The Twilight Saga: Eclipse – Alacakaranlık Efsanesi: Tutulma
Ağlak vampir Edward ve Bella’nın aşkının veba gibi yayılan kitaplarından uzak durmayı başarsam da filmlerine kayıtsız kalamamış, güzel insan Robert Pattinson için Twilight serisinin takipçisi oluvermiştim. İlk iki filmi sabah kahvemi içerken uyur-oturur şekilde izlemiş ve bir beklentim olmadığı için olumlu-olumsuz hiçbir hisse kapılmamıştım. Serinin üçüncü filmi “Twilight Saga: Eclipse” i ,“Hard Candy” ve “30 Days of Night”’ın yönetmeni David Slade’in çektiğini duyunca heyecanlanıp, beklentilere kapıldım. Twilight ritüeline uyup sevgilimi alıp sinemadaki yerimi aldım. Sonuçta “30 Days of Night” gibi bir vampir filmi çekmiş yönetmenin yeni vampir filmi ne kadar kötü olabilirdi ki?
Serinin üçüncü filminde Edward’dan öç almak isteyen Victoria panter emel gazı ile kendine yeni vampir olanlardan bir ordu kuruyor. Cullenlar da yüzlerce senelik düşmanlıklarını bir yana bırakıp, boş bakışlı Bella için kurt adamlarla iş birliği yapıyorlar. Kurt adamlar, vampirler ele ele verip yeni yetmelerle savaşıyorlar.

Üçüncü bölümde aşka şiddet karışacağı, vampirlerin vahşi yönlerinin ön planda olacağı söyleniyordu. Bu söylenti yönetmenden dolayı bana gerçekçi gelmişti. Ne de olsa Slade sayesinde “30 Days of Night”da görüp görebileceğimiz en karizmatik ve vahşi vampirler ile tanışmıştık. Ancak söylenenler doğru değilmiş... The Twilight Saga: Eclipse’de vampirler hapur hupur insan yiyorlar ama bu daha çok beslenme zinciri tadında gösteriliyor. Damlalıkla kan gösterilen film şiddet, vahşetten çok uzak.
Cullen ailesinin ilk iki filmde arka planda kalan aile üyeleri, üçüncü filmde Bella’ya kendi hikâyeleri ile vampirliğin pek de süper bir şey olmadığını anlatmaya çalışıyorlar. Ama anlatılan bütün hikâyeler başarısız aşk hikâyeleri. İnsan ister istemez filmi izlerken aşk acısı çeken herkesin gaza gelip vampirliğe soyunduğunu, vampirlerin ‘kaybedenler kulübü’ tadında bir şey olduğunu düşünmeye başlıyor. Bella ezikliğinden dinlediği hikâyelerle vampirlikten soğuyacağına, daha çok vampir olmak istiyor. Öyle ki Edward’a “Ben ömrüm boyunca ezik oldum, sizin âlemde kendimi pek güçlü hissediyorum, baksana kurt adamlarla vampirler bile sadece benim için kardeş türküler tadında takılıyorlar, bu yüzden vampir olmak istiyorum.” açıklamasını yapıyor.

Üçüncü filmde aşkın ön planda olmadığı doğru. İkinci film Edward ve Bella’nın yine yeni yeniden birbirlerine aşık aşık bakması ile bitmişti. İkinci ve üçüncü film arasında neler oldu bilemem ama pısırık Bella bir havalara girmiş, adeta maymun gözünü açmış. Edward’ın yokluğunda, ortamı boş bulan pek çıplak kurt adam Jacob, Bella’nın aklına düşmüş. Bella, Safinaz gibi bir Jacob’a bir Edward’a kuyruk sallıyor, bunu yaparken de gizleme ihtiyacı duymuyor. Kurt adam ve vampirler âleminde kıskançlık pek yoğun bir duygu olmamalı ki Edward ve Jacob ulu orta üçlü bir ilişkiye evet diyebiliyorlar. Öyle ki beş dakikada İtalya’ya gidebilen Edward dağın tepesinde kamp kurduklarında Bella’ya bir kazak almaya eve gitmeye üşeniyor, Jacob’un Bella’ya sarılıp, ısıtmasına onay veriyor.
Aşk üçgeni ve vampir savaşları kulağa heyecanlı gelse de The Twilight Saga: Eclipse gayet heyecansız, durağan ve sıkıcı bir film olmuş. Sinemada izlerken saatime bakıp, çıkışta iskender mi mantı mı yesem de bugünden zevk alsam gibi düşüncelere kapıldığımı söyleyebilirim. Siz siz olun filmi izlemeyi düşünüyorsanız, hiçbir beklentiye kapılmadan sinemaya gidin. Sinemaya giderken de Twilight ritüeline uymak için sevgilinizi bu işkenceye maruz bırakmayın, empati kurup “O beni Carmen Electra filmlerine götürüyor mu?” diye düşünün ve kız arkadaşlarınızı alıp sinemaya gidin…

|