The Long Blondes - "Couples"

Çok bereketli bir dönem geçirmekteyiz. Bu sayıda ilgili yazıları da bulacağınız Erol Alkan'ın baştan yarattığı Mystery Jets ve Jack White'ın yaratıcılığım geri döndü diye avaz avaz bağırdığı The Raconteurs'ın senenin en iyi albümlerini önümüze vurduğu, Alex Turner 'ınise kendisine tapınmamız için üç sene içinde üçüncü "taş" gibi albümünü yayımlamak için gün saydığı bir ay içindeyiz. The Whip, MGMT gibi konulara hiç girmiyorum. Hele bir kaç aya kadar çıkacak Franz Ferdinand ve The Killers'ı aklıma bile getirmiyorum, çıldırmamak adına. Böyle ciddi bir yağmur altında olunca da birçok güzel ama mükemmel olmayan albüm arada kaynıyor haliyle... Ne yazık ki The Long Blondes'un albümü de bu kaynayanlar arasında yerini almış gibi gözüküyor ama durum öyle mi?

The Long Blondes nedir, kimdir bilmeyen tanımayan kalmamıştır herhalde. Hani şu M.Manson konserinden evvel, uğruna kara kara metalcilerin arasına kamikaze yaptığım grup. “Nineteen, you ‘re only nineteen for god’s sake” diyenler. Bundan yaklaşık 6 ay önce Erol Alkan’la birlikte hazırlamaya başladıkları, bugün de mevzu bahis olan ikinci albümlerinin adı ise “Couples”. Tahmin edebileceğiniz gibi ilişkiler, biraz da spoiler vermek gerekirse biten ilişkiler hakkında. Bilenler bilir 2006 yılında ilk albümleri çıktığında davulcu Screech ve basist Reenie, gitarist Dorian ve diğer gitarist Emma birer çiftti. Bu geçen iki sene de bu çiftlerin ve bir uzun mesafe ilişkisi olan Kate’in de artık birer single olmaları da sanırım Couples’ın iki ucundaki tırnak işaretlerinin sebebi.

Albümün açılış ve çıkış şarkısı olan Century kulağımıza biraz garip tınlamıştı ilk duyduğumuzda. Long Blondes’un o sevimli, biraz da retro havası gitmiş olabildiğine cool ve alımlı bir indie grup çalıyordu sanki. “Erol Alkan Long Blondes’ dan neler yaratmış.” diyenler olsa da, ben o eski formülün tadı damağında kalanlardanım. İkinci sıradaki ve albümün en dikkat çekici şarkısı Guilt ise bir üst paragrafta söylediklerimle birleştirildikten sonra tekrar daha bir anlaşılır hale geliyor. Kate’in ayrılmak için buluştuğu erkek arkadaşıyla birlikte taksiden inip evlerine doğru belki de son bir “makeup sex” yürürken, kamera esas kıza döndüğünde çalmaya başlayan soundtrack’in ta kendisi.

“We were driving off in a taxi
You were looking out the window
And I was looking down at the floor
There's nothing to say anymore
We both know why we're here
And now you tell me
You've got me in your room
And now you're telling me you want this to work”

Albümde benim dikkatimi çeken bir diğer parçalar ise “Here It Comes to Serious Bit” ve “I’m Going to Hell”. İki şarkının da ortak yönleri sanki ilk albüm Someone to Drive You Home’dan fırlamış gibi olmaları. Özellikle I’m Going to Hell’de sarf edilen “I don’t even belileve in Heaven, I don’t even believe in hell maybe that’s the problem” sözleri Giddy Stratospheres’da aynı çocuğu paylaşamadıkları kıza söylediği “Yar saçların lüle lüle, hadi sana güle güle” tadında çemkiren femme fatale Kate’in bu hallerini açıklamaya çalışması gibi geldi ister istemez.
Çok uzatmaya lüzum yok. The Long Blondes yine dinlenmesi çok eğlenceli, ilk albümden farklı ve bu yüzden de bana göre kıyaslanmaması gereken bir albüme imza atmış. Albümde var olan ve burada değinmediğim diğer parçalar da kesinlikle es geçilesi değil. Bu albüm geçen sene gelse patırtı kütürtü yapardı ancak şu aralar yukarda da söylediğimiz gibi biraz sönük kaldı dersek sanırım tam olarak hakkını vermiş oluruz.



Anasayfa>>
Müzik Bölümü>>

 

 



Anasayfa | Müzik | Haber | Sinema | Moda | Olay | Insan | Ajanda| Katalog| Künye
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! 2007-2010