Hüseyin Çağlayan Paneli

"Hayatımız pens yok etmekle geçiyor!"

Hüseyin Çağlayan'ın dudaklarından dökülen bu sözler, bir moda tasarımı öğrencisi olarak yüzümde ister istemez minik bir tebessüm uyandırdı; bilenler bilirler penslerden neler çektiğimizi. Geçtiğimiz günlerde İstanbul Moda Akademisi'nde "Hüseyin Çağlayan ile Moda Tasarımı ve Endüstriyel Tasarım Üzerine Konuşmalar" başlığı altında Ece Sükan ve Gülay Hasdoğan ile keyifli bir sohbet gerçekleştiren tasarımcı, Vogue dergisi reklamlarından aşina olduğumuz bozuk Türkçe'sine rağmen, dile getirdiği güzel düşünceleriyle kendisine olan hayranlığımı pekiştirmek suretiyle oldukça verimli ve de "inspiring" bir söyleşiye imza attı.
 
Henüz sohbetin başındayken tasarım sürecinde azaltmayı bilmenin öneminden bahsetmesiyle, her zaman desteklediğim "less is more" anlayışına Hüseyin Çağlayan'dan da bir "merhaba" almanın mutluluğunu yaşadım. Sanat ve moda kavramlarını iç içe yaşayan Hüseyin Çağlayan, kendisini bir tasarımcı olmasının yanı sıra, bir sanatçı olarak adlandırıyor ve bu iki duruşun ortak bir paydada birleşerek yeni bir dil oluşturduğuna inanıyor. Bir sanatçı olarak zamanın getirilerinin sonucu farklı temaların iç içe geçmesi ve farklı fikirlerin birbiri ile entegre olmasından etkilendiğini söyleyen tasarımcı, geçmişe dönüp baktığında bu farklılığın getirilerinden faydalanabildiğini ve ortaya zamansız işler çıkarmayı başarabildiğini gördüğünü söylüyor. Yaşadığımız -doğal ya da yapay- ortamda yerçekiminin her adımımız, her hareketimizle, yarattığımız her şey ile iç içe olduğunu söyleyen tasarımcı, tasarım sürecinde de bedenin öz yapısını göz önüne alan proporsiyonlar kullanmanın öneminin altını çiziyor.
 
İstanbul Modern'deki sergisine acele bir şekilde göz attığımda, tasarımcının eski çalışmalarının yeni işlerindeki füturistik etkilere kıyasla daha geleneksel çizgiler taşıdığını farkettim. Panel'de bu konuya da değinen tasarımcı, geleneğin alışkanlığın getirdiği çekicilikten ibaret olduğundan bahsetti ve ayak uydurabilmek ve farklılıkları yaşayabilmek gerektiğini söyleyerek çizgisindeki değişimi gerek içinde bulunduğumuz kürenin değişip-gelişmesine, gerekse zamanla artan donanımına bağladı ki bu da beklenen bir cevaptı. Her zaman moda ve tasarım ile ilgilenen insanlarla hararetli tartışmalara girdğim bir konu olan 'kişisel tasarım' konusunda da tasarımcıdan beklediğim cevabı aldım ki bu da bir tasarımcının her zaman ortaya çıkardığı tasarımı giyebilmesi gerektiğine tekabül ediyor. "Tasarımcı, kendisinden bir şeyler kattığı bir ürünü üzerinde taşıyabilmeli" diyen Çağlayan, öte yandan modanın hayatımızı kolaylaştırabilecek bir fonksiyon olabilmesi konusuna da olumlu baktığını, fakat endüstriyel tasarım gibi diğer dalların modadan bu alanda daha ilerde olduğunu düşündüğünü ve modanın markalar arası bir güç savaşı haline gelmesinden rahatsızlık duyduğunu söylüyor.


 
Profesyonellik konusunun deneyimle doğru orantılı olduğunu söyleyen tasarımcı, hırslı olduğundan, kendisini eleştirmeyi ve de yenilemeyi sevdiğinden bahsederken, seçici olmanın da mükemmeliyetçi olmak adına faydalı olduğunun altını çiziyor. Çağlayan, tasarım sürecinde bir diğer önemli nokta olan "mutfak" kısmının da çok iyi irdelenmesi gerektiğini ve dünyanın her yerinde farklı çalışma teknikleriyle karşılaşılabileceğini, teknik bilgisi olan insanlarla iyi iletişim kurmanın yaptığımız işi 360 derece görmemizi sağlayacağını söylüyor. Keza bu alanda moda eğitiminin de gerek ülkemizde, gerekse dünyada bu doğrultuda verilmesi ve tasarımcı adaylarının detayları iyi irdeleyebilmesi adına eğitim kalitesinin yükseltilmiş olması oldukça sevindirici. Avrupa'daki birçok ülkeye göre de çokça ileride olduğumuzdan bahseden tasarımcı, birçok ülkenin kendi tarihinde boğulduğuna, fakat Türkiye'nin yavaş yavaş tarım toplumundan endüstri toplumuna geçtiğine ve gelişmiş ülkelerden doğan moda kültürünün Türkiye'de artık bir raddeye kadar lüks olarak görüldüğüne, modayı benimseme boyutuna geldiğimize dikkat çekiyor.
 
Son olarak zamanının büyük bir kısmını kitap okuyarak geçirdiğini ve okumanın en büyük ilham kaynaklarından birisi olduğunu söyleyerek sözlerini bitiriyor Çağlayan. Bu keyifli panelin üzerine İstanbul Modern'in ev sahipliği yaptığı sergiyi bir kez daha gezmenin ve incelemenin şahsım adına pek keyifli olacağını söyleyebilirim. Tavsiyem ise, 24 Ekim'den önce İstanbul Modern'e yolunuzu mutlaka düşürmeniz ve tasarımcının etkileyici çalışmalarına bir göz atmanız. İyi haftalar...



 

Anasayfa | Ajanda | İletişim | Künye | Arşiv
Müzik | Sinema | Moda | Güncel Sanat | Etkinlik
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! Magazine © 2007 - 2010