Bal
Semih Kaplanoğlu'nun üçlemesi nihayete erdi. Yusuf'un olgunluk dönemiyle başlayan üçleme, geriye doğru akarak ilkokul çağına kadar indi ve “Bal” ile final dedi. “Yumurta”, “Süt” derken “Bal” son noktayı bal gibi koymuş görünüyor. Berlin'de “Altın Ayı”yı alarak hepimizin göğsünü kabartan eser, kahramanımız Yusuf'un büyüme ve çocukluk sancılarını
deşen sade ve derinlikli bir film.
Semih Kaplanoğlu sinemasına alışık olan izleyiciler için olmazsa olmaz olan muhteşem görüntüler, sade olay örgüsü ve iyi oyuncu yönetimi filmi seyirci için çok keyifli hale getiriyor. Özellikle Yusuf'un çocukluğunu oynayan Bora Altaş'ın akıllara zarar nitelikte sade ve etkili performansı filmin etkisini arttıran önemli bir artı. Küçük ve güzel gözleriyle tüm duygularını neredeyse konuşmadan seyirciye aktarabilen Bora Altaş'ı ayakta alkışlamamak elde değil. Bora Altaş'ın yeteneği ortada; ama onu öylesine güzel bir şekilde oyuncu olarak işlemeyi başaran Semih Kaplanoğlu'nu da takdir etmemek saygısızlık olur. Çamlıhemşin coğrafyasının kendine has güzellikleriyle bezeli film gerek Bora Altaş, gerekse diğer başrol oyuncuları Tülin Özen ve Erdal Beşikçioğlu'nun sade performanslarıyla dört dörtlük bir seyir keyfi yaratıyor. Karadeniz'in çarpıcı görselliği, oyuncuların muhteşem performansları derken hikâyeyi de es geçmeden deşmek lazım. Üçlemenin diğer iki filminde olduğu gibi aile içinde cereyan eden ebeveyn çocuk ilişkisi de son derece Freudyen bir fonda perdeye yansıyor. Süt içme, Yusuf'un dolunay'a verdiği tepki bu freudyen havayı iyiden iyiye perçinliyor. Hikâyenin psikolojik derinliği bir yana bugünlerde santral yapımıyla gündemde olan güzeller güzeli Çamlıhemşin'in filmde başrollerden birini kapması ise oldukça manidar. Semih Kaplanoğlu'nun bu bölgeyi fon olarak seçmesinin ana nedeni santral inşaatlarının yaratabileceği tahribata dikkat çekmek olarak açıklandı. Bu saygın tepki filmin başarısını katmerleyen örtük bir yeşil tepki.
“Bal” ile ilgili klasik serzenişleri duymaksa artık kimleri şaşırtmayacaktır. Filmin yavaş temposu, klasik öykü anlatımına alışkın izleyici için zorlayıcı olabilir. Neyi izleyeceğinizi bilerek giderseniz fenalık geçirip sıkılmak yerine “Bal”ın sade derinliğinin içine dalıp sanat sineması neymiş iliklerinize kadar hissedebilirsiniz. Tıpkı Nuri Bilge Ceylan ya da Reha Erdem sinemasında olduğu gibi uzun planlardan beslenen, seyircisine düşünmek için zaman tanıyan bu tarz işler belki herkes için değil; ama sanat sineması sevenler için vaha niteliğinde işler. Berlin'de göğsümüzü kabartan bu eseri sinemanın yedinci sanat olduğunu hatırlamak isteyen herkese tavsiye ediyoruz. İyi seyirler...

|