Igor
Kariyer değişikliği düşündüğüm şu günlerde opsiyonlarımı açık tutmak istiyorum. Şöyle ki, inşaat sektörünün de derin darbeler alıp battığı düşünülecek olursa; bu sektör haricinde düşündüğüm vidanjör operatörlüğü, cenaze levazımatçılığı, itfaiye arabası sürücülüğü ve psikopat bilim adamlığı gibi sektörlere daha sıcak bir gözle bakıyorum. Vidanjör operatörlüğü için ameliyat olup burnumu aldırmam gerektiği, cenaze levazımatçılığının da Red Kit’ten sonra eski popülerliğini yitirdiği, itfaiye arabalarının da hayallerimde canlandırdığım gibi hep parlak kırmızı renkli ve tertemiz olmadığı gerçekleri göz önünde bulundurulduğunda geriye kalan tek seçenek psikopat bilim adamlığı kalıyor. Velev ki bu sektörde yeni başarılara imza atmayı karar verirsem de beyaz önlüğümü giyip gereksiz kocaman bir şalteri indirmek üzereyken “mu ha ha ha” diye gülmek de mesleğin gerekliliklerinden. Allah’a şükür yaşadığımız toplum kast sistemi ile işlemiyor. Böylelikle istediğim zaman sektör değiştirip, annemin ayılıp bayılmasını sağlayabiliyorum. Gerçi ruh hastası bir bilim adamı olmak istediğimi söylediğimde nasıl bir tepki verir şimdiden bilemiyorum ama kadının tansiyonuyla da bu kadar deney yapmak istemiyorum.
Ruh hastası bir bilim adamı olmak istememde yatan sebep, harika saç şekilleri ya da deterjan reklamından fırlama bembeyaz önlükleri değil gayet tabi. Sadece o gülüşü gönlüm dilediğince toplum içinde yapabilmek istiyorum. Şimdi yaptığım zaman, toplum tarafından dışlanmak hoş bir şey değil. Sanki manyak bilim adamı olmak sadece şanslı seçilmiş insanlara mahsus, bu klasa girmeyenler bir yerlerini yırtsalar da olamıyorlar. Öyle bir dünya olsaydı ki; dünyada sadece beyaz önlüklü, dünyayı ele geçirmek isteyen deli bilim adamları ve onların kambur, bir gözü diğerine göre az büyük ve kelime dağarcığı kısıtlı yardımcılarından oluşsaydı. Böyle bir dünyada kendimi daha mutlu hissedebilirdim, kambur olmadığımdan ve yüzüm mükemmel simetriye sahip olduğundan direkt bilim adamı sınıfına girebileceğim için orda burada, evde iş yerinde elimde beher camı ile “mu ha ha ha” diye gülebilirdim.
1990’li yıllarını Tim Burton filmleri izleyerek geçirmiş bir insan olarak, daha neo-gotiklik 15 yaşındaki kız çocuklarının okul çanta desenlerine düşmemişken (hah ben daha “x” popüler değilken biliyordum havaları); eğri büğrü merdivenli binalar, geleneksel çocuk animasyonu prototipine uymayan karakterler ilgimi çekiyor. Her ne kadar Tim Burton artık piyasa işlere yöneldiyse de onun mirasını devam ettiren birkaç insan var. Pixar kocaman gözlü koca göbekli şirin karakterler yapadursun, Sparx Animations 2008 yılında “Igor” isimli uzun metrajlı animasyon filmini piyasaya sürdü. İsminden az da olsa ipucu verir şekilde “Igor”, kaçık bir bilim adamının sadık yardımcısı. Onun dünyasında doğan her kambur istemese bile bu mesleğe yönlendiriliyor (okullardaki danışman rehberlerin işi çok da zor olmasa gerek). Ama tabii ki bir hikâye olmak zorunda; biraz heyecan, biraz macera, biraz şehvet olmalı ki, anlatmaya değer olsun. Sevgili Igor’umuz (ki kod isim gibi biraz bu, her bilim adamının yanındaki yardımcının adı Igor), içindeki bitmez tükenmez bilim aşkıyla icatlar, buluşlar yapma yolunu seçiyor. Ve pek tabi olaylar gelişiyor.
“Igor” ne yazık ki 2008 yılında sektör devi Pixar’ın “Wall-E”sinin gölgesinde kaldı, “Wall-E”nin ezici üstünlüğü birçok animasyon severin “Igor”u es geçmesine sebebiyet verdi. Oysaki “Igor”da John Cusack, John Cleese, Jay Leno, Eddie Izzard gibi ünlüler sesleriyle eşlik ediyorlar. Animasyon kalitesi olarak Pixar’ın milyon dolarlık render farmlarının yanına yaklaşamasa da kullanılan renk paleti, karakterlerin çirkin-sevimlilikleri, diyaloglardaki nükteler sizi filme bağlıyor. Tabi herkesi psikopat bilim adamı olmak isteyecek kadar bağlayamayabilir; ama bu filmin başarısızlığı değil, tamamıyla sizin hüsnü kuruntunuz.
“Animasyon dediğini çocuklar izler” gibi bir düşünce yapısına hâlâ ısrarla sahipseniz, sizi Türk doktorlarına emanet ediyorum. Zira “Igor”da da çocukların kolaylıkla anlayamayacağı espriler mevcut. Belki çocuklarınız/yeğenleriniz/kardeşleriniz vardır, onlara izletmek istersiniz. Daha sonra “yatağımın altında canavar var” diye sabaha karşı uyandırılma riskiniz var, önceden belirteyim. Ama mümkünse 7 yaş altı çocuklarınızı Baby TV ya da Disney Channel gibi kanallarla büyütmeyin. Baby TV’yi bir kez izleyeyim dedim, gelecek nesiller için endişe duydum. Ben küçükken böyle kanallar yoktu, Allah’a şükür zeki, çevik ve ahlaklı olabildik gene de. Aman çocuğumuzun gelişimi gibisinden endişeleriniz varsa Mozart dinletin, duyduğuma göre daha çok işe yarıyormuş.

|