
|

Tripart
Merhaba okuyucu! Bundan böyle elimizden geldiğince bu sayfalarda yerli gruplara yer vermeye çalışacağız. En azından bunun arzusu içindeyiz. Şimdiden birçok grupla iletişime geçtik bile... İlerleyen günlerde onlarla da görüşüp, bu online sayfalardan sizlerle buluşturacağız. Buraya konuk olmak için illa bir grubun çok popüler olması gerekmiyor. Bizi ilgilendiren popüler olup, olmaları ya da sevilip, sevilmemeleri zaten değil. Bu pek de önemli değil açıkcası... Burada Neon’dan Mor ve Ötesi’ne kadar her an, her grup olabilir. Maksat; seslerini duyurma adına bir araç olabilmek. İlgilenen gruplar olursa, letişiminize de açığız bu arada... Hadi bakalım, Tripart ile başlıyoruz...
Onur: Tripart benim için çok ayrı bir yere sahip olan bir grup. Hatta; tanışıklığımızın uzun yıllara dayalı olan kişilerden oluşmakta. Asla unutamam; 2002 Nisan ayı. Muse ilk kez Türkiye’de! Olay. Hepimiz günler öncesinden biletleri almışız, konser gününü iple çekiyoruz.
Ve gün gelir... Kapıda biletli olmamıza rağmen “yaş sınırı” hedesine takılarak, girmekte zorluk çekiyoruz. Üzgün bir kalabalık topluluk olarak bazılarımız dönüşlere başlarken, morali bozulan Gökay, “içeri giremiyorum ama ben bu bileti yine de satmam! Gider odama asarım, daha iyi!” diyordu. Artık dayanamayan Cüneyt, demirlerin altından atlayarak iç tarafa geçer... Pat! İçerde. Hemen onun arkasından Cüneyt’ten aldığım gazla da ben... Sırf o konser için hazırladığım, doğum tarihiyle oynanmış bir nüfus cüzdanı ‘fotokopisi’ sayesinde görevliyi kandırıp, içeri dalıyorum. Geri kalan herkes tıpış tıpış evine... Gökay da biletini sattı tabi, nereye satmıyor! –Düşünün, Gökay’ın o ünlü abisi bile sokamadı onu içeriye!- Bunların hepsi bir yana, Venue’deki tüm konseri ancak bir çöp kutusu üzerine tırmanarak izleyebilmiştik! Cüneyt’le o gece dönüşümüz de bir olaydı. Konser sonunda ufak çocuğunu Venue’den almaya gelen ailem ile birlikte arabanın arka koltuğunda, annemin yaprak dolmalarını lüpleterek dönmek de bir ayrı bombaydı! Aradan yıllar geçti ve siz lise arkadaşlıklarından oluşan bir topluluk kurdunuz. Bildiğimiz kadarıyla Rauf haricinde, Cüneyt, Gökay ve Can liseden arkadaşlar. Davul çalan Rauf ise, Gökay’ın “garaj.org”den bulduğu bir davulcu değil mi? : p
Şaka bir yana, Rauf da Gökay’ın üniversiteden arkadaşı. Yanlışımız varsa düzeltin. : )
Cüneyt: Aslında hepimiz aynı lisede okuduk. Ancak ben Rauf ve Can ile tanışmamıştık.
Onur: A, Rauf’un da liseden olduğunu bilmiyorduk... Sizi hiç bilmeyenlerle paylaşalım; kim ne çalar Tripart’ta? Ne iş yapar? Ne söyler? Kaç yılında kuruldunuz ? Nasıl tanıştınız? (Burada özellikle Cüneyt’ten Gökay’la tanışmasını anlatmasını rica ediyorum!) Hadi anlatın kendinizi...
Cüneyt: : ) Ben lise 2’ye kadar Ankara’da yaşadım. Müziğe orada başlamıştım, İstanbul’a taşındığımda bu konuda çok büyük boşluk hissettim ve çevremi araştırmaya başladım. Bir çocuk gördüm okul gömleğinin içinde bir grubun t-shirtü vardı gidip müzikle uğraşıp uğraşmadığını sormamla tanışmış olduk. O kişi Gökay’dı ve t-shirtündeki Korn baskısıydı: ) (tabii bunlar 8-9 yıl önce oluyor sanırım ) Gökay’la bazı müzik çalışmalarımız olmuştu sonra sonlandırmıştık. 2006 başlarında bu dörtlü toplanma kararı aldı sonuç olarak. Rauf davulları, Can basları ve vokali, Gökay gitarları, ben de gitar ve vokalimle Tripart’ı oluşturuyoruz. Voltran gibi oldu.
Gökhan: Evet, evet mesela, müzik haricinde nelerle ilgileniyorsunuz? Müzik sizin için sadece hobi mi, yoksa işiniz mi? Eğer işiniz ise, Türkiye' de müzikten para kazanabileceğinizi düşünüyor musunuz? Ve bundan bir kaç yıl sonra Tripart sizce nerede olur?
Gökay: Hepimiz öğrenci sayılırız halen. Can Mimar Sinan’da arkeoloji okuyor. Rauf İstanbul Üni’de Radyo Tv ve Sinema okuyor. Cüneyt Mimar Sinan’da Hat Sanatı bölümünü bitirmişti şimdi yine aynı bölümde yüksek lisans yapıyor. Hattat olacak sanırım: ) Ben İst Edebiyat Fak. Bilgi ve Belge Yönetiminde okuyorum. Bu yıl bir okul değişim planlarım var. Bakalım ne olacak...
Rauf: Müzik bizim için hobiden öte birşey tabiki ,ancak kesinlikle iş gözüyle bakmıyoruz.Böyle bir durum oluşursa zaten iyi şey üretemeyeceğimizi düşünüyorum.Hepimizin müzik dışında farklı uğraşları ve elbette gelecek için ekonomik olarak farklı planları mevcut.
Onur: Peki, çok çok klasik bir sorudur bu biliyorum ama grubun ismi nasıl konuldu? Kim buldu? Bir anlam taşıyor mu? Ya da özel bir anlamı var mı? İlla ki vardır bir macerası. Paylaşın bakalım bizlerle...
Gökay: Grup adını bulmamız garip oldu biraz. Daha yeni kurmuştuk ve cover şarkılar belirliyoduk. Grubun adı belli değildi cidden. Stüdyolara girip çıkıyorduk ama bir isim yoktu. Sonra bir akşam Cüneyt, Rauf ve ben Peyote’de otururken sohbet sırasında çıktı grup adı ve öyle kaldı: ) Anlamı da bizde saklı.
Onur: İlk sahne aldığınız günleri hatırlıyorum da, şu an bayağı geliştirdiniz kendinizi. En azından çok rahatsınız artık sahnede. Örneğin; Rauf ilerletti kendini, Gökay artık arkasını seyirciye dönmüyor –ama yan durmaya devam ediyor- , Cüneyt de aldığı şan derslerinin meyvesini topluyor artık... Ve Can artık sahnedeyken, odun gibi durmuyor. : )
Bunlar tabii geyiğine dediğim şeyler, siz kendinizi anlatın... Bu geçen zamanda nelerin değiştiğini düşünüyorsunuz?
Cüneyt: Öncelikle geyik maskesi altındaki acımasız sözleri göz ardı etmeyeceğim. Annenin dolmalarından borçlusun bana… Şan dersi almadığımı da söylemeliyim: )
Bu geçen zaman gerçekten de bizlerin düşündüğü ve olmasını istediği gibi gerçekleşti. Her yeni ama ciddi grubun geçirmesi gereken evreleri atlattık. İyi ve kötü tecrübeler hep birlikte oldu, biz genelde huzursuz olsak da bunların bize hep faydalı şekilde yansıdığına inancımız sonsuz.
Sahne performansı olarak gerçekten olumlu tepkiler alıyoruz. Ama öncelikle biz sahnede müziğe veriyoruz kendimizi. Aslında bir nevi biz kendimiz için çıkıp çalıyoruz, izleyenler de belki bu enerjiyi paylaştığından iyi hissediyorlardır. Olabildiğince doğal olsun istiyoruz her şeyi.
Onur: Tripart’ı ben yakından tanıdığım için çok iyi biliyorum. Aslında kendi istedikleri gibi bir müziği çalmayı isteyen kişilerden oluşuyor. Tabii ki etkilendiğiniz isimler de olacak ve onlar müziğinize de yansıyacaktır. Bu hep böyle olmuştur! Gerçi bana kalırsa, bu benzerlikler hiçbir zaman o dışarıdan duyduğumuz yorumlardaki gibi sadece bir grup ile kısıtlı olmadı –Interpol’den bahsediyorum...- Yani, en başından beri en yakınınızdakilerden birisi olarak – en başından beri derken; cover dönemlerini de kapsıyorum!- takip ettiğim, izlediğim, dinlediğim kadarıyla bu böyle yani. Benzeri isim olarak illa yakın tarih gruplarından isim vermem gerekirse de; Interpol kadar Departure da derim, Editors de. Arctic de derim, The Music, Mogwai de derim. Sonuçta zaman içerisinde müzik zevklerimizde ve zevklerinizde değişiklikler oldukça, haliyle grubun sound’una da hiç sırıtmadan yansıdı bu. Ama şahsen ben asla o duyduğum yorumlardaki gibi direk ‘özenti’ veya benzeri bir terim kullanarak kestirip atmam. Çünkü; böyle birşeye inanmıyorum da zaten.
Cüneyt: Müzik etkileşimle değişiklikler gösteren bir sanat dalı. Belli akımlar zamanla ürüyor ve bunlar yeni akımlara yollar açıyor. Hele de popüler türler de özgün bir şey yapmak oldukça zor. İster istemez ciddi etkilenmeler söz konusu, bunu samimi olan kimse inkar etmez sanırım. Bize ait olan müziği yapabilmek için biz bunlardan “olabildiğince” sıyrılarak üretmeye çalışıyoruz. Gerçekten çok ciddi arayışlar içerisindeyiz. Çünkü son dönemde grup üyelerinin tümünde (belki tüm müzisyenlerde bu sıkıntı şu dönemde mevcuttur) kısır döngü hissi uyandı. Bunu kendi müziğimizde kırmayı ve gerçekten farklı ve yakın hissedebileceğimiz şeyleri araştırıyoruz. Çok büyük beklenti içindeyiz bu anlamda Tripart’tan.
Onur: Az yukarıda ‘The Departure’ demişken, aklıma geldi; geçen sayıda Departure vokali ‘David Jones’ ile bir söyleşi yapmıştık. Haberiniz de var... Sizden de bahsettik ona. Space’inize göz attı filan... David, yeni albümlerinin hazır olmasına rağmen, plak şirketlerinin attığı kazıktan ötürü çıkartamadıklarını ve bunun üzerine grubunda arasının açılarak dağıldığını, kariyerlerinin mavolduğunu anlatmıştı. Buna eminim içinizde en çok üzülen Gökay’dır ama siz de Departure – Dirty Words’den fazlasıyla etkilenmiş bir grup olarak buna ne yorum yaptınız?
Gökay: Benim için önemli bir albümdü cidden. Kötü bulduğum bi şarkı yoktu. 2. albüm çıksa da winampımıza atsak diyordum, fakat dağılma oldu ve o güzel albüm de boşa gitti. İnşallah gerisi gelir diyorum, Onur’dan haberleri beklicez artık. Yapacak bişi yok: )
Onur: Ben de o asla çıkmayacak albümden 6-7 şarkı var Gökay. Albümün tamamını edinince yollarım sana merak etme. Ya da istersen bir ara şu anki eksik halini de yollayabilirim tabii ki.
Gökhan: Türk gruplarında dikkatimi çeken bişey var; o da, müzisyenlerin fazla müzik dinlememesi. Zaten birçok kez yapılmış şeyleri gelip önümüze koyuyorlar ve üstüne üstlük biz çok farklıyız havasındalar. Siz farklı bir şey yaptığınızı düşünüyor musunuz? Şu an yurtdışındaki piyasada yapılan müzikleri (türü ne olursa olsun) takip ediyor musunuz? Şimdiye kadar hangi isimlerden etkilendiniz ve şu son zamanlarda kimleri dinliyorsunuz?
Rauf: Elbette hepimiz dünyada müzik konusunda yapılanları takip etmeye çalışıyoruz.Belli bir tarz kısıtlaması altında olmadan dinlemeye ve üretmeye çabalıyoruz.İçinde yaşadığımız çağda zaten siz istemeseniz bile farklı ve yeni şeyler sürekli karşınıza çıkıyor.Türkiye'de de gerçekten son zamanlarda çok beğendiğimiz iyi müzik yapan gruplar çıkması sevindirici.
Cüneyt: Sürekli müziğin içinde olan insanlar dönem dönem müzikten uzak kalmaya çalışıyorlardır. Bu üretim aşamasında çok olumlu sonuçlar doğurabiliyor. Ancak bunu daha çok birikime sahip olan müzisyenlerde geçerli olduğuna inanıyorum açıkçası. Bizler her şeye rağmen yeni sayılırız ve kendimizi her sese her duyguya sonuna kadar açma niyetinde olmalıyız, birikim böyle oluşur. Önceden de bahsettiğim gibi genelde aynı şeyler dönüyor bu Türkiye piyasasında. Ancak aradan tek-tük şeyler çıkıyor ki göz ardı etmemek gerek diye düşünüyorum. Çok hoş şeyler yapılmaya başlandı.
Yurtdışında da çok gösterişli popüler gruplardan tutun çok kendi halinde takılan gruplardan olabildiğince dinlemeye çalışıyoruz.
Onur: Ben mesela sizin besteleriniz arasından özellikle ‘Küçük Oda’yı beğeniyorum. Hem şarkı, hem de sözler... Gayet iyi bir parça! İlk dinlendiğinde bile dikkat çekiyor. Vurucu bir parça. Ama ilk kayıtları hatırlıyorum da... Dağlar kadar fark var şu an. Onu takip eden de ‘Ters’tir sanırım. Biraz besteler hakkında bilgi verin bakalım... Yeniler var mı? Toplam kaç besteniz var? Ne durumdalar? Sözleri kim yazıyor? Yoksa, Gökay’larda toplaşıp hepbirlikte mi yazıyorsunuz? (Evet, Gökay bu taş yine sana! : ) –Wornout günleri!-)
Gökay: Elbette yeni çalışmalar mevcut. Yaklaşık 15 tane kabası bitmiş bestemiz var. Bunun dışında çok sayıda tamamlanmamış çalışma var. Genelde studyoda birlikte üretmekten hoşlanıyoruz ama dediğin gibi birbirimizin evinde toplandığımızda oluyor.
Rauf: Şu ana kadarki sözlerin hepsini cüneyt yazdı.bizim yazmamıza izin vermiyor .=)
Gökhan: ‘Sadece Rüya’ı seviyorum bende. Bir hayli hoş şarkı ve yurtdışındaki kayıtlardan hiçbir farkı da yok! Türkiye’de değil de, yurtdışında yaşasaydınız eminim ‘NME’ de boy gösterirdiniz. Bir an için hiç "hadi gidip Londra’da yaşayalım" benzeri şeyler dediğiniz oluyor mu?
Cüneyt: : ) Aramızda gerçekten de gidelim şurada yaşayalım gibi konuşmalar geçiyor. Fakat oralar Londra, Seattle gibi yerler değil de daha çok doğal ve hiç ellenmemiş “hayalimizdeki” yerlere kayıyor gönlümüz. Dağ, taş, bayır, çimen… Oralarda bir şekilde çalmayı çok istiyorum. Pek büyümeyi hedefleyen bir grup gibi konuşmadık sanırım:)
Onur: Şu son kayıtları beğenmediğimi söylemiş miydim? İlk halleri daha çok iyiydi yahu... Yukarıda da dediğim gibi, o güzelim şarkı Küçük Oda bile perişan olmuş. Ayrıca bu kayıtlarda zorlandığınızı da biliyorum. Bizlerle bunların sebeplerini paylaşır mısınız acaba?
Tripart:
Aslında bizim de tecrübe ettiğimiz üzere, kayıt dönemi gerçekten sıkıntılı ve zor geçer. Gözle görülür hiçbir problem olmasa da atlatmanız gereken gizli badireler vardır. Bunu öğrendik. Bunlarda kayıtlara yansıyor ister istemez. Kayıtlar için çok farklı yorumlar geliyor ve biz de bunları değerlendirmeye çalışıyoruz. Her seferinde daha iyisinin olacağına inanıyorum.
Onur: Şimdiye kadar nerelerde çaldığınızı paylaşır mısınız bizlerle ? Ve bir de önümüzdeki günlerde vereceğiniz konserler nelerdir? Peyote’de bildiğimiz kadarıyla bir süreklilik var zaten...
Can: Kısa sayılacak bir dönem olsa da aslında çok sayıda konser verme fırsatı bulduk. İlk dönemlerde Bronx, Ekşi Limon, Çaçaron (Bursa), Balans, Dogstar, Peyote, Mimar Sinan Bahar Şenliklerinde (son dönemde bu aktivitelerin ismi değişti sanırım), Kültür Üni, Kadir Has Üni (unuttum bir kısmını) gibi yerlerde konserler verdik. Ancak söylediğin gibi Peyote belli bir düzene oturdu. En yakın konserimiz yine Peyote’de 2 nisan gecesi olacak, sizleri de orda görmek isteriz.
Gökhan: Bu arada son zamanlarda dikkat çeken, ülkemizdeki müzikal gelişimi neye bağlıyorsunuz? Aslında bu müzikal gelişim nicel olarak tatmin edici belki ama nitel olarak sizce nasıl? Diğer sizin gibi olan grupları nasıl buluyorsunuz? Peyote gibi mekanlar olmasaydı sizce siz ve size benzer gruplar şu an bu noktada olur muydunuz? Özetle; sizin gelişiminize etki eden şeyler (mekan, basın vs) nelerdi?
Cüneyt: İlk olarak bol performans sergilemek bize çok faydalı olmuştur. Hem müzik anlamında hem bazı şeyleri görmek bakımından. Bu anlamda Peyote’yi seviyoruz, çok basit mantıkla bakıldığında kendi müziğini yapmaya çalışan insanların çıkıp istediği gibi çalacağı başka bir yer bilmiyorum sanırım. Var mı? 100 tane grup çıkar dener müziğini ama arasından 1 tane sağlam çıktığında o işte kazanımdır. Bu anlamda peyotenin sayesinde bir çok grup şu anda aldı başını yürüdü.
Onur: Hepinize bol şans ve başarı dilerken, vaktinizi ayırdığınız için hepinize çok çok teşekkür ediyoruz. Son olarak myspace sayfanızı da buradan okuyucularımızla ve merak edenlerinizle paylaşır mısınız? 2 Nisan’da Peyote konserinizde görüşmek üzere.
Gökay: Elbette, www.myspace.com/tripartweb
Siteye yeni kayıtlar oldukça ekleme yapacağız. Şu an eski yaptığımız kayıtlar var. Görüntüler de mevcut sitede. Youtube'dan da devamını getirebilirsiniz. 2 Nisan'da herkes davetli Peyote'ye...
www.myspace.com/tripartweb
 
Anasayfa>>
İnsan Bölümü>>
|