Paranoid Park
Gus Van Sant, film çektiğinde “hemen gidip izleyeyim” dediğim bir yönetmen değil. Hatta yakınından bile geçmiyor. Farklı çekim tekniklerinin ve hikaye anlatımının birçoklarına ilginç ve etkileyici geldiğine eminim ama benim gözümde izleyicinin gözünü boyamaya çalışan, “dur bir iki tane teknik göstereyim akıllarını alayım” diyen bir adamdan fazlası değil. Muhtemelen böyle bir niyeti de yok, kendi derdini anlatmaya çalışıyor kendince ama sanki sürekli bu farklı oluşunu kanıtlama çabası içinde. Sanırım bu saydığım nedenlerden ötürü olacak tek beğendiğim filmi belki de en “Gus Van Sant-olmayan” filmi Good Will Hunting olmuştur. Etrafımdakilerin öve öve bitiremediği ve izlemem için ısrar ettiği Keanu Reeves ve genç yaşta ölen River Phoenix’in oynadığı “My Own Private Idaho”yu izledikten sonra kendisine olan bakış açımın değişebileceğini sanmıyorum. Bu iyi ya da kötü bir film oluşundan ziyade hitap ettiği kitleyle alakalı. “Bende bir sorun var herhalde” deyip çekindiğim için beğenmediğimi bile söyleyememiştim. Üstüne bir de Cannes Jürisiyle tamamen ayrı kafada olduğumuzu idrak etmeme sebep olan Elephant eklenince, Paranoid Park’ı izlemek için pek de hevesli olmadığımı tahmin edersiniz. Ama nedir? İştir, görevdir, izlemezsek ayıp olur dedik; gittik, gördük.
Karşıma çıkan film de tam olarak beklediğim gibi bir şey oldu nitekim. Beni hiç şaşırtmayan tipik bir Gus Van Sant filmi. İki cümle de filmle ilgili yazayım, ayıp oldu adamcağıza. Olay şundan ibaret sevgili okurlar; Alex adındaki kaykaycı genç, Paranoid Park isimli kaykaycı gençliğin takıldığı yerde bir güvenlik görevlisinin ölümüne sebep olur ve bunu kimselere anlatamaz. Bildiğimiz Suç ve Ceza hikayesi kısaca. Fakat genç oyuncunun bu vicdan azabını hakkıyla yansıttığını söylemek güç. Tabi öte yandan yönetmen bildiğini okuyarak farklı bir karakter çizmek ve “bu adam anca bu kadar suçluluk duyabiliyor” demek istemiş olabilir. Dediğim gibi adamın dilinden pek anlamıyorum. Aslına bakarsanız, yönetmenin oyuncuları Myspace’ten bulup çıkarttığını göz önüne alırsak genç oyuncuların rol yapma kabiliyetlerinin bu kadar düşük oluşuna şaşırmamak lazım. Yine de başroldeki Alex’i canlandıran genç kardeşimiz elinden geleni yapmış.
Sanırım müzikleri ve maalesef uzun süre hafızamdan silinmeyecek olan bir sahneye sahip olmasaydı (o kadar ani oluyor ki kafanızı çevirmeyi ya da gözlerinizi kapamayı bile idrak edemiyorsunuz), muhtemelen filmle ilgili aklımda en ufak bir ayrıntı kalmayacaktı. Gene müzik kullanımı her Van Sant filminde olduğu gibi başarılı. Kayda değer bulduğum tek noktası bu olsa gerek. Hani gene Elliot Smith çalmamış olsa azıcık bile sempatimi kazanamayacaktı kendisi.
Önümüze yeni bir şeyle gelmeyen Gus ağabeyimiz gene kendine has taktiklerini kullanarak “bakın ben bağımsız film yapıyorum burada, kalıpların dışındayım gördüğünüz gibi” demeye çalışmış. Fakat bu farklı olma çabası da sıradanlıkla sonuçlanmış. Önceki filminden farklı bir şey yok ortada çünkü. Buyurun formülünü falan da yazdım üşenmeyip sizler için;
Aynı noktadan uzun uzun çekimler yap, oyuncuların yüzüne odaklanma tam olarak(burada itinayla alttan, üstten, arkadan falan çekim yapılır. En olmadı flulaştırılır ki biz karakteri göremeyelim); ara sıra ekranı karartıp aydınlat, ilginçlik katmak için kurguyu değiştir azcık, ne bileyim Lostçuluk oyna iki üç flashback yap, araya hikayeyle alakası olmayan bir iki gereksiz sahne sokuştur, bir de üstüne bazı sahneleri ağır çekimde verdin miydi, oldu mu sana 40 dakikada anlatılabilecek hikaye 1.5 saat? Bildiğimiz Gus Van Sant yani. Ne eksik ne fazla.
Toparlarsak, gerçi konuya da çok girmedim ya zaten neyse, Paranoid Park yönetmenin Elephant’ın üstüne hiçbir şey koymadan anlatmaya çalıştığı bir başka gençlik filmi. Sıradan olan bir hikayeyi sıradan değilmiş gibi bize yedirmeye çalışmış usta yönetmen. Size ne derece ilginç geliyor bilmiyorum bu adamın tarzı ama ben doydum, sağ olun. Şimdi müsaadenizle gidip Good Will Hunting filmini bilmem kaçıncıya izleyip bağrıma basmak istiyorum.

Anasayfa>>
Sinema Bölümü>> |