Romulus, My Father

Avustralyalı yazar Raimond Gaita’nın anılarına dayanan Romulus, My Father Avrupa’dan kalkıp Avustralya’ya yerleşen bir ailenin kayboluş ve parçalanış hikayesi. Richard Roxburgh, bu ilk yönetmenlik denemesinde bir ailenin sürüklenişini, annenin gel-gitleri karşısında sağlam duruşunu muhafaza etmeye ve oğluna tek başına bakmaya çalışan bir babanın dramını; ve bunca hengamenin ortasında kalmış, ailesini kendince dengede tutmaya çalışan küçük Raimond’ın yaşadıklarını beyazperdeye olabildiğince karikatürize etmeden ve duygu sömürüsüne kaçmadan başarılı bir biçimde yansıtmış. Gerçi filmin bu başarısında yönetmenden ziyade görüntü yönetmeninin daha büyük bir payı varmış gibi duruyor. Sinematografisine bakınca, bilhassa çorak Avustralya topraklarına göz attığımız sahnelerde, bunu fark etmemek elde değil.

Filmde gördüklerimizin gerçeklere dayandığını göz önünde bulundurursak başta Romulus olmak üzere karakterlerin içinde bulunduğu içler acısı duruma kahrolmamak elde değil. Ortada, kim bilir ne hayallerle gelip Avustralya’ya yerleşen bir ailenin dramı var. Bu ana hikayenin temelini oluşturması gereken göçmen hikayesi senaryoya rahatlıkla yerleştirilebilecek güzel bir ayrıntı olabilirdi. Ama onun yerine birkaç detayla geçiştirmeyi tercih etmişler. Aslına bakarsanız senaryo da gayet müsaitmiş, çünkü olmasa da olurmuş diyebileceğimiz pek çok sahne mevcut filmde. Yine de sonuç olarak anlatmak istediği ana hikayeden hiç kopmuyor ve derdini çok da göze parmak misali olmayan mesajlarla anlatıyor.

Frank Potente, ara sıra ortaya çıkıp baba-oğul’un düzenini bozan, bir yandan onlardan ayrılamayan ama diğer taraftan başka adamlarla birlikte olmaya devam eden Christine rolünde seyirciyi arada bırakan farklı bir anne profiline imza atıyor. İçinde bulunduğu duygusal dengesizliği o kadar iyi yansıtıyor ki siz bir yandan “Allah’ın cezası kadın!” derken, öte yandan da ona acımadan edemiyorsunuz. Çünkü ailenin bu kadar bölük börçük hale gelmesinin temel sebeplerinden biri Christine’in dengesizliği. Öte yandan karısının tutarsızlığına tezat oluşturacak derecede sağlam karakterli, oğluyla başının çaresine bakmaya çalışan Romulus var. Birçok kişiye garip gelecek olan karmaşık bir aile düzeni/düzensizliğine neden olan karısını, birlikte yaşadığı adamla evine kabul edebilecek kadar çok seven Romulus rolünde her filmde bir kez daha takdir ettiğim Eric Bana az replikle sessiz sakin ama vurucu bir performans sergilemiş.

Ailenin içinde bulunduğu zor koşullar, bütün bireylerin hayallerinin tek tek yok olmasının ve ardı ardına yaşanan hayal kırıklarının bu denli gerçekçi yansıtılmasında bağlı olduğu materyal ve bu iki oyuncunun başarısının yanı sıra bir kişinin daha büyük payı var. O da filme müthiş bir katkı sağlamış 2 yaşındaki kürdan bacaklı oyuncu Kodi Smit-McPhee. Tarifim için üzgünüm ama feci halde dikkatimi çekti çırpı bacakları. Ama bu küçük velet nasıl boyundan büyük bir iş çıkarmış, işte onun tarifi mümkün değil. İlk dakikadan itibaren hayran hayran izlettiriyor kendini. Bu noktada araya sokuşturma ihtiyacı hissettiğim tek problemse yıllar geçmesine rağmen Raimond’ta en ufak bir fiziksel değişme yaşanmamış olması. Zaten yaşından büyük bir karakteri canlandıran Kodi Smit-McPhee büyümüş Raimond’ı canlandırınca, en azından görünüş olarak komik kaçmış. Arada en ufak bir fark olmamasından mütevellit, satır arasına bir bilgi sıkıştırmasalar biz yıllar geçtiğini bile idrak edemeyeceğiz. Ama genç oyuncu bunun da altından kalkmış. Şu son dönemde patlayan yetenekli genç oyuncular arasından kendine yer edinebilir rahatlıkla.

Filmin senaryo anlamında tek sorunu, belki de fazlasıyla sadık bir uyarlama olmaya çalışması. Raimond Gaita’nın anılarını okumuş değilim ama filmin Raimond ile ilgili her ayrıntıdan mümkün olabildiğince bahsetmek gibi bir gayesi var. Bu yüzden kısa kısa onunla ilgili hemen hemen her şeyi anlatmaya çalışıyor; siz de kesik kesik verilen sahneleri izlerken sanki bir şeyler atlanmış gibi hissediyorsunuz. Akıp giden görüntülerden ziyade fotoğraf karesi gibi çekimler var. Bu, sahnelerin parça parça verildiği farklı çekim tekniği filmin akıcılığını da yavaşlatan bir etken. Bu yüzden pek çok kişinin pek de keyif almayacağı bir teknik olduğunu söylersem sallamış olmam herhalde. Yine de sadece bu ilginçliği bile övgüyü hak ediyor bana kalırsa. Sonlara doğru belki biraz konuyu uzatması ve dağıtmasının dışında filmde aksayan bir şey olduğunu söylemek çok zor.

Kısacası “Romulus, My Father”, uzaktan bakınca “Babam ve Oğlum” tadında bir baba-oğul hikayesi gibi dursa da, daha çok çocuğun gözünden anlatılan parçalanmış göçmen bir ailenin hikayesi. İlk yönetmenlik denemesi olduğunu göz önünde bulundurursak bir hayli de başarılı. En azından güzel görüntüleri, başarılı oyunculukları ve her ailenin yaşayabileceği türde evrensel problemleri anlattığı için kesinlikle şans verilmesi gereken vizyon filmlerinden.  



Anasayfa>>
Sinema Bölümü>>

 

Anasayfa | Müzik | Haber | Sinema | Moda | Olay | Insan | Ajanda| Katalog| Künye
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! 2007-2008