Yiğit Turhan Röportajı

Teoride Yiğit Turhan da senin benim gibi biri aslında. Hayalleri olan bir genç. Ama iş pratiğe gelince bir o kadar da farklı. Çünkü sen içinden “Yok canım! Daha neler?” diye geçirirken o “Neden olmasın?” diyor. Sen durup düşünürken o kovalıyor. Senin imkansız diye nitelendirdiğin onun gerçeği oluyor. Böylece o çok istediği Frankie Morello’ya kapağı da atıyor, yarattığı “The Blogger” projesi ile herkesi kendinden de konuşturuyor. Peki nedir bu “The Blogger” projesi, kimdir kendisi, gelsin anlatsın hadi…

İtalya ve Frankie Morello’ya gelmeden önce Türkiye’deki hayatından bahsetsek? Neler yapıyordu Yiğit Turhan? Nelerle uğraşıyordu?

VKV Koç Özel Lisesi 2004 mezunuyum. Ardından Bilkent Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği’nde okudum. Uzun süre dönemin ünlü edebiyat profesörlerinden Leslie Moore’dan yaratıcı yazma teknikleri üzerine dersler aldım. Bu sayede birçok kısa hikaye yazdıktan sonra ilk romanımı 2007’de bitirdim. Şu an yeni bir roman üzerinde çalışıyorum.

Sonra Milano’ya taşındın ve bir şekilde Frankie Morello’ya kapak attın. Peki nasıl dikkat çekmeyi başardın? Neden seni seçtiler sence?

Dikkat çekme hikayem sanırım tüm blog’lara konu oldu. Kısaca onların hikayelerini anlatan 2 bölümlük bir çizgi romana üçüncü bölümü kendiliğimden ekleyip çok çılgın bir şekilde o güne kadar elde ettiğim başarılardan ve geçtiğim yollardan bahsettim. Sonra da tüm projeyi Facebook’ta “Yiğit Turhan Frankie Morello’ya Girmeyi Hak Ediyor’ diyen bir gruba yerleştirdim. Ertesi sabah aradılar ve görüşmeye çağırdılar. Sanırım beni seçmelerindeki neden markaya çok gönülden bağlı oluşum, hırsım ve yaratıcılığımdı.

Frankie Morello’yu senin için bu kadar özel kılan şey ne?

Küçük ve gelişmekte olan bir marka olmasının yanında, stilinin tamamen beni yansıtıyor olması.

Şimdi gelelim şu meşhur blog projesine. Frankie Morello’nun blog açılışı için “The Blogger” adlı inanılmaz bir proje yarattın. Çoğumuz artık biliyoruz ama bir de senin ağzından dinleyelim.

Bu bir mühendislik bakış açısından çıktı aslında. Şöyle ki mühendislik eğitimim boyunca Bilkent’te bize hep problemin üstüne gitmemiz gerektiği öğretildi. Yani resme parça parça değil, tümden bakıp eksik parçaları doldurmamızın her zaman bizi bir adım öteye götüreceği belirtildi. Bu yüzden projeyi yaparken gelen fotoğrafçılara nasıl daha çok ön sıra fotoğrafı çektirebiliriz ve blog’un lansmanını en iyi nasıl yapabiliriz diye düşündüm. Gizemli kişiler yaratmaya ve ilgi çekmeye çaba gösterdim. Bu kişileri gizli üç kişinin başına kese kağıtları geçirip üzerlerine “The Blogger” ve “The Blogger’s Friend” yazarak yarattık. Bu üçlü salona girer girmez, bir anda herkes Twitter’ına bu kişileri yazmaya başladı.

Bryanboy’u nasıl ikna etmeyi başardın defileye gelmesi konusunda peki? Ne de olsa o artık defilelerde Anna Wintour’un yanında oturabilen nadir ünlülerden biri konumunda.

Biraz inat biraz şans diyelim. Biz yemeğe misafir aldığımızda bile ısrarımızla yedirip, 5 kilo aldırıp öyle evine yollarız. Bir Türk’ün inadına kafa tutabilecek çok az insan vardır diye düşünüyorum!

O değil de biz o kese kağıdının altındakileri merak ettik şimdi. Kimdir peki onlar?

Bunu çok yakında  www.frankiemorello.it/blog’dan öğreneceksiniz.

Aslında çok yönlü birisin. Duyduk ki moda ile uğraşmanın yanı sıra kitap da yazıyormuşsun. Hatta yayınlanmayı bekleyen bir romanın bile varmış?

Evet, Xasiork Roman Yarışması’nda, 2007 yılında birincilik ödülü almış “Gecenin Çocukları” adında bir korku romanım var. Bunun yanı sıra tamamlanmış bir hikaye kitabı ve bitmeyi bekleyen ayrı iki roman taslağı duruyor çalışma odamda. Her şeyin bir zamanı var diye düşünüyorum, bakalım.

Önünde ne gibi projeler var? Yiğit Turhan adını daha sık duyacağımız kesin gibi. Ama nerelerde duyacağız mesela?

Umarım hep daha yaratıcı, hep daha güzel projelerde duyacağız. Şu an Fransızca dersleri alıyorum, amaçlarım arasında bir Paris projesi var, ama henüz karar vermiş değilim.

Yiğit Turhan’ın iş alanındaki başarılarını dinledik şimdiye kadar ama peki neler yapıyor bu Yiğit Turhan çalışmadığı zamanlarda? Ne yiyor, ne içiyor, ne seviyor, nerelere gidiyor?

Yemeye pek vaktim kalmıyor açıkçası koşturmaktan. Fakat balık ve salatanın hiçbir türüne hayır demem. Bunun dışında canım annem sağolsun, İstanbul’a her döndüğümde beni bekleyen yaprak sarma ve fırın makarna vardır çok sevdiğim. Korku filmlerini çok severim, müziği çok severim. Sık sık arkadaşlarımla dışarı çıkmak istesem de çoğu zaman projelerin içinde boğulmuş olarak buluyorum kendimi.

Son olarak birçok hayali olup da bunların gerçekleşmeyeceğinden yakınan insanlara hayalini gerçekleştirebilmiş biri olarak ne gibi tavsiyeler verebilirsin?

Hayal etmekten çok çalışmamız gerek diye düşünüyorum. Yaptığım proje güzel bir deneyimdi belki ama gene de dünyayı kurtardığıma inanmıyorum. Eğer bu küçük başarıyı elde edebildiysem, ardından yılların tırmalaması ve çalışması yatıyor. İnsan kendini ne kadar geliştirirse o kadar kapı açıyor kendine bence. Bu yüzden öğrenmek en büyük hobimiz olmalı.



 

Anasayfa | Ajanda | İletişim | Künye | Arşiv
Müzik | Sinema | Moda | Güncel Sanat | Etkinlik
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! Magazine © 2007 - 2010