Get Him to the Greek / Zorlu Görev
'Superbad'in yönetmeni Judd Apatow'un prodüktör ve 'Forgetting Sarah Marshall'ın yönetmeni Nicholas Stoller'ın da yönetmenlik görevini üstlendiği 'Get Him to the Greek' tam bir 'misyon' filmi. Misyon filmi de ne ola demeyin. Aksiyon filmi olur da misyon filmi olmaz mı?
Efendim, biraz önce ortaya attığım misyon filmi kategorisini biraz olsun açıklamak adına 'Get Him to the Greek'in konusunu kısaca bir özet geçeyim. Tombul sempatik Aaron Green (Jonah Hill) Pinnacle Records'da Sergio Roma'nın (Sean 'P. Diddy' Combs) altında çalışan bir asistandır. Mesleki hayatının kaderinin değiştirecek görevi, uzun zamandır şöhret tahtından atılmış rockstar Aldous Snow'u (Russell Brand) bir 10 sene önceki konserini tekrarlaması için Los Angeles'ın ünlü konser arenası Grek Theater'a Londra'dan alıp getirmektir. Filmde Aaron Green'in Aldous Snow'u Londra'dan alıp, önce New York ardından da Los Angeles'a getirme misyonunu ve bu misyon uğruna atlattığı badireleri seyrederiz. (Bu kadarını bir film posterinden ya da sinema gişesinde yazanlardan -hatta bu durumda filmin adından da- anlayabilirdiniz ama ben siz yorulmayın diye buraya yazdım.)

Bu özetle ve filmin bileşenlerini (yönetmen, oyuncular, konu) göz önünde bulundurursak, filmde neler olup biteceğini üç aşağı beş yukarı hepiniz tahmin ediyorsunuzdur. Bu durumda filmi seyretmeyi ya da seyretmemeyi seçmek sizin elinizde elbette. Bana sorarsanız film epey komik, seyredin derim. Ha buna rahatlıkla inanabilirsiniz çünkü ben son üç senedir 'ehe'nin ötesinde çok filme güldüğümü hatırlamıyorum. Yerlerde yuvarlanacak kadar güleceğinizin garantisini veremem ama filmdeki bir hayli çok referanstan birkaçını yakalasanız bile kârdır. Sonracığıma, bir sürü ünlü var. Mesela Lars Ulrich var, Pharell var, Pink var, Christina Aguilera bile var. Müzikler eğlenceli. Stand-uplarından ve Katy Perry ile olan fantastik ilişkisinden tanıdığımız Russell Brand var. Kısacası Judd Apatow ekürisinin büyük bir kısmı var filmde.

Eküri meküri dediğime bakmayın filmin yüzde yetmişi Russell Brand. 'Forgetting Sarah Marshall'dan hatırlayacağınız deri pantolonları, dağınık saçları ve ultra yüksek egosuyla hem de. Genelde bu tarz filmlerde komedi dozunu tutturmak için karakter oluşumlarına çok önem verilmez ama burada hem Aaron Green hem de Aldous Snow karakterleri güzelce işlenmiş. Hatta bonus olarak bir de Sergio Rome karakteri var. Sean Combs'dan böyle bir performans açıkçası beklemiyordum ben. O da tatlı bir sürpriz oldu.

Ara ara filmin tonu biraz düşüyor olsa da, bu minimal drama dokunuşları insanı çok rahatsız etmiyor. Dediğim gibi film komik. Hemen hemen herkesin gülebileceği bir şeyler çıkıyor. Zaten bu yaz sıcağında sıcak evinizde oturup ne yapacaksınız. Atın kendinizi hava şartlandırıcılı mis gibi bir sinemaya, hayla huyla güle oynaya bir iki saat geçirin. Bakın sinemaya gidin dedim, korsan dvd alıp dakika başı filmi durdurup mutfağa gitmeyin. Film seyredecekseniz efendi gibi sinemada seyredin. Hem sosyalleşirsiniz belki biraz. Bu korsan dvd'ler sinema keyfinden etti hepimizi.
Not: Jonah Hill'in elleri ne kadar küçük!

|