Markku Peltola
Bir haftadır kulağımdan düşmeyen kaliteli bir müzik icrasi. Melankolik melodik. Kışın içinden alıp bahara taşıyan, insanı çimlerin ortasina attikdan sonra, güneşe karşi yalniz ve belkide albümün güneşin ta kendisi olduğu, keyifli bir albüm.
Markku Peltola ( 12 Temmuz 1956 - 31 Aralik 2007 ) Finlandiya'li aktör ve müzisyen.
Bir çoğumuz 2003 yılında, gezici film festivalinin filmlerinden biri olan “The man without a past”, “Geçmişi olmayan adam” filmiyle geçmişi olmayan adam rolünde tanidik kendisini. Bunun dişinda ki yer aldıgı filmler ise;
1996: Drifting Clouds
1999: Juha
2002: The Man Without a Past
2004: Lasileuka
2006: Kamome Shokudo
2006: Jade Warrior
2007: Riivaaja
gibi filmleri var ki; bence müzikal yeteneği bu filmlerden ağır basabilir.
Daha önce hiç duymadığım bir özelliği olan müzisyen-gitarist tarafını daha yeni keşfetmiş bulunmaktayım. 1980 yılında kurulan Motelli Skronkle'in solisti ve gitaristi olan Peltola aynı zamanda iki solo albüm çıkardı; “Buster Keatonin ratsutilalla” yani ( Buster Keaton's horse-breeding) Ektro Records tarafından 2003 yılında ve yine aynı şirket tarafından, “ Buster Keaton tarkistaa idän ja lännen “ , ( Butser Keaton check east and west ) ise 2006 nın başlarında yayınlandı. Aynı zamanda Finlandiya-Tampere'de ki Telakka restaurant-tiyatrosunun kuruluşunda ve oyunlarında, başrollerden biri ona aitti.
Peki; Peltola'nın 2003 ve 2006 yıllarında yayınlanan iki albümde de ismi olan Buster Keaton'dan
daha doğrusu bir çoğumuzun ismini anımsamadığı, ancak sinema tarihinde önemli bir yere sahip olan sessiz sinemanın üstadı Buster Keaton'dan biraz bahsetmekte yarar var albümü daha iyi anlayabilmek için. Zira albüm kapağından da anlaşılacağı üzere atın üzerine binmiş olan adam Buster Keaton.Yüzün üzerinde filme imzasını atmış Peltola'nın hayranı olduğu “ big stone face” yani büyük taştan surat olarakta bilinen Keaton, şöyle kısa bir özetle; 4 Ekim 1895 – 1 Şubat 1966 arasında dünyaya uğramış olan Kansas'lı Joseph Fransic Keaton'a, buster ( mahveden ) ismini, daha 6 aylıkken aile arkadaşı olan ünlü sihirbaz Harry Houdini takmıştır. Daha 3 yaşındayken ailesinin oyunlarında sahnelere adım atmış ve komedyenlik hayati başlamış olan Buster Keaton , 3 yaşındayken rol aldığı bir oyunda, diğer izleyicileri rahatsız eden, ön sırada oturan bir izleyiciye babası sinirlenip Buster Keaton'ı seyircinin üstüne fırlatmış ve izleyicinin 3 kaburgası kırılmış ama Keaton'ın burnu bile kanamamış.
Basamakları son sürat tırmanarak ilerleyen zamanlarda ünlü olur ve 1917 de Hollywood'da film çevirmeye başlar. Hayatının en önemli adımlarını atmaya başlayan Keaton, başyapıtı sayılan The General filmini 1927 de çeker .Mimiklerin komedinin temeli olduğu bir dönemde Keaton tam tersine anlamsız bir ifade, duygusuz ve tepkisiz bir suratla seyircinin karşısına çıkar ve yinede seyirciyi güldürür. Bana sorarsanız eğer döneminin diğer komedyeni olan Chaplin'in tersine bir tarzı olmasına ragmen aynen onun gibi komik durur.
Eger ikisinin arasında bir ayrım yapacak olursak; Chaplin bir şekilde komedi yarışında en büyük olabilmişti tamam, ama sanki bana yağmurda ıslanmış bir kedinin duygu sömürüsü yaparak süt istemesi ve bunu başarması gibi geliyor başarısı.. Hatta büyük bir başarı. Ancak Keaton'da bu biraz farklı sanırım. Filmlerinde baskılara boyun eğmeyen , adaletsizliklere karşı çıkan, haksızlığa direnen karakterini bizzat halkın içinden, normal bir insanın gündelik hayatinda karşısına çıkan sorunlarla uç noktalara varan bir kararlilikla mücadele etmiştir ve bizzat bu komiktir. Bir tür mücadele içindedir hayata karşı protesto edermişçesine. İnsan ilişkilerinin çikmaz bir sokağa doğru yürüdüğünü daha o dönemlerde seyirciye gösterir ve seyircilerde güler...
1930 yilinda, Joseph Schenk ile birlikte kurduğu film şirketini, arkadaşı MGM' ye satınca filmlerindeki hakimiyeti tümüyle kalkar ve bu onun için sonun başlangıçlarından biri olur, üretimini azaltır. Alkolü sorunlarına derman olarak görür ve yaklaşık 20 sene sürecek bir paslanma dönemine girer ve bu durum '50 lerde Chaplin'in “ Limelight ” ( Sahne ışıkları ) filmiyle deneyim olarak sahnelere döner. Ve tekrar keşfedilmişcesine eski filmler tekrar ortaya çıkar ve tez konularında kullanılır hayatı ve filmleri. 1957' de Samuel Beckett, Keaton'ın hayatini filme alir ve filmin ismi “ Film ” olur. 1959 yilinda özel bir oskar odülü ile ödüllendirilir. 1966' da ise kanserden dolayı hayata veda eder. Hakkında birçok biyografi çıkar kimse komedinin yetenekli çocuğunu unutmasin diye. İlerleyen zamanlarda belki baska bir sayıda Keaton ve filmleri hakkinda bahsetmek üzere sözü bir cümle için David Robinson'a bırakıyorum..
“O dünya halk kültür mirasina, en üst düzeydeki palyaço ozan olarak geçecek “( David Robinson )
Buster Keaton'dan lezzetli izler bulacağınız bir albümün içinde, Samuel Beckett tarzı bir dunya yaklaşımı olduğunu düşündüğüm, umarsız tavrıyla ( bu davranisla aksine herseyi umdugunu gosteren ) Keaton 'i Markku Peltola'nin
“Buster Keaton tarkistaa idän ja lännen” 2006 albümündeki 2. şarki olan “ Ihan ensin aivan suoraan” ( At first right away quite directly) adlı sarkının çok iyi anlattiğini düşünüyorum. Soğuk ve hüzünlü bir hayatin sıcacık şarkısı gibi. Sonbaharda dökülen yapraklarla başlayan, kışı binbir badirelerle atlatan, baharda bir çiçek gibi tekrar ortaya çıkan ve dünyadan çiçek olarak ayrilan, güzel bir kısa film...
Aslinda finlandiyanin soguk diyarlarinda yasayan Peltola'nin Keaton'a olan hayranlığını anlamamak elde değil. Kuzey demişken bana hep ne kadar soğuk durursa dursunlar; çok temiz, pak gelmişlerdir kuzey insanları yaşamları, şarkıları, sesleri, diyarları.
Grup elemanlari ise ;
Markku Peltola - Gitar
Tommi Laine - Gitar
Timo Kaaja - Bas
Pirkko Kontkanen - Violin
Juppo Paavola - Perküsyon
Janne Tuomi – Trombon - Perküsyon
Son söz ; 2003 yilinda yayinlanan albüm hakkinda pek fazla bir yorumda bulunamayacağım ama 2006 albümü elimde “ soğuk soğuk “ bana bakıyor. Albüm genellikle folk rock, acoustic, experimental ezgilerini taşıyor. Nasıl bir sounda sahipler derseniz minimal folk rock ve bazen ağır ilerleyen ritimler diyebilirim. Albümü dinlerken sanki gözümün önünden sessiz filmler geçti, Japon ritimleri. Albüm gerçeklerle boğuşmamak için araya hiçbir neden koymayan ve bire bir bu sorunları kendine dert eden ve alnının akıyla kurtulmaya çalışan. Albüm kendi içinde sorular soracaktır size ama sizi sorunlardan kurtarır mı kurtarmaz mı orasına siz karar verin.Albümdeki şarkılar kısa film formunda, insanın çıkmaz sokakları üzerine hazırlanmış sanki. Hepsi bir hayat. Neden bu kadar anlam yükledim derseniz; albüm bunu sağladı. Bu da albümün başarısı hakkında biraz sır verebilir. Hissedin hissettirin.
Murat

Anasayfa>>
Müzik Bölümü>> |