|
Lissy Elle
Rüyanın neresinde doğup neresinde uyandık, o sırada uyuyakalmışım gibi hissediyorum. Oynadığım oyunları sayıyorum kafamdan, bana çarpan bir bisiklet hatırlıyorum, tahtarevallide üç takla attığımı, dizlerimi kanattığımı, bir de yataktan çadırlarımı. İçeriye nasıl süzerse ışık, ne kadar büyürse ve küçülürse Alice, ben de onunla birlikte büyür küçülen dünyamı unutur, gölge oyununda perdeleri ve kuklaları birbirine karıştırır, öyle yatıştırırdım içimi. Büyüdüm değişmedi, salonuma gece doğunca, ağaçlar kendilerinden büyürler, öyle büyürler ki sesleri çıkar, öyle büyürler ki başka bir gökyüzü yaparlar. O gölgeden gökyüzünün altında birileri olur, birileri uyur, gözlerini kapayıp farklı rüyalara uyanırlar. Onları çok severim, oyunlarını da öyle. Sonra Lissy Elle'nin salonuna düşerim, anahtar onun kapısını açar, yeniden küçülürüm, kahvesini içerim fincanlarında yüzerken, kedisini severim, kedisi güler.


Yetmediği zaman yapılıyor diye, kendi dünyasını yapbozuyor Ms.Elle, ya da bozupyapıyor da "kendime yeni bir ben lazım" söyletiyor içimden içimden. Büyümeye ameliyat yapıyor, küçülmeye makaslarla taçlar hazırlıyor da -biraz canım yanıyor- altyazılı bir film izletiyor fotoğraf dolu sayfaları çevrilirken birer beşer. Masalları, kırıklarını toplayıp ilk cümlesinden çok baştan yazıyor, ayaklarına batıyor da duymuyormuş gibi onlara da oyun yazıyor. Kırıklarına iç diyor, içine, çık. Kendisi kutulara sığıyor ama aklına sığmıyor kutular. Evren diyor aklına, aklı evreni kandırıyor.


Bir yıldız kayıyor, simleri dökülüyor ellerine, ayaklarına bulaşıyor, patilerine. Bir oyuncak ayı arkadaş oluyor gecesine. Karları bulut yapıyor, bulutları uyku. Sessiz sessiz kedi yürüyüşüyle buraya http://www.flickr.com/photos/lissyl/ .




|
|
|
|
|
|
|
|