Leap Year - Aşka Yolculuk
Bazı filmleri kötü eleştiriler alsa bile, başrol oyuncusunun / yönetmenin hatırına izlemek genelde çok da akıllıca bir iş olmuyor; ama bahsettiğimiz kişi Amy Adams olunca benim için akan sular duruyor. Kendisini ilk olarak “Junebug”ta izlediğimden beri çıkan filmlerini mümkün olduğunca izlemeye çalışıyorum. Son zamanlarda seçtiği filmlere bakınca, genelde gayet başarılı yapımlar olduğu gözüküyor; ama bu sefer iyi bir seçim yapamamış ne yazık ki. Filmin yönetmenliğini Anand Tucker yapmış, senaryo ise Deborah Kaplan ve Harry Elfont tarafından yazılmış. Amy Adams’a eşlik eden isim ise Matthew Goode; ki kendisi de Amy Adams gibi son zamanların yükselen yıldızlarından biri (“Match Point”, “Watchmen”, “A Single Man”).
Bostonlu, hafif kontrol delisi Anna, erkek arkadaşıyla uzun zamandır birlikte olmasına rağmen hala nişanlanmamıştır. Sevgilisinin evlenme teklif edeceğini düşündüğü bir gece işler yine beklediği gibi gitmez ve sevgilisi aynı gün Dublin’e bir iş seyahati için gitmek zorunda kalır. Yüzüğü parmağına takmak için sabırsızlanan Anna, daha fazla beklemeden Dublin’e gidip 29 Şubat’ta sevgilisine evlenme teklif etmeye karar verir. Filmde söylenilene göre, dört senede bir 29 Şubatlarda kadınlar sevgililerine evlenme teklif edebiliyormuş. Sanki başka bir gün teklif edilemezmiş gibi, İrlandalıların böyle bir geleneği varmış. Kötü hava koşullarından dolayı, Anna’nın uçağı Wales’e inmek zorunda kalır. Daha sonra tanıştığı bar sahibi / taksici ve kim bilir daha neler olan huysuz Declan ile karşılaşır. Para karşılığında Declan, Anna’yı Dublin’e götürmeyi kabul eder. Film bundan sonra ‘Büyük aşklar, nefretle başlar’ temasını ele alıp bir yol filmine dönüşüyor. Baştan sona yürüyerek bile iki üç günden uzun sürmeyecek bir yolculuğu zar zor üç günde bitiriyorlar. E tabi ki, türünün örneklerine ayıp olmasın diye birçok kaza geliyor başlarına.
Geçtiğimiz sene gösterime giren “The Ugly Truth”tan çok da farkı yok aslında. Birbirinden ilk önce nefret eden; ama yavaş yavaş hoşlanmaya başlayan karakterler, kontrol delisi kadın, huysuz, çokbilmiş erkek karakter. Senaryo adına orijinal diyebileceğimiz hiçbir şey yok filmde. Yönetmen fiziksel komediyi hiç kullanamamış. Treni, istasyonda oturup beklemek yerine, köpekten korktuğu için tepedeki kaleyi gezmeye gitmesi gibi zorlama olaylar da çok fazla var ve cidden rahatsız ediyor bir süre sonra. Filme tahammül etmek için tek neden, ayrıca benim filmi izleme nedenim olan Amy Adams. İçinde olduğu her şeyi güzelleştirebilme yeteneği var kendisinin. Canlandırdığı karakterin içi ne kadar boş olursa olsun, iyi bir performans ortaya koyuyor yine de. Matthew Goode, Amy Adams’ın yanında biraz gölgede kalıyor; ama zaten çok da muhteşem bir performans sergilemiyor. Aksanının film boyunca değişikliğe uğraması ise en büyük eksiğiydi. Filmin fragmanını izledikten sonra iyi bir şey beklemek saçma geliyor; ama bu kadar klişe, bu kadar komik olmayan bir film beklemiyordum ben açıkçası. Bu arada “Leap Year” yani filmin ismi, 366 günden oluşan yıllara deniliyor. En azından isim olarak kötü sayılamaz film. Anlatırken biraz spoiler vermiş olabilirim, kusuruma bakmayın; ama böyle bir film için o kadar önemli olmayan şeyler bunlar. Çünkü izlemeye başladığınız anda filmin hangi yöne, ne şekilde gideceğini tahmin etmek hiç zor olmuyor.

|