Anti-Christ - Deccal
Küçükken palyaçolardan korkardım, ormanlardan değil. Büyüdüm, her şey değişti. “Cannes Film Festivali”nde gözleri ve koltukları kapatan, kapıları çarpan, sesleri susturan, susları seslendiren hangi film diye meraklandık. Üç kızdık, önce salonun ışıklarını kapattık, üçüncü dakikada ışıkları açtık, iki dakikada bir su içmeye kalktık, pencereleri açtık, pencereleri kapattık. Bu hareketliliği düşünürsek aslında "bütün kızlar toplandık" da Lars Von Trier'e ayaklandık. Peki, “Dogville”i, “The Idiots”ı, “Breaking the Waves”i hafif hafif söylenerek izlemiş ve hatta iç kanırtan bol Björk'lü "Dancer in the Dark"'ı bile bir kaç litre gözyaşıyla atlatabilmişken "şimdi niye zorlandık"?

Kısa süre önce şöyle teoriler atıldı tutuldu dünyada, mesela prenatal dönemdeyken anne eğer sancılıysa çok, hem içten hem dıştan, çocuk küçükken ya da çocuk büyüyünce bazen içi burulurmuş, çarparmış kalbi çok, kırılmış bağırışa çağırışa. İşte bütün filmi öyle bir hassasiyetle izledim, annem sancılanmış gibi, belki mahsuscuktan belki gerçek; ama anneymişim gibi. İçimdeki bütün kadınların istilasına uğramış, yolunu şaşırmış, saçlarım sırtıma sarmaşık biraz boğulup yağmura yatmış suyu atıp kokusuna boyanmış da nefes almayı bekler gibi bir halde filmin başında tepetaklak.
“Anti-Christ” iki öykülü gibi, birini anlatırken diğerini içimden yeniden yazıyor gibiyim. O yüzden konusunu anlatmak zor; kelimelere sığdırabildiğim kadarıyla şöyle gibi. Anne, baba, kadın, erkek, rüya, kötülük, kabus, bil, yok, var, çocuk, can, yas, karanlık, çift, tek, bir, iyilik, aldanma, düz, gerçek. Size yazdırdığı öykü belki biraz kadına, biraz erkeğe, biraz rollere sahiplenmeye ve eve bağlı. İsmi itibariyle filmde aranan dinsel öğelerin birçoğundan bihaberdim sonradan okuya okuya boşlukları doldura oynadım, merak edenler için izledikten sonra bulmak biraz oyun gibi.

Zerafeti, sesi, duruluğu, öznesi ve yüklemi ile ölüp bittiğim birtanecik Charlotte Gainsbourg Cannes’da aldığı en iyi kadın oyuncu ödülünü çağırır gibi performansıyla filmin rüzgârını fırtına yapıyor, uçuruyor, dağıtıyor. Willem Dafoe ve Charlotte Gainsbourg, birlikte bütün sisteminizi alt üst eden bir performans ile “Anti-Christ”a öyküsünün yanında başka bir algı gücü daha katıyor.
İşte böyle. Elizabeth Kübler Ross, ölüme beş aşamalı yaklaşım teorisiyle, bu kez biraz yanılıyor. Trier, ölüm öyle değil diyor. Ya da bilmiyorum, “Anti-Christ” mı bir şey diyor, yoksa ben boşuna mahvoldum dememek için filmi böyle elime avucuma alıp somutlaştırmaya mı çalışıyorum. Filmi aklımda derleyip toparlayamadım diye bu halim her zamanki halimden de dağınık oldu. Dağılıp toplanmak için şimdi yazdan çıkıp, karanlığa biraz, koltuklara, perdelerin karşısına, gölgelere, oyunlara.


|