Ip Man 2
“Bu Bir Teknoloji Filmi Değildir!”
Dövüş filmleri arasında büyüdüğüm doğrudur. TRT’deki su altı belgeselleri kadar, vurdulu-kırdılı dediğimiz B-type filmlerin beynimin bir köşesinde hala yaşadığını söyleyebilirim. O kadar ki Chuck Norris fenomen bile değildi o zamanlar, düşünün (kıl yumağıydı o eskiden). Van Damme tekmesi, Jackie Chan’in sarhoş dövüşü, Jet Li’nin akrep yumrukları, Marc Dacascos’un elsiz parandeleri, Seagel’ın mimiksiz ham tokatları, Dolph Lundgren’in hatırlamadığım olayları… Liste çok uzun. Aslında bu girişin aynısını önümüzdeki sayı “The Expendables”a da yazabilirim, o da farklı bir film değil, ama benim derdim Bruce Leedir! Hangi filmini izlediysem etkilendim, yalan yok. Duvar destekli geri takla da atmaya çalıştım, duvarlara yumruk da attım, çıtaları ikiye böldüm, Nunchaku yapıp kafamı da yardım. Yani öyle festival filmleri de sevsek, yok avangard, yok surreal filmler filan da desem, bir yerim hep bu tarafa ait. Bu yüzden “Ip Man” benim için unutulmaz bir lezzetti.

Hepinizi Döverim!
Pek çok Bruce Lee’i ve onu anlatan film izledik ama onun ustasını anlatan film görmemiştik. “Yip –Man” ile Wing Chun sanatının nasıl icra edildiğini, nasıl bir hayat yaşadığını, günün Çin devletini ve diğer devletlerin Çin üzerindeki baskı ve kuşatmalarını toptan izlediğim başka bir film olmamıştı 2008’e kadar. Donnie Yen’in belki de en iyi oyunculuğunu gösterdiği ilk film, gerçekten de türün en iyilerinden birisi olarak hafızalarda yerini aldı (“Fearless”, “Crouching Tiger”, “House of the Flying Daggers”, “Red Cliff”, “Hero” neyse gözümde “Ip Man” de odur). Bu da ikinci film için büyük bir beklenti yarattı elbette. Sonuçta Bruce-Lee ile Yip usta tanışacak ve onu öğrencisi olarak kabul edecekti ama filmi izlemeye başlayınca oldukça yanıldığımı anladım. Film Yip ustanın Grandmaster oluşunu anlatıyordu. Konu Bruce Lee efsanesinden oldukça uzaklaşmıştı ve Yip’in göç ettikten hemen sonrasını anlatıyordu. Gittiği yerde Yip, dünyalar güzeli ailesiyle büyük sıkıntılar yaşasa da, sabırlı ve soğukkanlı duruşu, 80’lerin o unutulmaz ‘insan ruhu disiplini’ filmlerini hatırlattı bana; duygulanmadım diyemem. Yip usta bir dövüş okulu açıp öğrenci toplamaya başladıktan sonra da çevre okulların ustalarıyla kıyasıya bir, ‘kendini kabul ettirme’ yarışına girer. Bu yarış, bir anda Doğu-Batı rekabetine dönüşür şehirde diğer rollerle… Açıkçası buradan sonrası hakkında bir şeyler bahsetmek istemiyorum çünkü çok güzel giden ilk yarı bu noktadan sonra başka yerlere kayıyor. Edmang Wong, kötü bir yanılgı içerisine düşüp biyografiden Çin tarihine geçiş yapınca akıllarda ne Yip kalıyor ne de başka bir şey. İlk yarı sonrasından filmin son bölümüne kadar film pek tempo sorunu yaşıyor. Batı’yı temsil eden karakterler son derece kötü oynarken, Donnie Yen de ilk filmdeki performansın yarısını ancak gösterebiliyor. Aynı şey dövüş sahnelerinde de var diyebilirim. Kareografik olarak etkileyici değil ve ilk filmde yer alan “10 dövüşçüyü aynı anda yere ser” gibi inanılmaz sahneler bulunmuyor. Ekşi bir tat çalıyor ağza genelde film…

kinci filmin devam etmesinin asıl nedeni Bruce Lee idi elbette ama galiba bazı hakların satın almasında sorun çıktığı için, Yip ustanın hikâyesi biraz uzatılmış, o da bir süre sonra kopma noktasına gelmiş. Allah’tan tam zamanında bu hikâyeyi uzatmaktan vazgeçmişler yoksa gerçekten büyük bir hayal kırıklığı olacakmış (Donnie Yen de ikinci film sonrası üçüncü filmde yer almak istemediğini belirtti). Film başta Çin’de ve Hong-Kong’tan güzel gişe, güzel puanlar topladı; sonuçta dünyanın bu tarafının çok sevdiği hikâyeler bunlar ve kesinlikle anlıyorum, ama film seyri bakımından konuya bakarsak, ilk filmden öte hatta onla yarışı bir kalite beklemeden filme girişirseniz, bence karpuzunuzu yerken oldukça eğlenebilirsiniz. En başta bahsettiğim kült oyuncuların kült filmleri sonrası uçan tekme atma hissi vermiyor belki ama insani duyguları öne çıkarıp katarsisi zorlayabiliyor.

|