Wild Beasts Röportajı

Efes One Love Festival 9’un benim için The Whites Boy Alive ile birlikte en heyecan verici grubu ve aynı zamanda 2009’un en başarılı albümlerinden biri olan “Two Dancers”ın yaratıcıları Wild Beasts ile konser öncesi röportaj yapma fırsatı bulduk. Grubun vokalistlerinde biri olan Tom Fleming ve davulcuları Chris Talbot ile yaptığımız kısa röportajda bizlere bu kısıtlı süre içinde çok şey anlattılar ve dostane tavırları ile gönlümüzü kazandılar. Yağmur bulutları ne kadar onları endişelendirmiş olsa da festivalin en başarılı performanslarından birine imza atmış oldular.
 
Reset! Magazine: Merhabalar, bu sıralar Wild Beasts için hayat nasıl geçiyor, neler yaptınız, nerelerde çaldınız ?


Chris: (Gülerek) Buradan evvel bir hafta süresince dinleniyorduk. Ancak ondan önce Primavera’da, Pitchfork sahnesinde çaldık. İnanılmazdı diyebiliriz. Yakın bir zamanda da Glastonbury’de çalacağız.

Tom: Primavera’dan sonra üçüncü albüm için çalışmalara başladık ancak daha ilk kısımlarındayız diyebiliriz. Bunun dışında yazın çok güzel bir süreç olacak bizim için, birçok festivalde çalacağız. Bir süre evvel otobüs ile hiç durmadan yaptığımız üç aylık turdan farklı bir süreç olacak.

Reset! Magazine: İstanbul’da Efes One Love Festival’da çalacak olmak sizin için neler ifade ediyor?

Chris: Primavera’dan sonra İstanbul’da çalmayı kim tahmin edebilirdi ki ? Bulunmaz bir durum diyebiliriz.

Tom: İstanbul’u daha önce burada çalmış birçok müzisyen arkadaşımız çok övdü bu yüzden de gerçekten heyecanlıyız.

Reset! Magazine: Peki festivalleri mi, yoksa bireysel şovlarınızı mı tercih ediyorsunuz ?

Tom: Baktığımızda cidden çok farklı durumlar ikisi de. Kendi şovunuzda kendi evinizde gibisiniz. Herkes parçalarınızı biliyor, herkes tanıdık bu tabii ki çok güzel ancak festivalde de tanımadığınız ve müziğinizi dinlememiş insanlara ulaşabilme imkanınız oluyor ki bu gerçekten çok heyecan verici oluyor.



Reset! Magazine: Biraz da doğdunuz şehirden, Kendal’dan bahsedecek olursak; oldukça küçük bir nüfusa (30bin) sahip ve kendi halinde bir kasaba Kendal. Acaba çocukluğunuzu yaşadığınız bu şehir müziğinizi ne kadar etkiledi ?

Tom: Şöyle diyebiliriz ki yaşadığımız şehirde bir müzik sahnesi olmamasından dolayı, herşeyi ikinci elden öğrendik. Bireysel olarak baktığımızda dinlediğimiz albümler, singlelar bizim ilham kaynaklarımız oldu diyebiliriz. Kendal’da bir sahne olmadığından da “herşey”in içinden kendimize en uyan şeyi seçip müzikal yapımızı oluşturduk.

Reset! Magazine: Kendal’dan sonra Leeds’e yerleştiniz bildiğim kadarıyla. Neden Oxford ve Londra gibi yerler değil de Leeds gibi bir yeri seçtiniz ?

Chris: Aslında müzik yapmaya başlamadan önce Hayden ile ben Leeds’e üniversite eğtimimiz için gittik. Sonra da Tom’u gruba aldık.

Tom: Leeds baktığımızda sanayisi gelişmiş bir şehir. Ucuz kiralar, genç insanlar, birçok büyük üniversite gibi koşullar da bu şehri çekici kılıyordu. Ayrıca birçok evin bodrum katı var ve bunlar da prova yapabilmek için bizim adımıza çok uygundu.

Chris: Biz oraya gittiğimizde şehirde müzik piyasası bakımından iyi bir ağ oluşmaktaydı ve bunun da bir avantajı oldu ancak ilk başta bunların üzerine pek gitmemiştik. Bir de Leeds’te çalabileceğiniz birçok kaliteli konser mekanı bulunmakta. Ada’nın merkezinde bir şehirdesiniz ayrıca, Glasgow’a da Londra’ya da aynı mesafade olan bir şehir.

Tom: Ne kadar Londra avant garde müziğin merkezi olsa da Leeds’in de kendine özgü bir avant garde sahnesi bulunmakta ki bu da çok etkileyici. Ashtray Navigations, Vibracathedral Orchestra bu sahneden bahsedebileceğimiz önemli gruplardan.

Reset! Magazine: İlk albüm ”Limbo, Panto”ya baktığımızda kendimizi bir tiyatro oynunun içindeymiş gibi bir atmosferde buluyoruz. Bunu yaratma sürecinde sizi etkileyen spesifik şeyler oldu mu ?


Tom: Bu albümde hikayeler anlatmak istedik. Ve bunu o kötü, didaktik şekilde yapmak istemedik . Absürdlük katmak istedik. Bir nevi mizah üzücü, trajedi ise eğlencedir demeye çalıştık. Bu albümün yapım sürecinde kabarelerden oldukça etkilendik.

Reset! Magazine: Şimdi sorularımıza hayranı olduğumuz albüm “Two Dancers” ile devam edeceğiz. Acaba bu albümdeki Two Dancers şarkısı neden iki parçaya bölündü ?

Tom: Baktığımızda bu albümü, hayatımızın ve tecrübelerimizin bir aşk albümüne yansıması olarak nitelendirebiliriz. Bu albümün içinde aşk, unutulma, dönüş, dağılmak, ayrılmak üzerine pek çok şey var. Ayrıca bir nevi dans etmek gibi tamamiyle isteğinize bağlı. Dans ettiğinizde ya dans etmeye devam edersiniz ya da onu bırakırsınız. Albümün kapağına baktığımızda da iç içe geçmiş iki insan yüzü görüyoruz ve hangisi hangi yüz söylemek oldukça zor. Hayatta da bir nevi böyleyiz. Hayatınızda, yaptığınız hareketler bir şekilde başkalarına bağlı ya da başkalarından etkilendiğiniz şeyler oluyor ve bundan kaçamıyorsunuz.



Reset! Magazine: Yine bu albümde şarkılar öyle bir noktaya geliyorlar ki bir patlama olacakmış ve bir dans parçasına dönüşecekmiş gibi hissediyoruz ancak daha sonra parçalar sakinleşiyor, duygusallaşıyor ve patlamadan evvelki haline dönüyor. Öncelikle bu tercihinizden ve üçüncü albüme bunun yansımasının nasıl olacağından biraz bahsedebilir misiniz ?


Tom: Ben mesela duygunun aynı ritimde gitmekle daha güçlendiğine inanlardanım ve parçaların bir patlaması olması gerektiğine inanmıyorum. Böyle daha etkili aktarıldığına inanmaktayım ki dans şarkılarında aslında kendini tekrarlayan ritimler görüyoruz ve biz bu tip ritimleri pek tercih etmiyoruz. Üçüncü albüme daha yeni başladık. İlk albümden ikinci albüme geçerken o koşullara ve duruma uygun değişiklikler yapmıştık ancak bu sefer biraz daha farklı değişiklikler yapabiliriz.

Reset! Magazine: Gruba baktığımızda biri sen (Tom) olmak üzere iki çok başarılı vokale sahipsiniz. Vokalleri nasıl paylaşıyor ve üretiyorsunuz ?


Tom: Vokal olmanın dışında aynı zamanda Hayden da ben de söz yazarıyız. Ancak sözleri oturup beraber yazmıyoruz. Bizim yaptığımız daha çok yazarak tenis oynamaya benziyor. Ben bir şey yazıyorum, sonra Hayden üzerine bir şey yazıyor. Sonra birden şarkının vokallerini tetikleyecek bir şey ortaya çıkıyor. İlk başladığımızda ortaya çıkan şeyler tamamiyle şans eseri, bir nevi kazayla ortaya çıkıyorlardı. Seslerimizle neler yapacağımız pek bilmiyorduk. Ancak geçen süreçte bunu nasıl kullanacağımızı öğrendik ve bundan sonra ortaya çıkan şeyler isteyerek ve farkında olarak ortaya çıktı.

Reset! Magazine: Domino gibi inanılmaz bir plak şirketiyle çalışıyorsunuz. The Kills’den Animal Collective’e, Dirty Projectors’tan Arctic Monkeys’e çok geniş bir yelpazeye ve başarılı sanatçılara yer veren bir şirket. Bu gruplardan müzikal olarak ilham aldıklarınız oluyor mu acaba ?

Tom: Aslında evet. Animal Collective için bunu söyleyebiliriz. Domino’ya onlardan önce geçtik ancak Animal Collective’in kayıtlarını hep takip etmişimdir ve kişisel olarak bende büyük etkileri var. Şirketin sahibi de müzik konusunda çok açık ve cesur biri. Sevdiği müzisyenlerle sonucunu düşünmeden kendi bünyesine katabilen biri.

Fotoğraflar: Mert Altınay

Festivalin En İyi Yerli-Yabancı Performansı Anketi İçin Tıklayın

Festivalin Ardından Yazısı İçin Tıklayınız

Festival Fotoğraf Galerisi İçin Tıklayınız

The Ting Tings Röportajı İçin Tıklayınız
Fischerspooner Röportajı İçin Tıklayınız
Wild Beasts Röportajı İçin Tıklayınız

Soaked Röportajı İçin Tıklayınız
Ramadan Röportajı İçin Tıklayınız
Ars Longa Röportajı İçin Tıklayınız



 

Anasayfa | Ajanda | İletişim | Künye | Arşiv
Müzik | Sinema | Moda | Güncel Sanat | Etkinlik
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! Magazine © 2007 - 2010