The Strokes... Önce Bak Sonra Dinle

Last Nite videosuyla karşımıza çıkıp aklımızı aldıkları ilk günlerden itibaren The Strokes’un, konu giyim tarzlarından açıldığında inatla sözleşmiş ve ezberlemişçesine hep bir ağızdan tekrar ettikleri cevaplar vardır : “ Ne giydiğimiz umurumuzda bile değil / sabah gözümüze ilk ne çarpıyorsa onu giyeriz biz / kimse bize ne giyeceğimizi söyleyemez / bizim moda anlayışımız modayı hiç sallamıyor oluşumuz / ben 18 yaşımdan beri aynı şeyleri giyiyorum”… Onlar böyle konuşarak Strokes sanına yakışır cool bir tavır sergiliyor olabilirler ama kim sabah uyanıp “hmmm bugün belki de 15 yerinden yırtık extra skinny jean’imi kablo bantıyla yapıştırıp öyle giyeceğim” diye düşünür orası merak konusu. Zaten gerçek Gen-Y stilinin en önemli temsilcileri olarak anılmak, indie stilinde ikonlaşmak ve New York’u yeniden cool yapmaktan sorumlu tutulmak için, “paradan puldan sıkılmış eski püskü şeyler giymeyi seven müzisyen çocuklar” olmaktan biraz fazlasının gerektiği de açık bence.



Strokes şu zamana kadar indie stilinde birçok trend belirledi denilebilir: beyaz kemer, beyaz bot ve skinny jeanler, vintage tişört ve ceketler, ince kravatlar (pembesi makbul olanından ), Nick’in kolsuz tişörtleri ve kumaş yelekleri, Albert’in ayarlarıyla oynanmış takım elbiseleri, Nikolai’ın esprili kısa tişörtleri, Fab’in meşhur bir ara üstünden hiç çıkarmadığı Coca-Cola tişörtü ve deri ceketleri, Julian’in pahalısından dağınık saç kesimi ve aşırlardır giyiliyormuş gibi görünen ayakkabıları, bunlardan sadece bazıları.



Grup üstüne basa basa “albüme göre tarzımızla oynamıyoruz” dese de, son yıllarda doğal bir değişme sürecine girdikleri inkar edilemez. İlk çıktıkları zamanlarda giyimlerinde Velvet Underground ve Joy Division etkisi görülen Strokes üyelerinin bireysel projeleri tarzlarında da farklı esinlenmelere yol açmış gibi görünüyor. Mesela Julian her zaman olduğundan daha radikal seçimler yapıyor; sahneye oldukça gösterişli çıkıp, günlük seçimlerinde kırmızı skinny jeani neon renkli çizgili üstlerle kombinliyor, retro-fütüristik bir görünümü benimsemiş durumda (son gittiğim Julian Caşablancas konserine dayanarak söyleyebilirim ki, Julian’la birlikte sevenleri de bunu hızlı bir şekilde benimsemiş. Son verilere göre “11th Dimension Julian” saçındaki 5 renk balyaja kadar oldukça “in”). Fab’in yan projesi Little Joy’la birlikte pantolonları bollaşmış, deri ceketlerin ve vintage tişörtlerin yerini kazaklar almaya başlamış, bir Rio Bohemi edası gelmiş sanki üstüne. Agyness Deyn’le olan (ex)beraberliğiyle Vogue sayfalarını süsleyen Albert’ta ise kestirdiği saçları ve “bu işlerden geçmiş” görünümüyle fazla sade bir hava esiyor.



Bazılarına göre Strokes üyeleri söylediklerinin aksine stillerini çok önemsiyorlar ve bu konuda çok çabalıyorlar, bazılarına göreyse onlar sadece doğuştan güçlü stil genlerine sahipler. Grubun menajeri Ryan Gentles’ın “Eğer bugün CBGB tişörtleri Walmart gibi yerlerde satılıyorsa, biliyoruz ki bu bizim yüzümüzden” sözleri ise bana kalırsa bu konuda yapılan en gerçekçi yorum. Çünkü; uğraşarak ya da uğraşmayarak Strokes’un ciddi bir albenisinin olduğu açık, bu durum Strokes’a bir “önce bak, sonra dinle” grup özelliği kazandırıyor. Ve görünen o ki bu statü onların kariyerine yıllardır yol, su, elektrik olarak geri dönüyor!






 

Anasayfa | Ajanda | İletişim | Künye | Arşiv
Müzik | Sinema | Moda | Güncel Sanat | Etkinlik
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! Magazine © 2007 - 2010