Juno

Can sıkıntısından bir gece en yakın arkadaşı Paulie ile beraber olan Juno’nun, bu ilk tecrübesinden sonra hamile kalmasıyla başlayan filmde kimi zaman gülümsetecek kimi zaman hüzünlendirecek ama hiçbir zaman yargılama amacı gütmeyen bir yolculuğa çıkıyoruz. Juno’ya göre ise her şey bir koltuk ile başlıyor.

Hazırcevaplılığı, geniş kelime dağarcığı ve yaşına göre oldukça olgun oluşuyla dikkat çeken Juno diğer gençlik filmi karakterlerine göre oldukça farklı bir imaj çiziyor. Zaten önceden karikatür olarak kağıda dökülmüş ve bu da filmin jeneriğine yansıyarak hoş bir hava yaratmış. Juno’nun kıyafetleri, tavırları ve fiziği karakter için ne kadar önem taşısa da, en çok diyalogları ve yaptığı pop kültür referansları gibi detaylara dikkat edildiği anlaşılıyor. Bu senenin Little Miss Sunshine’ı olarak değerlendirilen, böyle sade konulu bir filmde detayların önemini düşünürsek bu durum filmi güçlendirmede yardımcı olmuş. Daha önce Thank You for Smoking filminden tanıyacağınız yönetmen Jason Reitman ise, Hollywood filmlerine uygun kıyafeti giydirerek bağımsız film görüntüsü vermekte iyice uzmanlaşmış. Kendine has çekim teknikleri, filmde kullandığı şarkılara verdiği önem fark ediliyor. Özellikle Juno ile Paulie’nin beraber çalıp söyledikleri parça Anyone Else But You uzun süre aklınızda kalacaktır.

Juno’da göze batan birkaç ayrıntı da yok değil. Hamile olduğunu ailesine söyleyen 16 yaşındaki bir kızın aldığı ılımlı ötesi tepkiye şaşırmadan edemiyorsunuz. “Okuldan atıldığını veya uyuşturucu kullandığını sanıp korkmuştuk, alt tarafı hamileymişsin.” benzeri bir cümleye bile tanık oluyoruz. Yine de Juno’nun babası ve üvey annesi o kadar sempatik ve cana yakınlar ki tüm bunları göz ardı edip, bu kadar destekleyici ve iyimser bir ailenin var olabileceğine insan seve seve inanıyor. Juno’nun bebeği konusundaki ilk kararı kliniğin kapısına gidene kadar aldırmak oluyor, ancak bu karardan çabucak vazgeçiyor. Güzel olan taraf ise kürtajdan vazgeçme kararı, filmde bir mesaj verme havası yaratmadan yapılabiliyor. Gazeteyi açıp çocuk sahip olamayan çiftlerden en mükemmel ve uygun gözükenlere, bebeğini evlatlık vermeye karar veren Juno, hem bebeği için en iyi olanı yaptığı hem de başka bir aileyi mutlu edeceği için kararından gayet memnun hayatına devam ediyor. Filmin başında edindiğimiz tüm izlenimler, bu noktadan itibaren film boyunca sarsılıp tam tersine dönmeye başlıyor. İşine düşkün, mükemmeliyetçi anne adayımız Vanessa (Jennifer Garner) biraz soğuk ve espri anlayışından mahrum gözükürken, eşi Mark (Jason Bateman) eskiden müzik grubu olan şimdi ise reklam jingleları besteleyen biri olarak cool bir imaj çiziyor. Anne olmak en büyük hayali olan Vanessa’yı daha yakından tanımaya başladığımızda duygusal yönüyle tanışıyoruz ve aslında ne kadar zor bir durumda olduğunu anlayıp sempati duyuyoruz. Mark’ın ise Juno ile karısından çok ortak yanı olduğu ortaya çıkıyor ve bu çerçevede beklenmedik, bazen uygunsuz kaçabilecek bir arkadaşlık kuruyorlar. Başta gözümüze kafa gözüküp bize kendini sevdiren baba adayının sonradan ne kadar uygunsuz ve dengesiz davrandığını görünce, bu arkadaşlıkta kimin genç kimin yetişkin olduğu bulanıklaşıyor. Adeta büyümüş de küçülmüş olan ve kendini yetişkinler dünyasını tamamen çözmüş zanneden Juno’nun karşılaştığı olumsuzluklar sonucu kafasının karışması ve kendini çaresiz hissetmesi filme duygu ve hareket kazandırıyor. Bu hem ona hem de izleyiciye, kendisinin henüz 16 yaşında olan hamile bir kız olduğunu hatırlıyor. Bu esnada yardımına koşan, bebeğinin babası Paulie oluyor. Yaşıt olmaları, en yakın arkadaş olmanın yarattığı özel bağ ve birbirini anlama bu dönemi beraber atlatabilmelerini sağlıyor. Juno’nun Paulie’ye neden ve nasıl aşık olduğunu izlemiyoruz ama buna gerek de kalmıyor. Düşündüğünü ve inandığını söylemekten hiçbir zaman çekinmeyen Juno, Paulie’ye âşık olduğunu hem kendine hem de bize kendi ağzıyla itiraf edince, bize de anca ona inanmak düşüyor.

Ellen Page, Hard Candy’deki kadar iyi bir performans göstermese de filmi Juno yapan ana faktör olduğu tartışılmaz bir gerçek. Jennifer Garner ise her zaman yer aldığı aksiyon filmlerindeki güçlü kadın rolünü bir kenara bırakıp hassas, incinebilir kadın karakterine başarıyla bürünüyor. Hatta en duygulu anlar, beklenmedik bir şekilde Garner tarafından seyirciye yaşatılıyor. Michael Cera, hafif ezik ama iyi kalpli genç erkek olarak yazılmış Paulie’yi tipinin de yardımıyla gayet inandırıcı bir şekilde canlandırıyor.

Juno, sıkça zeki bir komedi olarak nitelendirildi. Bu tanım onun için hem yetersiz hem de uygunsuz kaçıyor. Ne kadar zeki ve ilginç diyaloglar içerse de bunların pek kahkaha attıran cinsten olduğu söylenemez. İzlerken suratınızda hafif bir gülümsemeyi sabitleştirebilen, abartmadan ideal miktarda duygusallık sunan Juno, farkına bile varmadan içinizi ısıtabilen bir film  



Anasayfa>>
Sinema Bölümü>>

 

Anasayfa | Müzik | Haber | Sinema | Moda | Olay | Insan | Ajanda| Katalog| Künye
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! 2007-2008