Rusko – OMG!
Evet, misyon edindim. Evet, vazgeçmeden her sayıda ya bir dubstep röportajıyla ya bir albümüyle ya da başka bir şeyiyle karşınıza çıkacağım. Reset! Okuyucularında bir değişiklik yapar veya yapmaz, ben üstüme düşeni yapayım da, yastığa başımı rahat koyayım.
Bu kez de Rusko ile geliyorum. Ama önce sizi tanıştırayım; kendisi iyi dubstep’i ancak çirkin siyah adamlar yapar düşüncesini iyice kıran arkadaşlarımızdan, henüz sadece 25 yaşında çıtır mı çıtır Leeds’ten bir İngiliz. Kafası da anlaşılan çok derli toplu, Leeds Üniversitesi’nde müzik bölümünü bitirip doğrudan işe koyuluyor ve şimdiden hatırı sayılır dubstepper’lardan biri haline geliyor. Ha, bu arada gerçek ismi de Christopher Mercer, olur ya karşılaşır tanışırsınız falan. Tabii bu aralar Christopher ismi de Nolan cinsinden pek bir kafamıza kazınmışken, Rusko’yu da unutmayalım.
Dubstep janrının çiçekli böcekli neşeli indie müzik severler tarafından henüz pek tutulmamasının sebebi kafalarda bıraktığı karanlık, gürültülü, ancak kulüplerde dinlenebilecek, o da sarhoşluktan her şeye dans edebilecekken dinlenebilecek, tekinsiz bir müzik olması izlenimi olmuştur hep. Ancak bu değişiyor. Ciddi ciddi oturup dinlediyseniz fark etmişsinizdir ki dubstep olarak etiketlenen bir parçada her tonu bulabilirsiniz. Bu yüzden karanlık tarafa da çekebilirsiniz onu, plajlara da. Hatta ofisinizde mesai saatinizin dolmasını beklerken de. İşte Rusko, Caspa ile birlikte bu işte en çok parmağı olan prodüktörlerden. Rihanna ve Britney Spears’la birlikte çalışmakta olduğunu söylemem tek başına yeterli olur herhalde.
Geçmişi ve geleceği hakkında bu kadar bilgi yeterli olmuştur diye düşünerek son albümü OMG’ye geçiyorum şimdi de. Aslında geç bile kaldım sizi Rusko’yla tanıştırmakta. Albüm Mayıs ayında çıktı ve hâlihazırda Rusko severler tarafından (ben ve diğerleri) yalanıp yutuldu. Bunun en büyük sebebi de, zaten Rusko’nun da en büyük başarısı olan dubstep alt yapısını koruduğu halde bütün şarkılarında farklı kollara açılabilmesi. Woo Boost ile açılan albüm size İstanbul’da bir cumartesi gecesi yaşatırken hemen ikinci şarkı olan Dirty Projectors’tan Amber Coffman vokalli Hold On’daysa tatile çıktığınızda kalbinizi harekete geçiren karşı cinsi hatırlıyorsunuz. Röyksopp dinlemek gibi bir şey Hold On, abartmak gerekirse, çünkü hem hüzünlü bir vokal, romantik lirikler hem de dans etmenize imkân veren elektrobnik bir altyapı. Teker teker bütün parçalar hakkında betimleme yapmaya başlamadan ki yaparım biliyorum, albümün öne çıkanlarını söyleyeyim. Bunlar benim kulağım için Kumon Kumon ve Scareware, kesinlikle es geçilmemesi gerekiyorlar, tabii ki Woo Boost ve Hold On yanında. Bunlar sadece dört güzeller, albümde on güzel parça daha var, doya doya dinleyin.
Bu arada, aramızda aşk ve nefret ilişkisi olduğuna inanmaya başladığım canım Pitchfork, albüme 6,7’yi layık görmüş. Buna da şükür; 6,4 de verebilirdi. O 0,3 puanı da kuvvetle muhtemel Dirty Projectors hatrına vermiştir.
Albümü bence bir solukta dinleyip bitirdiğinizde bakalım gerçekten OMG! tepkisini gösterecekmisiniz bilemem ama, en azından bir OH! diyeceğiniz kesin. Oh be, türler arası sınırlar yavaş yavaş kalkıyor, darısı ülkelerin başına!
Afiyet olsun.

|