Ahnectha

"Şüphesiz ki derin sessizlikten sonra her şey bitecek.
Fakat içlerindeki fazla sesler sayesinde kalan kızlarınız olacak.
Biz onların seslerini de bastıracağız.
Ve yokluk içinde ansızın onlara kendi seslerini anımsatacağız.
Ve işte o zaman onlar da bitmiş olacaklar."

Bir müzik yazarı olarak ben her zaman sinema yazmayı bir level yukarıda görmüşümdür, henüz yanına yaklaşmaya da çok cesaret etmişliğim yoktur, evde tek başıma karaladığım minik kritiklerim haricinde. Bir de steampunk bir film hakkında yazmak mı? Tanrı saklasın!

Amma velakin, İstanbul Bilgi Üniversitesi Sinema Televizyon ve Görsel iletişim Tasarımı bölümünden canım arkadaşım Can Eren’in harikalar yarattığı Ahnectha adlı steampunk janrına ait kısa filmini her gün bir doz alıyorken hakkında bir şeyler yazmazsam ölebilirdim. Tabii bir de, böyle küçük bütçeli, hele ki kısa filmleri Reset! Magazine’de görmeyi de delilercesine istiyorken.

Ahnectha mı? Steampunk mı? Onlar da ne? Gibi sorular mı soruyorsunuz şu an? Hemen bir preview verelim. Steampunk bir bilimkurgu janrı alt türü. İsmini ilk kez duyuyorsanız hemen kendinizi cahil sanmayın, müzikte olduğu gibi biliyorsunuz ki sinemadada takip edemeyecak kadar alt tür etiketi var. Steampunk da bunlardan biri. Hiç varolmamış bir geçmişte kurgulanan, Victorian döneme ait bir atmosfer taşıyan bir bilimkurgu filmi genellikle steampunk olarak adlandırılıyor. Örneği çok fazla değil aslında, ama takipçisi de buna ters orantılı olarak çok sayıda ve tutkuda aslında.

Ahnectha da 13 dakikalık bir steampunk örneği, Türkiye’de çok az rastlayabileceğiniz şekilde. Ancak film video sitelerinde ve bloglarda popülerleşmeye başladığından beri en çok rastladığımız etiket steampunk oldu. Evet, Türkiye’de bunun yapılması, üstelik küçücük bir bütçeyle yapılması, üstelik tamamen öğrenci hatta henüz mezun bile olmamış bir ekip tarafından yapılması, hatta bu ekibin sayısının iki elin parmaklarını geçmemesi, ve sanat yönetimi olsun kamera yönetimi olsun hiç bir yerinden falso vermemesiyle bu film izlenmeyi kesinlikle hak ediyor. Hem izlenmeyi, hem de internet çağımızın moda deyimiyle “paylaşılmayı”.

Konusuna gelecek olursak, tahmin edebilceğiniz gibi kıyamet sonrası olarak kurgulanmış ve aslında hiç varolmamış bir geçmişte, ayakta kalmayı başarmış bir kız olan Ahnectha’nın kendi iç kıyametiyle yüzleşmesini izliyoruz 13 dakika boyunca. Diyalog yok, “ses” diye tanımlayabileceğimiz birşey de pek yok, ancak Ahnectha kostümünde döktüren Reyhan Özdilek’in nefesini ve tepkilerini duyabiliyoruz iyi kulak verirsek; bir de türün tekinsiz özelliğini film boyunca ayakta tutmayı başaran ani noise’lar. Kapıyı iki kere çalmayan postacı Alican Baykara, ki kendisi de ayrıca canım ciğerimdir, görünüp kaybolduğu teslimat sahnesinde adeta Ahnectha’yı kendi kıyametinden kurtarmaya gelmiş bir kurtarıcı gibi. Günde bir doz huzursuzluk, ya da arada bir farkındalık yaşamak istiyorsanız, bu filmi okumayı deneyin. Bütün ezberlerinizi bozmasa bile oldukça sarstığını hissedeceksiniz.

Bu arada, tekrar belirtmek istiyorum ki filmin tek yıldızı steampunk’a göz kırpması değil. Bu hem yönetmenin hem de steampunk takipçilerin oldukça hassasiyet gösterdiği bir etiketleme yöntemi zira. Esasında film sadece bir bilimkurgu alt türü olan steampunk estetiğiyle harmanlanmış. Bu hikâyeden bağımsız estetik bir tercih.

Yaz aylarıdır, ne steampunk’ı kardeşim, ben bırak kısa film izlemeyi, punk bile dinlemem gibi bir çıkışta bulacaksanız, çıkış sağ üst köşede sevgili gençler. Ama yeniliğe aç, saygı duymayı bilen, tüketirken geliştirmeyi seven sanatsever dostlarım, buyurun bunlar da ihtiyacınız olan linkler;

Kaçırmamak için;
http://vimeo.com/12795868
Filmle ilgili her türlü materyal için;
http://ahnectha.tumblr.com/




 

Anasayfa | Ajanda | İletişim | Künye | Arşiv
Müzik | Sinema | Moda | Güncel Sanat | Etkinlik
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! Magazine © 2007 - 2010