|
Boyundan Büyük İşler Yapan Fotoğraf Sanatçısı; Emircan Soksan
Takı tasarımcısı arkadaşım Bilun (Şen) ile yaz sonlarında görüştüğümüzde bana bir fotoğraf projesi için aksesuar yaptığını söylemişti. Emircan Soksan’ın adını ilk kez o zaman duydum. Meğer Bilun’cum Emircan’ın “Le Freak” isimli çekimine aksesuar tasarlamakla meşgulmüş. Sonrasında Emircan’ın model Deniz Eslek ile yaptığı “Rouge” videosunu izledim. İşte o zaman “Tamam” dedim, “Bu yeteneğin sahibi ile ilk fırsatta tanışmalı hatta beraber çalışmalıyım”. İşte bizim tanışmamız da böyle oldu Emircan ile.

Yeteneği sizi aldatmasın, Emircan çok genç bir fotoğrafçı, henüz 19 yaşında. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde Şehir ve Bölge Planlama okuyor. Fotoğrafla tanışması ilkokul 3.sınıfta bir “Kodak” makineyle olmuş. O günden beri belli aralıklar dışında makine hep elinde. Deyim yerindeyse profesyonel anlamda makineyi eline alması ise lise yıllarında olmuş. Herkes gibi nesne, doğa fotoğraflarıyla başlayıp sonraki zamanlarda ise insan fotoğrafları çekmeye yönelmiş.

Reset! Magazine: Peki, moda fotoğrafçılığı nasıl başladı? Şu ana kadar kimlerle çalıştın?
Aslında uzun zamandır modayla, tasarımla yakından ilgiliyim. Fakat amacım hiçbir zaman “moda fotoğrafçılığı” olmamıştı. Sadece bir zamandan sonra modellerimi daha şık, daha farklı giydirmek istedim. Sonra bir baktım ki yaptığımız şeyin adı “moda fotoğrafçılığı” olmuş. Ama şunu belirtmem lazım; benim için moda kendimi daha iyi ifade etmede sadece bir araç. Şu ana kadar genellikle dönem temalı (80’ler retro’su gibi) çekimler yaptığımızdan butik mağazalarla çalıştık. Onun dışında başka video sanatçıları, özellikle bu işin okulunu okumuş kişilerle işbirliği yapıyoruz. Bir de geçtiğimiz Istanbul Fashion Week 2011’de sanal defile portalı Modazon ekibiyle beraber video çalışmaları yaptık.
Reset! Magazine: Deniz Eslek ile yaptığın kısa videoları izledim. Böyle bir çalışma yapmak nereden aklına geldi?
Deniz’le yaptığım “Rouge” adlı kısa film çekiminden önce 4 tane daha bu formatta video çekimi yapmıştım. Yani konsept farklı ama format aynı. Kısa filme liseden beri ilgim vardı zaten. Bu da beni fotoğraf çekimlerinde hazır bu işe gönül veren insanları yakalamışken bir de kısa film çekmeye itti. “Rouge” adlı çekimi de uzun süre planlamıştım, tek eksiğim istediğim gibi bir modeldi. Deniz’i görünce; “Tamamdır, işte bu!” dedim. Deniz de bizi kırmadı ve eğlenceli bir kısa film ve fotoğraf çekimi ortaya çıkardık.


Reset! Magazine: Moda fotoğraflarında fotoğraf kadar model, styling ve kıyafetler de önem taşıyor. Kimlerle çalışıyorsun? Kimlerle çalışmak istiyorsun?
Şu ana kadar bütçesi çok büyük çekimler yapmadığımızdan modellerimizi genelde arkadaşlarımdan ve arkadaşlarımın arkadaşlarından buldum. Sosyal medya burada devreye giriyor. Henüz ben de çok fazla basılı mecrada bulunmadığımdan portfolyömü sunmam ve styling konusunda birilerinden destek almam için sosyal medya bize yardımcı oluyor. Şu ana kadar dönemsel temalı çekimlerimizde Matchbox Vintage, Tabe Kıyamet, Bilun Design bizi styling yönünden besledi. Onun dışında farklı – deneysel kostümler tasarlayan tasarımcılarla da işbirliği yapmak istiyorum. Aynı zamanda mekansal tasarımlar yapan iç mimarlarla, sanatçılarla da farklı işler yapmak istiyorum. Planladığımız birçok çekim ve işbirliği kurmak istediğimiz birçok yaratıcı insan var.
Reset! Magazine: Türk modası hakkında ne düşünüyorsun? Beğendiğin modacılar kimler? Kimlerle çalışmak isterdin?
Klişe bir cümleyle başlayayım; Türkiye’de moda, henüz gelişmeye başlamış, taze bir sektör. Fakat ne yazık ki bu tazeliğin ve yeni doğmuşluğun fırsatlarından yararlanıp farklı şeyler yaparak ses getirmek isteyen tasarımcılar bir elin parmağını geçmiyor, aksine hazır olanı işleyerek kolay yolu seçiyorlar. Sanatta, tasarımda yeni bir farkındalık yaratmak için biraz riske girmelisiniz. Bir şeyin moda olması için ne giyilmesine ihtiyacı vardır ne de herkesin sevmesine. Ben pek tabii ki bir kült haline gelmiş Hüseyin Çağlayan ile çalışmak isterdim. Onun dışında Simay Bülbül’ün ve daha çok yeni ve geç gündeme gelmiş Burçe Bekrek’in, tabii ki bir de Arzu Kaprol’un tasarımlarını çok beğeniyorum. Onlarla işbirliği yapmak isterdim.


Reset! Magazine: Beğendiğin Türk ve yabancı fotoğrafçılar kimler?
Açıkçası her geçen gün bakış açımla beraber beğendiğim fotoğrafçılar da değişiyor ama son zamanlarda Türk fotoğrafçı olarak Koray Birand’ı ve Emre Ünal’ı beğeniyorum. Yabancı fotoğrafçılardan ise Steven Meisel, Patrick Demarchelier, Bruno Dayan, Nick Brandt, Nick Knight, Karl Lagerfeld ve aklıma gelmeyen birçok isim. Ve tabii ki bir ekip olarak Mert & Marcus.
Reset! Magazine: Fotoğraf makinelerinin yerini dijital makineler almaya başlayınca artık fotoğraflar da bilgisayara yüklenir ve bilgisayarda arşivlenir oldu. Sen bu duruma nasıl bakıyorsun? Beğendiğin fotoğrafları basıyor, bastırıyor musun?
Çoğunun aksine dijital fotoğrafçılıkla beraber fotoğrafın ve fotoğrafçılığın değerinin düştüğüne inananlardan değilim. Evet, şu bir gerçek artık neredeyse sonsuz hakkımız var doğru fotoğrafa ulaşabilmemiz için. Ama doğru fotoğrafa ulaşmak her halükarda zahmetli bir uğraş. Teknoloji sadece basım işlemlerimizi basite indirgiyor. Ben de zaman buldukça beğendiğim fotoğrafları bastırıyorum ve arşivliyorum.
Reset! Magazine: Fotoğrafa yeni başlayanlara neler önerirsin?
Söyleyecek çok bir şey yok; makinelerini ellerinden hiç düşürmemeleri ve popülarist heveslerden uzak olarak sadece fotoğrafçılığa gönül verip, farklı işler çıkarmaları gerek. Bir de tam olarak ne fotoğrafı çekmek istediğine karar verirlerse fotoğrafçılığı bir kariyer haline de getirebilirler tabii ki.


Reset! Magazine: Moda akımlarını ve trendleri takip ediyor musun? Giyimini, stilini beğendiğin kişiler kimler?
Elimde olduğu kadar takip ediyorum. Pek isimlere takılmıyorum ama aklımda olduğu kadarıyla Ece Sükan, Burcu Esmersoy, Agyness Deyn, Kate Moss. Erkeklerden de ise kesinlikle Tom Ford ve Pawel Bednare. Birçok unuttuğum isim de cabası.
Reset! Magazine: Moda ile ilgili bir mesleğin var, peki alışverişle aran nasıl? Nerelerden alışveriş yapıyorsun?
Genellikle vitrinleri hafta ve hafta takip eden bir insanım. Olabildiğince düzgün giyinmeye çalışıyorum. Gel gelelim elbette birçok markaya bayılıyorum ama ortalama bir öğrenci olarak şimdilik Zara, Massimo Dutti, Mango, Banana Republic ile idare ediyorum.
Reset! Magazine: Son dönemde bloggerlar da artık profesyonel fotoğrafçılarla çalışıyor. Bu konuda ne düşünüyorsun?
Ben de birkaç kez bloggerlarla beraber çekim yaptım. Bu konudaki gelişimlerini heyecanla takip ediyorum. Profesyonellerle işbirliği kurmaları çok yerinde bir davranış ve diğer tasarımcıların ve basın organlarının da dikkatlerini epey çekmeye başladılar. İlerisini de oldukça aydınlık görüyorum.


Reset! Magazine: Takip ettiğin ve beğendiğin yerli ve yabancı bloggerlar kimler?
Açıkçası çok fazla blog takip etmiyorum. Türkiye’de bu işi gerçekten büyük bir ustalıkla ve özveriyle yapan styleboom’u takip ediyorum zamanım oldukça. Erkek modası için de vazgeçilmezim “nice things for nice boys”. Yabancı bloggerlardan da vaktim el verdiğince The Sartorialist’i takip ediyorum. Çoğu zaman internet beni nereye sürüklerse kendimi orada ilginç bir şeyler bulup okurken yakalıyorum.
Reset! Magazine: Emircan’ın hedefleri neler?
Öncelikle fotoğrafçılığımı daha çok geliştirmek tabii. Laf aramızda halen çoğu stüdyo ekipmanına yabancıyım. Kısa moda filmlerine devam edeceğim ve bunun için de baya uğraşıyoruz. İleride modayla iç içe bir uzun metrajlı filmin yönetmenliğini yapmak isterim. Daha fazla yaratıcı insanla çalışmak istiyorum. Bir de çok alakasız kalacak ama bir defilenin koreografisini ve podyum düzenlemesini yapmak gibi bir hayalim var. Ayrıca ileride her fotoğrafçı gibi benim de hayalim bir sergi açmak. Bunlar gibi bir sürü hayalim var. Bunları gerçekleştirmek için de dişimi tırnağıma takıp çalışıyorum. Şimdiden bu listeye bir kaç tik atacağım günü heyecanla bekliyorum.
Reset! Magazine: Bu sene 2011 Şubat ayında gerçekleşen İstanbul Moda Haftası’na da fotoğrafçı ve izleyici olarak katıldın. Moda Haftası hakkında neler düşünüyorsun?
Bu sezon yine geçen sezonki gibi İstanbul Moda Haftası’nda (Şubat 2011) video çalışması ve fotoğraf çekimi yaptım. Sürekli oradaydım ve gözlem yapma şansım oldu. Öncelikle sürekli bir şeyleri pervasızca eleştirmek yerine, organizasyonda görev alan, emek veren, ter döken herkesi tebrik etmek gerek. Çünkü, bu çok zorlu bir süreç. Türkiye’de moda haftası geçmişi çok fazla değil, taşlar zamanla yerine oturuyor. Geçen ilkbahar-yaz sezonu Moda Haftası’na göre birçok organizasyon hatası düzeltilmişti. Her defilede ayrı ayrı verilen giriş kartları kafamızı biraz karıştırsa da büyük ölçüde yığılmalar engellendi. Yine tabii ki PR firmalarının her tasarımcıda değişmesinden kaynaklı sorunlar yaşandı. Neyse ki bu sefer çok da uçuk hatalar olmadı. Geçen sefer gidenler hatırlar, Arzu Kaprol defilesinde, kırmızı tünel girişindeki güvenlik görevlisi insanların tünele girmesine izin vermişti fakat tünelin sonundaki defile kapısındaki güvenlik görevlileri girişi engellemişti. Kesinlikle başarısız bir durumdu. Bu sene bu kadar büyük hatalar yoktu.
Defile alanına gelecek olursak; çok büyük bir hayranlık yaşadığım söylenemez. Ama geçen seneye göre catwalk alanı uzatılmıştı. Yanlış hatırlamıyorsam 35 metre. Geçen seneki gibi görüntüyü engelleyen metal kolonlar yoktu. Onun dışında catwalk alanı çok alçaktı. Bu tip alanların biraz daha yüceleştirilmesi taraftarıyım. Bir de yine her zamanki gibi defile mekanı değerlendirilmemişti. Tamam mekansal yerleştirme yapmak bir saatlik defile arasında oldukça zor bir şey ama imkansız değil. Küçük jestler yapılabilir. Dolce & Gabbana’nın Milan Moda Haftası İlkbahar/Yaz 2011 defilesini hatırlarsınız. Yerlere çim döşenmişti ve bol bol çiçek kullanılmıştı. Bu tip jestler yapılabilir. Anlatımı kesinlikle güçlendirecektir. Bunun için de “artık” farklı isimlerle çalışmaları gerekiyor tasarımcıların. Koreografi de aynı şekilde. Artık defile yapmanın bir sergilemeden çok bir “show business” olduğu bilincine varılmalı bence. Defileden çıkışta insanların aklında bir şeyler kalmalı. Etkilenmeliler. Yine tasarımcıların kendilerini birazcık olsun tehlikeye atıp farklı isimlerle çalışmaları gerekiyor.

Reset! Magazine: Peki tasarımcılar ve tasarımları hakkında ne düşünüyorsun?
Tasarımlara ve tasarımcılara gelecek olursak, “genel olarak” yine çok çok heyecan verici bir şeyle karşılaştığım söylenemez. Gerçi Türkiye’de Moda Haftası’nın sürdürülebilir olması bile beni yeterince heyecanlandıran bir durum. Çoğu tasarımcı yine kendi idealine ve konseptine bağlı kalarak başarılı işler çıkarmış. Simay Bülbül yine beni şaşırtmadı. Tasarımından koreografisine farkını ortaya koymuştu. Niyazi Erdoğan ise “Dolmuş” konseptiyle ilgi odağı oldu. Oldukça ilginçti. Zeynep Erdoğan ve Zeynep Tosun harikaydı. Onlara bakarsanız Türkiye’de modanın bir geleceği olduğuna inanabilirsiniz. Atıl Kutoğlu yine elegant ve gösterişliydi ama açıkçası tam bir konsept yakalayamadım. Ama kumaş ve renk kullanımı yine harikaydı. Günseli Türkay her zamanki gibi fotoğraflamaktan en çok zevk aldığım tasarımlara sahipti. Bir tasarımcı bu kadar mı optimist ve duygusal tasarımlar yapar. Çok başarılıydı. Mehtap Elaidi ise kendisine özgü örüntüsüyle tasarımlarını yapmış. Bazı yerlerde sıkıcılaştığını düşünsem de oldukça orijinaldi. Gamze Saraçoğlu da her zamanki gibi şıktı. En sevdiğim renkleri kullanmıştı. Nejla Güvenç ve Tuvana Büyükçınar ise özelleştirilmiş hazır giyim sektörüne farklı bir bakış açısı getirmişti. Deniz Kaprol’un yeri ise ilk takı defilesini gerçekleştirilmesi ile ayrı. Oldukça başarılı bir şovdu. Özgür Masur’a zaten diyecek fazla söz yok. Harika renkler, kesimler ve kumaşlar. Benim yaklaşımlarım bunlar ama sonuç olarak bir tasarımcı değilim, ne kadar profesyonel bir eleştiridir orasını tam bilmiyorum.

Ama genel olarak bence bir Moda Haftasını daha tasarımcılar alınlarının akıyla geçirdi. Tekrar bu iş uğruna emek veren, aralıksız çalışan, ter döken, tasarımcılara, organizatörlere, makyözlere, saç tasarımcılarına, kamera arkasında çalışan ekiplere, güvenlik görevlilerine, temizlik görevlilerine, garsonlara ve aklıma gelmeyen daha birçok çalışana kendi adıma ve birçoğumuz adına teşekkür ederim.
Reset! Magazine: Ben de bu keyifli sohbet için sana çok teşekkür ederim.
http://www.facebook.com/emircansoksan
http://www.emircansoksan.tumblr.com
http://www.twitter.com/emircans
http://www.johnnyjoker.deviantart.com
http://www.flickr.com/emircans
http://www.vimeo.com/emircans
http://www.behance.net/emircans
Rouge video’su : http://vimeo.com/14765876
Play Dirty video’su : http://vimeo.com/13152687
Le Freak video’su : http://vimeo.com/13710332
Pagan Poetry video’su : http://vimeo.com/10228715
La Ritournelle video’su : http://vimeo.com/11864043
Vertigo video’su : http://vimeo.com/15185394

*Yazarımızın tüm yazılarını görmek için veya e-posta göndermek için ismin üzerine tıklayınız.
|