Ordinary People - Sıradan İnsanlar

Bir Sırp filmiyle karşınızdayız. Hatta hakikaten karşınızdayız. Vladimir Perisic'in “Sıradan İnsanlar” filmi, eğer rastlarsanız karşısından ayrılamayacağınız türden bir film. Yalnız, yanlış anlamayın, öyle 'aa ne kadar güzel bir film, güzel yerler, güzel ama sıradan insanlar – yeme de yanında yat' gibi bir durum değil bu. Transa geçmiş gibi, 'eyvahlarım olsun, bu gerçek olamaz' türünden bir karşısından ayrılamamak bu. Öyle ki, insanlığın nelere kadir olduğunu/olabildiğini dan diye gösteriyor Perisic.

“Sıradan İnsanlar” insanda uyandırdığı hisler açısından Oliver Hirscbiegel'in 2001 yapımı filmi “Das Experiment”i andırıyor. Gerçi, “Sıradan İnsanlar”, “Das Experiment”ten çok ama çoook daha yavaş ve temelde pek bir şey göstermiyor ama yine de... Seyrettiyseniz, neden bahsettiğimi anlıyorsunuzdur. Ha yok seyretmediyseniz, ben biraz tarif etmeye çalışayım. Düşünün ki, başbakanımız --şimdi spekülasyon olmasın, o yüzden-- ya da genelkurmay başkanımız, bir gün çıkıyor ve diyor ki, şu, şu ve şu tipteki insanlar, veyahut şu derneklere üye olan, üye değilse bile destek verdiğini düşündüğünüz insanlar kötüdür. Hani yaklaşık on sene önce junior Bush'un müthiş hatip yeteneğiyle 'evildoers' (iblisçiler diye çevirelim şimdilik) olarak tasvir ettiği tarzda insanlar. Neyse, başbakanımız ya da genelkurmay başkanımız, işbu bahsettiği 'kötü' insanların, ölmeyi, hatta ölmeden önce çeşitli işkencelere maruz kalmayı pek tabii hak ettiğini iddia eder. İşkence dediği de elbette Guantanamo tipi işkenceler. (Ne sandınız, yirmi birinci yüzyıldayız, uyandırayım.) Çünkü bu bahsedilen insanlar, teröristtir. Kılık kıyafetlerine, halet-i ruhiyelerine ya da söylediklerine asla ama asla inanılmamalıdır. Bu insanlar, sivillerin arasında takılmakta, onlar gibi davranmakta ama bir yandan da hain planlar kurmaktadırlar. Ülkedeki durum bu kadar vahim, bu kadar endiselendiriciyken, pek tabii futbol karsılaşmaları tam gaz sürmektedir. Çünkü futbol ve spor birleştiricidir. Ama terör? Terör, her yerde olabilir. Herkes düşman olabilir, yanı başınızda oturanlar bile.

Tanıdık geldi mi?

Gelmediyse de sorun değil. Biz işimize bakalım. Evet, filmimiz “Sıradan İnsanlar.” 2009'da Cannes Film Festival'inde gösterilmiş. Orada ödül alamamış ama başka birkaç festivalde ödül almış. Tam olarak bu ödülleri neden verdiklerini anlayamamış olmakla beraber, sizlere engel olmak istemem. Bilginiz olsun, “Sıradan İnsanlar” 16 Temmuz itibariyle yurdumuzda gösterime girmiş bulunuyor.

Önceden de söylediğim gibi “Sıradan İnsanlar”da işkence de yok, karakterler arasında yaşanan bir gerginlik de yok. Kısacası 'ben işkence görmeye dayanamıyorum' diyorsanız, korkmanıza gerek yok. Ama şimdiden söyleyeyim, bir saat yirmi dakika boyunca olup biten çok bir şey de yok. Sigara içen, havadan sudan bahsedip sıkılan bir düzine asker var. Ha bir de arada kamyonla üsse getirilen 'terörist'ler var. Film boyunca karakterlerle ilgili pek fazla bir şey öğrenmediğimiz gibi, takip edilecek bir senaryo da yok diyebilirim. Müzik de yok. Ki, bu bilhassa yapılmış bir seçim sanıyorum. Nitekim, mevcut sesler börtü, böcek, otobüs motoru ve elbette hedefe yönelik atılan kurşunlar, filmin büyük kısmına hakim olan sessizliği gerektiği kadar bölüyor.

Filmden öğreneceğiniz (ki şimdi ben söyleyince, filmi seyretmeden de öğrenmiş oluyorsunuz) yegâne şey, Sırpça'nın Türkçe'ye benzerliği. Daha doğrusu ortak kelimeler. Mesela 'haydi' Sırpça'da da haydi anlamına geliyor. Ya da, 'nişanı' 'nişan alın.' İkincisini kullanmanıza gerek kalmaz diye umuyorum ama mesela birincisini, yavaş hareket eden Sırp arkadaşınıza veyahut olur da Sırbistan'da alışverişe çıkarsanız, içi geçmiş satış elemanına çekinmeden söyleyebilirsiniz.

Hatta şimdi ben de öğrendiğim bu Sırpça kelimeyi cümle içinde kullanacağım. Haydi, bir sonraki sayıya kadar kendinize iyi bakın, güneşte fazla durmayın.




 

Anasayfa | Ajanda | İletişim | Künye | Arşiv
Müzik | Sinema | Moda | Güncel Sanat | Etkinlik
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! Magazine © 2007 - 2010