Christopher Nolan Röportajı

Hazır Inception ortalığı kasıp kavuruyorken Christoper Nolan'ı da dinlememek olmazdı. Her ne kadar röportajı biz gerçekleştiremesek de; sizler için aşağıdaki röportajı Türkçe'ye çevirip huzurlarınızdan ayrılıyoruz.

Gerçek hayatta da rüyalardan etkilenir misiniz? Bu film üzerinde çalışmaya başladığınız andan itibaren rüyalara bakış açınız değişti mi?

C.N. : Bütün hayatım boyunca rüyalardan etkilenmişimdir, çocukluğumdan  beri aslında. Filmler ve rüyalar arasındaki ilişki sanırım benim hep ilgimi çekmişti. Bir filmde rüyayı canlandırmayı deneme düşüncesini seviyorum. Senaryo üzerinde hatrı sayılır bir zamandır çalışıyorum; sizin gördüğünüz bu yapıya ulaşması neredeyse 10 yıl aldı. Sanırım benim için rüyalardaki ve bu filmi yapmamdaki asıl merak, sizin aklınızdaki o fikir; uyurken, yaptığınızın farkında bile olmadan bu tecrübe ettiğiniz yepyeni bir dünyayı yaratıyorsunuz. Bence bu durum insan aklının potansiyeli hakkında çok şey söylemeye yetiyor, özllikle yaratıcı potansiyeli hakkında. Bu benim büyüleyici bulduğum bir şey.

Bu filmi gizemli tutarak harika bir iş yaptınız. Hepimiz filmin yakında çıkacağını biliyorduk; ama bir de gizemin aşırı derecede dikkat çekmek olarak düşünülme tehlikesi de bulunmakta. İnsanların film hakkında bilmelerini istediklerinizle bunun dengesini nasıl sağladınız?

CN:  Evet, filminizin pazarlamasını yapmak ve seyircinin önüne çıktığında taze olarak kalmasını sağlamak arasındaki dengeyi kurmak kesinlikle çok zor. Bir sinemaya gidersin, orada oturup beklersin, ışıklar söner ve ekranda sizin hakkında her şeyi bilmediğiniz, gerçeleşecek her senaryo hareketini ve her oyuncu haraketini bilmediğiniz bir film belirir, bu benim en çok zevk aldığım film izleme şeklim. Film tarafından şaşırtılmak ve eğlendirilmek isterim. İşte bizim seyirci için yapmayı amaçladığımız şey de bu. Belli ki, ayrıca bu filmi satmamız da gerekiyor; bu “Warner” ın başarılı bir şekilde gerçekleştirdiği bir denge. Sanırım, evet, bir şeyi gizli tutmak belli bir noktada kendisine belirli bir derecede bir aşırı dikkat çekmesine neden oluyor ama  ben bunu gizlilik olarak görmüyorum. Seyirciyi birkaç görsel, birkaç sahne fikri ve bazı dayanak noktaları üzerinden gelip bu filmi görmeleri için davet ediyoruz ama her şeyi de belli etmek istemiyoruz. Ben bunu uygun bir yol olarak görüyorum. Bence bugünlerde pazarlama adı altında seyiciye çok fazla şey veriliyor.



Filmdeki ses dizaynı ve score (Score: arka plan müziği, soundtrack’ten farklı) olağanüstü. Bu neredeyse başka bir karakter gibi. Bunlar hakkında ne söylemek istersiniz?

CN:  Ben içinde müziğin ve ses dizaynın neredeyse ayırt edilemediği filmleri severim. Şaşırtıcı olaylardan biri de filmde kullanılan Edith Piaf şarkısı; Marion [Cotillard] film kadrosuna eklenmeden çok daha önce eklenmesi. Post Production en başından beri, bir karar vermek zorundaydım: ses departmanını mı yoksa müzik adamlarını mı kullanmalıyım? Filmde rüyada duyduğunuz çeşitli sesler olarak başlayan, sonra yavaşlayan ve sonra kuvvetlenen müziğin ve diğerlerinin üzerinde çalışması için Hans[Zimmer]’ı mi bulmalıydım?  Yapılacak ilginç bir seçimdi. Hans’ı bu konuda görevlendirmeye ve onun bunu geliştirmesine ve herhangi bir şekilde bu yaptıklarının ‘score’un parçalarını canladırıp canlandırmayacağını görmeye karar verdim; çünkü önceki sohbetlerimizde konuştuğumuz gibi filmin aksiyon sahnelerindeki doruklara doğru, score’un sorunsuz bir şekilde bu kaynak sırasıyla içiçe girmesi gereceğini,ki bu teknik olarak yapması çok zor bir iş, en başından beri biliyorduk.

Ken Watanebe ile çalışmak nasıldı peki?

CN: Ben Ken ile “Batman Begins”de birlikte çalıştım ve birlikte çalışırken çok iyi vakit geçirdim.  Onunla tekrar çalışmak ve bu sefer ona yapılacak daha büyük bir iş vermeyi gerçekten çok istedim. Gerçekten, benim için büyük bir zevkti.  O birlikte çalışmak için gerçekten mükemmel bir aktör ve bence filmdeki performansı olağanüstü ve filme katkısı ölçülemeyecek kadar büyük.

Fred Astaire tarzı dövüş sahnelerine hazırlık ve asansördeki sıfır yer çekimi durumu hakkında neler söyleyebilirsiniz?

CN:  Kötü şeyleri söylemeyi Joe’ya bırakacağım. İzleyenlerin farkına varamamış olabileceği bir noktadan bahsetmek istiyorum; Joe’ya benzeyen ve makyajla tamamen hazırlanmış bir dublörümüz vardı ve 3 hafta boyunca sadece sette dikildi ve bir sahne dışında hiçbir şey yapmadı; çünkü Joe her şeyi kendisinin yapması konusunda ısrar etti. Dublörün kullanıldığı tek bir sahne var. Onun dışında her şeyi kendisi yaptı ve o çeşitli tuhaf araç gereç ve işkence aletleriyle inanılmaz bir iş çıkardı.

Pink Floyd’un “The Wall”u sizi etkileyenler listesinde. O rüyalar daha cinsel içerikli ve bunları filmde göremiyoruz. Bu kaçınmaya çalıştığınız bir durum muydu?

CN: Rüyalardan bahsederken – rüyanların analizi, bunların filmin içine yerleştirilmesi – kaçınmak istediğiniz belirli noktalar var çünkü bu noktalar bizim yapmaya çalıştığımız aksiyon türündeki bir film için çok rahatsız edici ya da komik olabiliyor. Üzerinde çok konuştuğumuz bu noktalardan biri – Leo ile senaryoyu yakında incelerken, O’nunla da tartışmıştık – komediye hiçbir şekilde eğilmemek. Bütün oyuncuların performanslarında yaptıkları önemli işlerden biri, ki bence bu olağaüstü, karakterlerin çeşitli rüya katmanları ve gerçek hayatlarında gösterdikleri küçük ve zor farkedilebilen farklılıklar yaratmaları. Bunu hiçbir zaman komik bir duruma çevirmediler; ve ben kesinlikle bu filmin bir yerlerde komedi versiyonunun olduğuna inanıyorum ama onu ben yapmak istemiyorum. [Gülüşmeler]

Rüya olarak sinema konsepti, rüyalarımızın varlıklarının başka bir katmanı olarak  değinmek istediğiniz bir şey miydi?

CN: Bence , limitsiz bir dünya yaratabilme ve bunu neredeyse bir oyun bahçesi gibi aksiyon ve macera için kullanabilme düşüncesine bakınca, doğal olarak ben de sinematik bir dünyaya yöneliyorum, bu ister Bond filmleri olsun ya da bunun gibi şeyler, bu yüzden yazarken çok bilmiş olmadan  ya da  çok fazla kasıt gütmeden, aklımın doğal olarak nerelerde gezinmesi gerekiyorsa buna izin veriyorum.  Farklı türlerdeki filmlerden – casus filmleri, soygun filmleri, bu tarz şeyler – benzerlikler düşünüyorum. Bu nedenle doğal bir şekilde kuruluyorlar.

Birazda rüyaların bilimsel yönleri hakkında yaptığınız çalışmalardan bahsedebilir misiniz? Mimarlar ve onların tasarımlarının bu ‘dreamscapeslerin gelişimiyle bu kadar gerçek olabileceği fikrine nasıl vardınız?

CN:  Aslında yazarken , çok fazla araştırma yapmaya yönelmiyorum. Inception’u yazarken, Memento’yu yazarken hafıza ve hafıza kaybı hakkında kullandığım yaklaşımı kullandım. Kendi sürecimi incelemeye yöenldim, şimdiki durumda ‘rüya görmek’, Memento’nun durumunda , ‘hafıza’, ve bunun nasıl çalıştığını ve nasıl değiştirilebileceğini ya da manipüle edilebileceğini; kendi yöntemimden nasıl bir kural çıkarabileceğini denedim ve analiz ettim ve bunu yaptım çünkü bence bulduğum şeylerin çoğu, araştırma yaparken karşılaştığınız şeyler. Bu sadece yapmak istediğiniz şeyleri onaylatmak oluyor. Araştırmanız yapmak istediğiniz şeye karşı çıksa bile, siz onu her halükarda yapıyorsunuz zaten. Eğer seyirciye ulaşmak istiyorsanız, olabildiğince öznel olabilmek ve gerçek bir şeyden yola çıkarak yazmak en iyi yol; belirli bir noktada bu görüşün farkına vardım. Yani işin doğrusu, bunlar benim kendi yöntemim ve kendi deneyimlerinden.



Bu film için zamanınız ve bütçeniz yeterli oldu mu? Filmde genellikle görmediğimiz türden pek çok unsur kullanmışsınız.

CN: Evet, yeterli oldu. Aslında gerçekten çok verimli bir ekiple çalıştık; aktörlerimiz oldukça profesyoneldi. Çalışmalarımızı o kadar düzenli yürüttük ki, hem zamanından önce, hem de bütçemizi aşmadan bitirdik; o nedenle bu filmi hiç yorulmadan tamamladık ve bu harika oldu. Hepimiz mümkün olduğunca verimli olmaya çalıştık, çünkü benim iş sürecime göre bu şekilde hareket etmek çalışmamıza yardımcı oluyor. Zamanın ve paranın baskısını üzerimde hissetmeyi ve bize verilen parametrelere bağlı kalmak için uğraşmayı seviyorum, Inception’da da bunu başardık.

Üçüncü rüyada üstü kapalı bir Bond etkisi görülüyordu, o sahnelerde Bond filmlerinden yararlanmış olabilir misiniz?

CN: Biraz etkisi oldu tabii, evet (gülüyor).

Bu filmi 3 boyutlu hale getireceğiniz dedikoduları dönüyor. Bu konuda bir karara vardınız mı?

CN: Evet, elbette. 3 boyutlu teknolojiyi kullanarak çekim yapmaya başlamadan önce değişik çekim yöntemleri denedik, mesela show scan ve 65 milimetre kullandık ve daha sonra bu yöntemlerde karar kıldık. Çekimlerin ardından filmi düzenlediğimizde, çekim sonrası dönüştürme sürecini inceledik ve çok başarılı testler yürüttük, ama bize verilen süreyi ve filmi bitirmek için dikkatimi nereye yönlendirmem gerektiğini düşününce, bu filmi istediğim standartta yapmak için yeterince vaktim olmadığına karar verdim. Bence 3 boyutlu film daha çok izleyicilerin seçimine dayanıyor. Yapılan testlere baktığımızda, filmi çekim sonrasında mükemmel bir şekilde dönüştürebileceğimizi gördük. Ancak şahsen film izlerken gözlük takmak yerine, görüntüyü oldukça parlak, üç boyutlu bir şekilde görebilmeyi seviyorum. Bu nedenle günün sonunda filmi oldukça parlak bir biçimde yansıtılmış olarak, mümkün olan en yüksek görüntü kalitesiyle 35 milimetrelik film baskıları şeklinde düzenlemek bana büyük keyif verdi.

Bu filmi tasarlamaya Insomnia’yı çekerken başlamışsınız. Senaryo tamamlandığında aklınızdaki ilk fikrin ne yönde değiştiğini bizimle paylaşır mısınız?

CN: Bu proje için yaklaşık on yıl önce stüdyoya girdim. Insomnia’yı yeni bitirmiştim. Fikrimin ne yönde değiştiğini görmek istiyorsanız filmi görmeniz yeterli, tek fark henüz hikâyenin duygusal altyapısını henüz oluşturmamıştım ve bu uzun zamanımı aldı. Bu filmle birlikte büyüdüğümü söyleyebilirim. O soygun hikâyesini buldum. Mimarlıkla rüyalar arasındaki ilişkiyi oluşturdum; başkası için bir rüya tasarlama konusunda mimarlığı kullanma fikrini geliştirdim vs…

Tüm bunlar birkaç yıl içinde planlanmış olsa da, bahsettiğim ayrıntıları hikâyeye duygusal olarak bağlama kısmı beni çok uğraştırdı; çünkü filmin gerçekten bir soygun filmi olmasını istiyordum, ancak soygun filmleri genellikle çok yüzeysel oluyor ve duygusal iniş çıkışlara yer vermiyor. Yıllar geçtikçe, soygun kısmının rüyalar söz konusu olduğunda diğer filmlerdeki gibi anlatılamayacağını fark ettim. İnsan beynini ve rüyaları ele alıyorsanız, duygusal sonuçlara ve yankılanmalara hazırlıklı olmanız gerekiyor. Gerçekten de senelerce elimdeki hikâyeyi bir aşk hikâyesine, aşkın trajedisine, duygusal yönüne bağlamakla uğraştım.



Inception, kendi materyalinize dayanan ilk büyük filminiz. Kendi materyalinize dayanarak büyük bir film yapmakla başkasının materyalini kullanarak büyük bir film yapmak arasındaki fark nedir?

CN: İster çizgi roman uyarlaması, ister eski bir filmin yeniden uyarlaması ya da bir devam filmi olsun- ki hepsini daha önce yaptım- kaynak materyalin ve orijinal konseptin şaşırtıcı olan noktası, özellikle de bu film hakkında ilk fikirlerimi oluşturduğum zamanla senaryoyu tamamladığım zaman arasında on yıl olduğu düşünülürse, şöyle: sona ulaştığınızda bu fikirleri düşünerek o kadar uzun zaman geçirmiş oluyorsunuz ki, başka birinin hikâyesiyle çalışmaktan hiçbir farkı kalmıyor. Memento’da erkek kardeşimin yazdığı hikâyeyi uyarladığımda da aynı şey olmuştu. Bu hikâyeyi kendinizinmiş gibi düşünmeniz gerekiyor, çünkü benim için senaryo yazma süreci gerçekten çok uzun sürüyor, senaryoyu hazır hale getirmek yıllarımı alıyor ve sonunda oraya vardığımda başlamış olduğum nokta biraz alakasız görünmeye başlıyor. Yani aslında deneyimlerim aşağı yukarı aynı.

Bu tür bir filmi çekmek için geçmişte sizin gibi ticari başarılar elde etmiş olmak gerektiğini düşünüyorum, ancak bu özgürlük istediklerinizin ve yapabileceklerinizin sınırlarını görmenize yardımcı oluyor mu? Yoksa daha geleneksel bir yapıya ayak uydurmanız için üzerinizde baskı mı oluşturuyor?

CN: Kara Şövalye’den sonra, herkes bir sonraki filmim konusunda üzerimde bir baskı hissedip hissetmediğimi sordu, ancak ben hiç böyle düşünmüyordum. Şöyle söyleyeyim, baskıdan ziyade sorumluluk hissettim, çünkü genellikle büyük bir ticari başarının ardından istediğiniz türde, insanları heyecanlandıracak bir film yapmanız pek mümkün görünmüyor. Bu nedenle Inception’ı yaparken bu filmin çok değerli bir fırsat ve sorumluluk anlamına geldiğinin bilincindeydik ve yapabileceğimiz en iyi filmi ortaya koymak zorundaydık; üstelik en ilginç film olmasını da istiyorduk, çünkü Kara Şövalye’nin başarısının ardından stüdyo bize fazlasıyla güveniyordu ve gerçekten özel bir çalışma gerçekleştireceğimize inanıyordu. Film yapımcısı olarak böyle fırsatlar neredeyse hiçbir zaman elimize geçmez, bu bedenle de seneler sonra bile hatırlanacak bir film yapmamız gerektiğinin bilincindeydim.

Zaman içerisinde film yapma sürecinizde ne gibi değişiklikler oldu?

CN: Film çekimine yönelik yaklaşımımda hep şunu derim- gerçi insanların anlaması zor olabilir… bilemiyorum ama- benim için film yapma süreci hep aynı olmuştur. Örneğin arkadaşlarımla birlikte Following’i çekerken, bir yıl boyunca haftada bir gün çalışıp sonra filmi toparlamıştık. Bugün de aynen bu yöntemi kullanıyorum ve setteyken etrafı izleyicinin gözünden görmeye çalışarak çekmekte olduğumuz sahneye seyirci gözüyle odaklanmaya uğraşıyorum. Bu sahne hikâyeyi nasıl şekillendirecek? Görüntü nasıl olacak gibi… Bu süreç benim açımdan hiçbir zaman değişmedi ve tuhaf gelebilir ama film ne kadar büyük olursa olsun genellikle aynı kaldı.

Röportaj http://screencrave.com/ sitesinden alınmıştır.

Özel Christopher Nolan Dosyası İçin Tıklayınız.
Inception Film Kritiği İçin Tıklayınız.

Çeviri:.......................................



 

Anasayfa | Ajanda | İletişim | Künye | Arşiv
Müzik | Sinema | Moda | Güncel Sanat | Etkinlik
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! Magazine © 2007 - 2010