El Secreto de Sus Ojos / The Secret in Their Eyes - Gözlerindeki Sır
Tren garında geçen silik bir ayrılık görüntüsüyle karşılamakta bizleri bu film… Daha sonra ise hikâyemizin esas oğlanı olan Benjamin Esposito’ya odaklanmakta. Esposito daha önceleri adliyede soruşturma yürüten bir nevi ajan gibi bir mesleği sürdüren kişi olarak karşımıza çıkıyor. Zamanında kendisine verilen bir tecavüz ve cinayet davasının hala etkisinde kalan bir adam olarak öne çıkıyor aynı zamanda. Kendisini emekli olduktan sonra bu olayın romanını yazmaya karar veren bir kişilik ve filmin daha başında yönetmen Juan Jose Campanella bu bilgileri bize veriyor aslında. İlk başta ortaya çıkan silik ayrılık görüntüsü de Esposito’nun romanına nasıl başlaması gerektiğine karar verememesinden ortaya çıkan bir görüntü gibi de duruyor ayrıca. Fakat daha sonra yönetmen bizlere Esposito aracılığıyla cinayet ve tecavüzün kısa hikâyesini anlatarak bir nevi filme bir giriş yapıyor.
Aslında giriş de dâhil olmak üzere film iki zamanlı ilerlemekte. İlki olayın olduğu yıl olan 1974 yılı, diğeri ise Esposito’nun emekli olduktan sonra romanı yazmaya başladığı yani filmin içindeki şimdiki zaman. 1974 yılının anlatıldığı zamanlarda Arjantin’deki yönetimin yaptığı adaletsiz ve eşitsiz uygulamalar filmin arka planında çokça yer etmiş durumda. Tecavüzcülerin, katillerin muhbirlik yapması ya da birilerini ispiyonlaması karşılığı dışarı salınması filmin işlediği ana konuyla bağlantılı olacak şekilde işlenmiş. O yıllarda işlenen haksız cinayetler ve devletin suçlularla işbirliği konusu da yönetmenin üstünde durduğu bir konu olarak gözüme çarpıyor.
Bunun yanında filmin ana iki kahramanı olan Benjamin Esposito (Ricardo Darin) ve Irene Menendez Hastings (Soledad Villamil) arasında aşkın sınıfsal farklılıklar yüzünden nasıl ulaşılamaz hale geldiği de filmin içinde yer alan konulardan bir tanesi. İki zamanlı giden bu filmin içinde sadece Morales davasına değil; aynı zamanda bu iki kişi arasındaki aşka ve birbirlerini nasıl sevdiklerine de tanık olmaktayız. Filmin bir diğer önemli noktası ise gözler. Adı bile Türkçe’ye, “Gözlerindeki Sır” olarak çevrilmiş bir filmde bu ayrıntının öne çıkması da son derece doğal bir olay. Campanella yaptığı çekimlerde gözlere odaklanmayı ihmal etmemiş ve bize aşk, nefret, acıma gibi duyguları bu yollarla göstermiş. Böylelikle de gözler yalan söylemez felsefesini destekleyici bir yapım ortaya koymuş. Film ile ilgili söylenmesi gereken bir başka nokta ise insanların asla tutkularından vazgeçemeyeceği düşüncesinin işlenmiş olması. Bunu da seyircilere, yapılan müthiş bir stadyum çekimiyle veriyor. Bazı ipuçları yardımıyla suçlunun Racing taraftarı olduğunu anlayan detektiflerin maç esnasında tribünlerde dolaşıp suçluyu araması ve bu sırada kameranın gerek saha içi gerekse de saha dışında yaptığı çekimler gerçekten de insanı mest eden ve o atmosfere sokan nitelikte.
Gerilim, dram ve aşk üçlemesini bir araya getiren kaliteli bir yapım olarak öne çıkan bir tarza sahip bu film. Oyunculuk açısından ise gayet kaliteli işler ortaya koyulmuş. Filmin finali için ise söylenecek pek fazla bir söz yok; çünkü eminim ki herkesi ters köşeye yatıran sona sahip bir film ortaya konulmuş. İzlenildiğinde kimseyi mahcup etmeyecek güzellikte olan bu film umarım Türkiye’de de gereken ilgi ve alaka ile izlenir.

|