A Serious Man
Yahudiler ve quantum fiziğinin aynı cümle içerisinde kullanılmış olması, eğitimsiz kulaklar için ilk duyulduğunda saçma ya da anlamsız gelebilir. Her ikisi ile de zerre kadar bir bağlantım olmadığı düşünülürse, ben de böyle bir cümle karşısında ağzım açık, köşesinden tükürüğüm uzar halde kalmış olabilirim. Allahtan tek başımaydım da bu rezilliği tek gören sevgili hamsterım Kakashi oldu.
Fizik ile oldum olası hiç hoşlaşmadım. Bunun sebebi belki algı sınırlarımı zorladığı içindir; ya da beynimi daha yararlı şeyler için eskitmek istediğim için olabilir. Sebebini tam olarak çözemesem de basit mekanikleri bile algılayamıyorken, olasılık üzerine kurulu quantum fiziğini çözmem biraz olasılıksız gözüküyor. Ayrıca atomların ve onların sub-partikülerlerinin davranış şekilleri hakkında konuşmak çok da havalı olmasa gerek.

Yahudiler hakkındaki fikrim ise Woody Allen ve Steven Spielberg filmleri (Jaws gibi mesela), biraz da Sex and the City ile sınırlı. Bin senelerdir süren soykırım, çöllere sürülme, el temizleyici hammaddesi gibi polemiklere girmek istemiyorum. Antisemitist bir yaklaşımım yok pek tabi, ama bu kültürü tanımak için pek fırsatım olmadı. Ortaokulda “barmitzvah”ı olan bir erkek arkadaşım olamadı, ya da düğününde sandalye üstünde taşınan gelin göremedim, ama tekliflere açığım.
Coen Kardeşler’in en sevdiğim filmi açık ara farkla “The Big Lebowski” olmalı. Belki Jeff Bridges ya da Steve Buscemi oynadığı içindir, ama gündelik hayatta bir filmden sıklıkla alıntı yapabiliyorsam o film benim için başarılı demektir (kudret hep benimle). Coen Kardeşler’in kardeş kardeş yaptığı filmler göze alınacak olursa hepsinin kalbimde ayrı bir yeri var. “O Brother, Where Art Thou?”, “Burn After Reading” , “No Country For Old Men” (birisini ftttuppp diye zımbalayarak öldürmek mi dediniz?) gibi filmlerin hemen hepsinin belirli bir başarıya imza attığını görüyoruz. Böyle bir grafik izledikleri göz önüne alınacak olursa “A Serious Man” i izlemek de farz oldu.
Yazının başında da belirttiğim gibi “A Serious Man” bolca fizik ve Yahudilik göndermeleri yapan bir film. Senaryoya bir de trajikomik kara mizah eklenince ortaya izlemeye değer bir Coen Kardeşler filmi çıkıyor. İlk yarı biraz geçmek bilmiyor, keşke biraz daha patlamış mısır alaydım da onları yiyerek oyalanırdım; yoksa jellybeans mi alsaydım bak, karanlıkta ne yediğimi görmeyip ağzıma attıktan sonra hangi aroma olduğunu tahmin ederek vakit geçirip filme biraz daha heyecan katardım diye düşünmeye başlıyorsunuz. İkinci yarıdan sonra tempo biraz daha hızlanıyor ve film daha ilginç hale gelmeye başlıyor. Belki başlardaki fizik göndermeleri filmi benim için sıkıcı yapmış olabilir (hadi ama, bir fizikçinin kedisinin ölü olup olmaması beni ne kadar ilgilendirebilir, Schroedinger gereğinden fazla düşünüyor). Ama burada Coen Kardeşler Filmleri 101 isimli dersimizi çalışmış olmamız lazım. Filmlerinde genelde ilk yarıda karakterleri tanıtıp, ikinci yarıdan sonra bizi olaylar silsilesine tabi tutuyorlar.

Filmde oyuncu kadrosu olarak orada burada, dizilerde filmlerde mahallenizin sevimli Yahudisi olarak gördüğünüz hemen hemen herkes var. Zaten Amerika’nın alışık olduğumuz (sanki arka mahallemiz gibi) şehir dışındaki banliyölerinde; herkesin birbirini tanıdığı, sabah işe giderken selam verdiği bir ortam mevcut.
Filmi ben izlerken “American Beauty”nin Coen Kardeşler versiyonunu izliyormuşum hissine kapıldım. Orta yaşın verdiği sıkıntılara giren bir aile babası, onu umursamayan çocuklar, kendi hayatını yaşamak isteyen bir eş ve başına gelen saçma sapan bir sürü olay… İzlediğim filmleri başka filmlerle bağlantısını yakalamak gibi bir hastalığım olmasa da, bir şekilde yakınlık duyma ihtiyacı içerisindeyim. Belki baş karakterimiz kendini komşu çocuğun getirdiği uyuşturucularla teselli eder hale gelmiyor, ya da kızı erkek arkadaşıyla kaçma teşebbüsünde bulunmuyor ama bunda filmin 1960’lı yıllarda geçiyor olmasının da bir etkisi var. Şayet günümüzde geçen bir hikayesi olsaydı sevgili fizik hocamız okulu bırakıp kendini farmatik yatıştırıcıların kollarına bırakır, kızı evden kaçıp Vegas’a taşınıp dansçı olur, karısı bahçıvanla samimiyetini ilerletir; film de aile trajedisi olarak sona ererdi. Günümüz dünyası hakkında bu kadar pesimist değilim ama “A Serious Man”in sonunun bir şekilde bağlanamaması, olayların havada kalması bende böyle bir izlenim bıraktı.

|