Sherlock
Yaz sezonunun gelmesiyle birlikte tatile giren diziler, zaten sıcaktan dışarı çıkmaya hacetimiz kalmadığı bu günlerde içimizin daha da bir kıyılmasına sebebiyet veriyor. Yaz sezonunda gezmekten anladığım; klimalı bir ortamdan klimalı bir vasıta ile gene klimalı bir mekâna gitmek olduğu düşünülecek olursa, ev gezmeleri (klimalı evi olan arkadaşlar tercihimdir) ya da alışveriş merkezlerine gidip amaçsızca dolaşmak dışında çok da bir tercih kalmıyor. E hep evde otur otur nereye kadar; tamam arkadaşlarımızla muhabbet etmek güzel bir şey olsa da, sözün bittiği yerde biçimsiz sessizlikler sinirlerimi geriyor. Bu sebeple yazın gündüz vakti beni dışarı çıkarabilmek için ya havuzlu bir evinizin olması ya da denize nazır bir tatil yöresinde ikamet ediyor olmanız gerekiyor (başvurular için künyeden mail adresime bakabilirsiniz.).
Sıcaklar ve adeta gözle görülebilir nem partikülleri havada asılıyken, evde oturduğum zaman içerisinde de sıkıntıdan Çernobil olmamak adına sevgili internetim ve sevgili televizyonum benim için bir vazgeçilmez. Lakin dediğim gibi diziler tatile giriyor ve ne yazık ki bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda yapıma kalıyoruz. Yeni bir beşeri afete sebebiyet vermek istemeyen sevgili İngilizler, elleri dert görmesin, yepyeni bir diziyle karşımıza çıkarak dertlere derman oluyorlar; “Sherlock”.

Sherlock Holmes, birçoğumuzun bildiği üzere İskoç yazar ve aynı zamanda doktor olan Sir Arthur Conan Doyle tarafından yaratılmış bir karakter. İlk kez 1887 yılında “A Study in Scarlet” isimli hikâyeyle okuyucuların karşısına çıkan detektifimiz; mantıki akıl yürütmesiyle en karmaşık davaları çözer. Bohem detektifimiz genel hijyen kurallarını göz ardı eder, tek bir bakışıyla karakter tahlili yapar, uyuşturucu bağımlısıdır, insanlarla sosyal bir iletişim içine girmekte zorlandığından etrafında çok kimse yoktur. Bütün bu olumsuzluklarına rağmen Scotland Yard için vazgeçilmez bir danışman detektiftir çünkü o olmadan cinayet davalarını çözmeleri imkânsızdır. İnsanlarla iletişimi zor olduğu için tek arkadaşı olarak nitelendirilebilecek kişi Dr. Watson’dır. Ve her kahramanın olduğu gibi Sherlock Holmes’ün de baş düşmanı (arch enemy/nemesis artık ne derseniz) mevcuttur, Moriarty, ve onu alt etmek için elinden geleni yapar.

Bu kadar wikipedia bilgisinden sonra bahsetmek istediğim, daha sadece 2 bölümü yayınlanmış olan “Sherlock” isimli İngiliz dizisi. Adından da kolayca anlaşılabileceği üzere (kör kör parmağım gözüne), dizi Sherlock Holmes’ün maceradan maceraya koşuşunu konu ediyor. Her ne kadar Guy Ritchie’nin “Sherlock Holmes”ünden sonra benim gözümde artık Holmes anca Robert Downey Jr. olabilse de, Benedict Cumberbatch de muazzam bir performans sergiliyor (zaten o isimle aksi düşünülemezdi). Watson rolünde de “The Hitchhiker’s Guide To The Galaxy”den tanıyabileceğiniz Martin Freeman yer alıyor. Hikâyeler orijinalindeki gibi 19. Yüzyıl İngiltere’si yerine günümüzde geçiyor. Açıkçası bu dönüşüm başta beni endişelendirmişti; uzun pardösülü, fötr şapkalı ve pipolu bir Holmes modern çağda çok sakil durabilirdi. Ama İngilizlerden bahsediyoruz, her devirde bu kıyafetleri giyebilir ve kendilerine yakıştırabilirler (örnek için yemeklerden sonra iki ölçü Dr. Who yazıyorum, ama mümkünse David Tennant’lı bölümleri olsun.).

Modern çağ Sherlock Holmes’ü benim gözümde bir süredir Gregory House, Watson ise James Wilson olsa da; “Sherlock” bu görüşümü değiştireceğe benziyor. Zaten dizinin yapımcıları arasında İngilizler’İn Jerry Bruckheimer’ı olan Steven Moffat var; ki kendisini Doctor Who ve Coupling gibi iki fenomen İngiliz dizisinden biliyoruz. “Sherlock” daha çok yeni bir dizi olmasına rağmen favorilerim arasına girme yolunda uygun adım ilerliyor. Bu durumun sebebi belki de Benedict Cumberbatch’in bas bariton sesi, Martin Freeman’in aileden biri havası olabilir.
“Sherlock” yaz sıcaklarına derman olmasa da, şanslı insanlar gibi tatile çıkamayanlardansanız, evde sevdiceğinizin beynini kemirmek yerine diziyi izleyebilir; Sherlock ile birlikte sıcaktan lapaya dönmüş beyninize biraz jimnastik yaptırabilirsiniz. Bu sıcakta spor salonuna da gidilmiyor zaten, günlük spor ihtiyacımı beyin kaslarımı çalıştırarak gideriyorum diyerek kendinizi kandırabilirsiniz.

|