarılı müziklere Saraçoğlu'nda imza atılmış. Özellikle Reset! ekibinin de çok sevdiği These New Puritans'ın We Want War şarkısının havayı bir anda değiştirdiğini ve benimle birlikte çok insana tempo tutmaktan defileyi unutturmak üzere olduğunu söylemek lazım. Yani Gamze Saraçoğlu'na her açıdan alkış! İşte böyle anlarda İstanbul'da modanın heyecan verici olduğunu anlıyoruz.



Pazar günü ise vakit sıkıntısı nedeniyle yalnızca Gül Ağış defilesine katılma fırsatı buldum.

Lug von Siga markasıyla tanınan Gül Ağış'ın Patti Smith ve Picasso'dan ilham aldığı koleksiyon öncelikle davetiyeleriyle aklımızı çelmişti zaten. Nitekim parçaları da gördükten sonra akıl çelinmesinin hiç fena olmadığına kanaat getirdim. Grinin açık ve gri tonları, siyah ve saks mavisinin paleti oluşturduğu koleksiyonda Gül Ağış asimetrik kesimleri klasik parçalarla birleştirme yoluna gitmiş. Kaşmir, deri ve şifon kullanımları, lateks ve fermuar ayrıntılarıyla bezenmiş.

Tıpkı Gamze Saraçoğlu'nda olduğu gibi şifon üst parçaların etek altlarından taştığı görünümlere yer veren Ağış'la birlikte gelecek kışın öncü modalarından biriyle tanışmış oluyoruz. Bunun yanı sıra özellikle oldukça düşük ağın tercih edildiği bol kesim pantolonları, yarasa kanadını andıran yumuşak deri ve kaşmir ceketleri, yine bol kesimli deri etekleri ve kıyafetten bağımsız sert yakaları çok beğendim. Bununla birlikte aksesuarlarda kullanılan ilginç formlu, daha çok hava yastığını andıran etoller ve özellikle eldiven, kemer, boyun bağı ve çoraplarda karşımıza çıkan deri de sade koleksiyona farklı bir tat kattığı için ilgimi çekti. Şunu da belirtmeden geçmeyim, bahsettiğim etoller ve kare cepler nedeniyle olsa gerek, koleksiyon bana bir parça da olsa Alexander Wang'in 2011/2012 sonbahar/kış koleksiyonunu hatırlattı. Acaba Wang'in koleksiyonu henüz birkaç gün önce New York moda haftasında görücüye çıktığından biz de yarışa ucundan katılıyor olabilir miyiz?

Modellere gelecek olursak bu asimetrik detaylar ve koyu renkler için son derece yerinde bir seçim olarak soluk tenlere lacivert ruj uygulanmıştı. Defilenin sürprizi ise Bennu Gerede'yi podyumda görmemiz oldu. Gerede gerçekten farklı bir karizmaya sahip ve bu soğuk koleksiyonu özetlemek için yerinde seçilmiş bir isim olduğunu düşünüyorum.

Neticede IFW'nin yazın gerçekleşecek ayağı için birçok aksaklığın giderileceğini ve daha muntazam bir organizasyona imza atılacağını umuyorum. Bir de blogger'lara daha çok yer verilmesi gerçekten başarılı bir hamle, dünya bu yöne giderken dümenimizi ufak ufak da olsa doğru rotaya kırmak umutlandırıyor. Henüz çok erken olduğunun farkındayım, zihniyetin de eğlenceden uzaklaşıp yavaş yavaş ciddiyete el atması şart, ama yine de tüm bunlar IFW'yi yılın en hareketli ve cazip etkinliklerinden biri olmaktan alıkoymuyor elbette.


*Yazarımızın tüm yazılarını görmek için veya e-posta göndermek için ismin üzerine tıklayınız.

SON SAYIDAN ÖNERİLER

Anasayfa | Kürsü | İletişim | Künye | Arşiv
Müzik | Sinema | Moda | Güncel Sanat | Etkinlik
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! Magazine © 2007 - 2011