Adam Green – Sixes & Sevens
The Moldy Peaches, şu sıralar Juno soundtrack’i Anyone Else But You’nun cicim aylarını geçiririrken , grubun erkek tavşanı Adam Green zafer sarhoşluğuna kapılmayıp, beşinci solo albümü Sixes & Sevens’ı cuk oturtulmuş bir zamanda bizlere sunuyor.
Anti-folkie Green’in The Moldy Peaches’dan önce, kendisinin bilinmesini, daha başına buyruk olmasına bağlayabiliriz. Belki de çoğunuz Adam Green’i dinledikten sonra The Moldy Peaches’la tanıştınız. ‘81 doğumlu bir insanın birkaç grup kaydının üstüne –tam üstüne- beş albüm çıkartması kulağa pek insanî gelmiyor. Zaten bu beyfendi grupta biraz başına buyruk davranıyordu: Grubun dişi tavşanı Kimya Dawson’la beraber seslendirdikleri şarkıları, solo çalışmalarda seslendirmeme anlaşması yapmalarına rağmen, Green birkaç şarkıyı konserde Carl Barat ve The Libertines zamanlarının Pete Doherty’si ile seslendirdi. Kimya Dawson’da zaten bu durumların üstünde pek durmayıp, barış işareti olarak iki parmağını havaya kaldırdı ve ortaya bir adet Anyone Else But You çıktı. İnsanlar Ellen Page - Michale Cera ikilisinin filmde seslendirdikleri cover’ını daha çok beğenedursun, benim oyum ise Dawson ve Green’in bu steril birlikteliğine gitsin.
Sixes & Sevens’ı dinlemeden önce dikkatimi çeken şey ise albüm kapağındaki naif -Oliver Twist bakışlı- Adam Green fotoğrafı oldu. Görüntüsüyle tezat oluşturcak bariton adamımız beşinci albümle bizlere yenilip-yutulabilir oniki şarkı sunuyor. Şarkılara genel olarak bakacak olursak, çok sesli ve daha olgun bir albümle karşı karşıya kaldığımızı söyleyebiliriz: Orkestra ve korolar, Green’e bazı anlar anti-folk’tan klasik melodilere geçişler yaşatmış. Bu işte, efsanevi aranjör David Campbell’ın parmağının olduğunu ise es geçmemek gerek. Pedal steel gitarlar, gittikçe etkisini arttıran yaylılar, hileli panflüt ve saksafonlar ise bu çalışmanın suç ortağı olmuş. İşte bu nedenden dolayı modern zamanlardan kopup, ara ara 60’lar swing’ine de merhaba diyoruz. Örnek vermek gerekirse; albümün ilk single’ı Morning After Midnight, bunu en yoğun hissettiğimiz şarkılardan biri oluyor.
Hemen ardından Twee Twee Dee gibi fiyakalı disco-pop bir şarkıya geçmek bizleri, dolu dolu bir albüm dinlediğimiz hissine kaptırsa da bazı şarkılar kötü dakikaların felaket tellallığını yapabiliyor! You Get So Lucky ise durumu zor kurtaranlardan: Şarkı bol kaktüslü ve kızılderili bir western filminin açılış müziği gibi bayık bir girişle başlıyor ve sonrasında keman yoğunluğu artıp, güneşten kızmış kırmızı toprakların diyarı Grand Canyon’dan yurdumuza giriş yapmamızı nihayetinde sağlıyor. Drowning Head Jacket ise Anyone Else But You tadında hafifmeşrep bir şarkı. Bariton sesli Green’i bu şarkıyla biraz daha ılımlı yakalıyoruz. Sesine en masum tezatı ise arkadan yükselen müzip saksafon darbeleri oluşturuyor. Hadi duruma biraz daha indiekodu bir tutum getirirelim: Şarkıda Green’e kızarkadaşı eşlik ediyor!
Önce Juno ve sonrasında Sixes & Sevens... Düşünüyorum da uzun bıyıklı ve kulaklı Green daha tercih edilesi... Bu bağlamda daha pastoral melodilerle geri dönmek üzere Adam’ı havucuyla yuvasına geri uğurlayalım.

Anasayfa>>
Müzik Bölümü>> |