|
God Is An Astronaut – Age Of The Fifth Sun
Konuşmadan Da Çok Şey Anlatan…
Ders çalışırken, yolda yürürken, seyahat ederken, uyku kaçtığı anlarda, yüreğinize melankoli düştüğünde, dans etmeye başlamadan önce, sarhoş olurken, özlerken… Kısacası çoğu zaman kulaklarımda hep onlar vardı. God is an Astronaut’tan bahsediyorum elbette. İlk albümlerinin 2002’de çıktığını düşünürsek, oldukça geç tanıdım GiaA’u. O yüzden telafi etmem gerekliydi aradaki kayıp zamanı. Bu yüzden de geçtiğimiz birkaç yıl içinde en çok dinlediğim grup da, albümler de kendilerinin oldu.
Pek çok post-rock grubunu dinlerken dinleyicinin beslendiği nokta, melodilerin zihninde canlandırdıklarıdır. Size ne kadar çok şey hissettiriyorsa, o kadar başarılıdır. O yüzden söze gerek duymazlar. Bastıkları iki nota arasındaki mesafedir alacağınız yok. GiaA’un bu kadar başarılı olmasının arkasında da bu yatmakta. Çoğu post-rock grubu gibi “şimdi bu parça hüzünlü olacak” diyip, dinleyene o hissi dikte etmiyor grubumuz. Benim içimi kavuran bir parçada başkasının çok mutlu şeyler hissettiğini, benim uykularımı kaçıran bir parçada bir başkasının uykusunun geldiğini öğrendiğimde çok şaşırmıştım. Gerçekten de GiaA “bir his” üzerinden yola çıkıp albümü o his etrafında gezerek icra etmiyor. Elbette etkilendikleri bir olaydan yola çıkıp parça oluşturmuşlukları var, örneğin Suicide By Star gibi, bir ölüm üzerinden yazılmış, gerçekten de kıyamet gibi bir parça (ki favorimdir hala) ama albüm bazlı baktığımızda her hangi bir “dikte” edilmiş kavram göremeyişimiz hep GiaA’u özel yapmıştır gözümde.
2008’de çıkardıkları grupla aynı adı taşıyan albümleri en olgun albümleriydi. Prodüksiyon açısından da en iyi stüdyo albümleri denilebilirdi. Tabii ki hayran kulvarında hala All is Violent, All is Bright duvarı yıkılamamıştı ama gözümde 2008’in en iyi albümlerinden birine imza atmışlardı. Hala sıkılmadan baştan sonra dinleyebildiğim bir albüm olduğunu düşünürsek de yıllandıkça değeri artıyor benim için diyebiliriz.
Hepiniz Öleceksiniz…
Takvimler mayısı gösterdiğinde de, çıkan 5. stüdyo albümleri Age of the Fifth Sun için “en” li başlayan cümleler kuramayacağım ama yine adına yakışır bir albüm çıkardıkları gerçek. Kapak ve albüm adı konsepti olarak kendilerine Maya’ların “çağ” dilimini seçen ve 5.Güneş kavramı üzerinde gidip gelen “kara” bir albüm yapmışlar diyebiliriz. Bildiğiniz gibi içinde bulunduğumuz çağ, Maya’lar için 4. Güneş zamanı ve 21 Aralık 2012’de sona erecek. Böylelikle 5th Sun yani 5.Güneş devri başlayacak. Maya’lara göre de bu tarihten sonra insan ırkına neler olacağını biliyorsunuz zaten. İşte bu dönem hakkında pekiyi hisler beslemeyen GiaA elemanları da, belki de en kara albümleri için stüdyoya girip yine muhteşem melodiler kusup çıkmışlar.
Yaklaşık 50 dakikaya 9 parça sığdıran AotFS, synthesizer ve yüksek volume’lü distortion’ı geri döndürmüş diyebiliriz. Bunlar GiaA külliyatında sevdiğimiz hareketler şüphesiz. Elektronik/ambient kalitesi, 2008 albümleri kalitesine erişemiyor ama beni tatmin etti. Belirtmekte fayda var ki, Niels, Lloyd ve Torsten harika dinleyiciler. Güzel olan her şeyi dinliyorlar ve çok güzel bir de süzgeçleri var. Bu yüzden biz post-rock yapıyoruz, sınırlarımız da bunlar” diyerek stüdyodan içeri girmiyorlar. NIN veya Metallica’dan esinlenilmiş riff’ler her an her yerden çıkabiliyor mesela. Özellikle bu albümde bass partisyonlarına aşık oldum diyebilirim. Örneğin en son ne zaman bir albüme adını veren parçanın bu kadar gaz, bu kadar hisli olduğunu hatırlayamadım ama AotFS’ın albüme adını veren parçayı dinlemelisiniz mutlaka. Aynı şekilde Shining Through adlı parçanın da gitar, synth kullanımı harika. Dark Rift’teki klavyeler, belki de albümü en iyi özetleyen tınılar… Artık bu tür müzikler dinlemediğinizde bile biri kulağınıza “God is an Astronaut” diye fısıldadığında, aklınıza hemen gelecek melodiler bunlar.
Elbette albümün eksikleri var ve diğer albümlere oranla biraz da sayıca fazlalar. Örneğin ilk-son şarkı arasında kalan parçalar arasında bir ritm bozuklu hissiyatı çok yüksek. İlk başları biraz sıkıyor, sonra albüm açılıyor ama bir anda da bitiyor. Halbuki 2008’de şarkı sıralaması kusursuzdu. İlk parçayı dinledikten sonra son parçaya kadar albümden ayrılmanız çok güçtü (gerçi ilk albümleri de böyle) ama bu sefer bunu gerçekleştirememişler. Son dönemlerin bence en büyük post-rock hatası olan uzun parça ve bir parçaya binmilyon tane melodi sıkıştırma sendromu, neyse ki bu albümde yok ama başka bir şey var; o da parçaların iniş çıkışlarının bir birine fena benzemesi. Yavaştan başlayıp, tempo arttırması, sonra temponun dibe düşmesi ve kısa bir hızlanmayla parçanın bitirilmesi formülü pek çok parçada uygulanmış. Manic Street Preachers, biraz da Mogwai dinleyicileri ne demek istediğimi bence anlamıştır. Bir diğer fark edilen nokta da, çoğu parçada, önceki GaiA albümlerinden tanıdık kısımlar olması. Yer yer, “bu bir remix olmalı!” bile diyebiliyorsunuz. Bu kötü bir şey değil elbette ama sürekli yeni bir şeyler deneyen ve son röportajlarda “Parçaların hepsi yeni şeyler taşıyacak” diyen grup elemanlarına ters bir hareket. Albümün prodüksiyon aşamasının da çok başarılı olduğunu söyleyemeyiz. Özellikle 2008’deki yüce olgunluk albümünden sonra bu albüm kalitesi bir adım geriye gidiş şeklinde adlandırılabilinir.
Tek İstediğimiz Yeni Bir Konser Daha
Her şeye rağmen bir sonraki GiaA albümüne kadar dinlenebilecek bir albüm olmuş Age of the Fifth Sun. En başta da söylediğim gibi, bir his etrafından dönmeyen grup bu sefer kara bir albüm yapmış ama yine de ne hissedeceğiniz sizlere kalmış. Albüm sizi yerinizden kaldırıp dans ettirecek veya kafa sallattıracak bir ateşe sahip değil (belki de –metafor da olsa- yaklaşan insanlık kıyameti yüzündendir) ama melodiler arasında sıkışıp kalıp anılarınızla boğuşmanıza, her parçaya kafanızda klip çekmenize, “şu parça şu filme de ne gider hee” dedirtmeye, uykunuzu getirmeye/kaçırmaya, yol arkadaşı olmaya devam edecek düzeyde. Hangi tür müzik dinliyor olursanız olun, en az 1 kez göz atın albüme derim.

|
|
|
|
|
|
|
|