Midnight Juggernauts – The Crystal Axis

Avustralya’nın müzik dünyasındaki yerini az ama öz olarak tanımlarsak yanılmayız sanırım. Crowded House, The Go Betweens, Kylie Minogue ve Empire of the Sun ve de konumuz olan Midnight Juggernauts Avustralya topraklarından kulağıma çalınan en güzel şeyler. Vincent Vendetta , Andrew Szekers ve Daniel Stricker’ın 2004 senesinde Melbourne’de kurduğu grup 2007’de çıkardıkları Dystopia ile yeterince dikkatimizi çekmişti. Dystopia glam rock ve synth pop havalarından nasibini almış indie electronic bir albümdü. Indie electronic’in taze ve daha çekici olduğu bir dönemde Dystopia gibi iyi bir albümle çıkmaları ve akabinde Justice, Holy Fuck ve Klaxons gibi isimlerle turlamaları Midnight Juggernauts’ı kafaların bir köşesine kazıdı. Hak ettiği ilgiyi görmenin ve de albümlerini kendi labelları Siberi’dan çıkarmanın verdiği özgüvenden olsa gerek Juggernauts üçlüsü The Crystal Axis’de çok daha iyi bir iş çıkarmış. Dystopia’nın aksine bu albümü bir yere koymak, tanımlamak daha zor. Apaçık şekilde görünense bu albümde daha farklı bir şeyler denedikleri ve olgunlaştıkları. Crystal axis’deki kraut rock havalar, psychedelic şarkı geçişleri bize 70’lerden el sallarken bir yandan da atmosferik vokaller, bol bol kullanılan ekolar, Juggernautların favorisi synthler ve de şarkı isimleri bizi tamamiyle sci-fi bir atmosfere sokuyor. Daha dramatik bir şekilde anlatmak gerekirse sanki bu albümü dinlerken geçmiş ve gelecek birbiriyle birleşiyor.

Midnight Juggernauts kulvarındaki grupların bir çoğunun yaptığı en büyük hata indie ve electronic birlikteliğini sağlıyormuş gibi görünseler de haddinden fazla dijital kalmaları. Juggernauts’ın debut albümü Dystopia da bu hatadan nasibi almıştı bana göre. Ama Crystal Axis’deyse daha fazla perküsyon ve daha fazla enstrümantallik ile bu sorun bir miktar da olsa hallolmuş gibi görünüyor. İşte burada da bir detay daha karşımıza çıkıyor; The Crystal Axis hem sci-fi hem de halka inmiş bir albüm, ne acayip değil mi?

Crystal Axis’le yapılan yolculuğun detaylarına gelirsek. İlk şarkı Induco sizi kozmosun uzak köşelerine fırlatıyor. Hemen ardından gelen Vital Signs ise kozmosun uzak köşelerinden dünyaya dönüş yolculuğunu başlatıyor. Yolculuğun hareketlendiği ve bizi groovy bir perküsyon karadeliğine ittiği noktaysa Lara Versus the Savage Pack. Karadelik bizi içinde çalkalıyor da çalkalıyor. “If we make it out of here alive, we’ll get through anything” (eğer buradan canlı çıkmayı başarabilirsek, her işin üstesinden geliriz) diyen Juggernauts ile beraber karadelikten çıkıyoruz. İşte albüme yapabileceğim tek eleştiri burada geliyor. Karadelik macerasını atlattıktan sonra Kozmosta sakin bir şekilde süzülüyoruz. Ama bu sakinlik biraz fazla uzuyor, Juggernauts bizi groovy karadeliklerde çalkalanma zevkinden mahrum bırakıyor. Winds of Fortune’da yaşadığımız heyecan da yetmiyor, ille de bir süpernova patlaması arıyor insan. Yine de Fade to Red ile dünyaya vücutlar sağlam, kafalar başka âlemlerde bir şekilde dönüyoruz. En güzeliyse bu yolculuk her tekrarda daha çok keyif veriyor. Crystal Axis’le Juggernauts bize çözümlemesi daha zor, daha az dans edilesi ama neticede daha zihin açıcı bir albüm sunuyor.



 

Anasayfa | Ajanda | İletişim | Künye | Arşiv
Müzik | Sinema | Moda | Güncel Sanatlar | Etkinlik
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! Magazine © 2007 - 2010