216 Steppaz Röportajı

Röportaj yaptığımız yerli grupların neden hepsi de Peyote sahnesinde deneysel veya indie çalan gruplar olsun ki düşüncesiyle yola çıkıp, şahsen kendilerini de sahnelerini de çok sevdiğim 216 Steppaz ile 6 Ağustos’taki Dogzstar konserleri öncesi güzel ve kocaman bir sohbet edip, minik de bir röportaj yaptık. 216 Steppaz’ı biliyorsunuz aslında;  Tomtom Sokak’ta içerken Pixie’ye tuvaletinizi yapmaya girdiğinizde rast geldiniz ve bir süre dans ettiniz, ya da sabaha karşı Dogzstar terasında son biralarınızı içmeye giderken giriş katında çaldıklarını  duyup terasa çıkmaktan vazgeçtiniz. İşte onlar; nâm-ı diğer 216 Steppaz; yani Sabbas, G.G. Man ve Buruto.

Reset!: Sorulara başlamadan dubstep hakkındaki cehaletimi hoş görün diyorum. Evet, çok seviyorum dinliyorum, araştırıyorum ediyorum ama hala çok yeniyim. Sorularımla sizinle röportaj yaptığım gibi dubstep janrıyla da röportaj yapmış olacağım :). İlk soruyla başlayalım; tabii ki 216 o da. Anadolu yakasına, özellikle Kadıköy’e, grup isminizde yaşatacak kadar saygı gösteriyor hatta gösterilmesini istiyorsunuz. Ama bütün etkinliklerinizi Dogzstar veya Pixie’de, yani Taksim’de gerçekleşiyorsunuz. Bunun sebebi sadece Kadıköy’ün mekan sıkıntısı mı? Yoksa başka bir sebebi var mı?

216: Maalesef mekan sıkıntısı, yoksa tabii ki önceliğimiz Kadıköy’de. 6/45’te çalıyoruz ara sıra ama orası da kısıtlı bir yer sonuçta. Arkaoda olabilirdi ama, orası da oturma düzenine alışık bir yer. Bu dubstep’le falan da ilgili değil; Kadıköy’ün genel problemi kulüp sıkıntısı  çekmesi zaten.

Reset!: Anlıyorum, benim de Taksim’e ilk adım atışım bu sebepten olmuştu sanırım. Peki; klişe olacağını baştan söylüyorum; Türkiye’deki dubstep hakkında ne düşünüyorsunuz? Siz ve neredeyse her hafta Pixie’de çalan birkaç grup haricinde pek bir hareketlenme yok gibi hala İstanbul’da bile?

216: İnsanların Türkiye’de hala haberi yok sayılır dubstep hakkında. Bu yüzden de yapanı  yok, prodüksiyonu hiç yok, üç beş dinleyen insan da haklı  olarak dinlemekle yetiniyor. Ama ümit var açıkçası :).

Reset!: Peki sizce dubstep’in bu kadar birbirinden farklı kitleler benimsenmiş olmasının sebebi yalnızca farklı türdeki müzikleri barındırması ve daha sert, daha kışkırtıcı olması mı? Ya da başka bir sebebi var mı?

216: Sanırım senin söylediğin bu sorunun cevabı. Electro dinleyenler de seviyor dubstep’i, dub dinleyenler de, metal dinleyenler de seviyor. Dubstep’le tanıştığımda tekrar napalm death dinlemek istediğimi hatırlıyorum mesela. Her tonu duyabiliyorsunuz müzikte, çok acayip. Yeni olup da bu kadar heyecanlandıran bir şey yok bence, dubstep de bu yüzden bu kadar sevilmiş olmalı  diye düşünüyorum ben.

Reset!: Bir yandan da dubstep son birkaç senedir popüler kültürün içinde fazlasıyla yer almaya başladı sanki, özellikle de Burial ile birlikte gerçekleşmiş gibi geliyor bu durum bana. Siz bu piyasanın içinde hangi safhada yer almak istersiniz peki, ya da bu vaziyetten memnun musunuz?

216: Tabii ki memnunuz bu durumdan. Yeter ki değerini kaybetmesin, içi boşaltılmasın, telefon melodisi haline gelmesin. Biz kendimiz gibi çaldıktan sonra dubstep mainstream de olsa problem olmaz :) .

Reset!: Ve son olarak, isminiz Londra’ya kadar ulaştı. 2 ay önce İstanbul’a gelen The Others ikilisi isimlerinizi duyup, dinleyip, beğendiler. Peki sizin 216 ekseninden çıkıp Fabric gibi büyük mekanlarda çalmak gibi planlarınız var mı yakın gelecekte?

216: Kısaca, büyüyelim! Kim istemez Fabric’te çalmayı zaten :) .

Reset!: Küçük röportajımızı burada bitiriyorum sanırım, bir dahakine daha çok çalışıp geleceğim, görüşmek üzere! 

 



 

Anasayfa | Ajanda | İletişim | Künye | Arşiv
Müzik | Sinema | Moda | Güncel Sanatlar | Etkinlik
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! Magazine © 2007 - 2010