Humpday

“Moral Bozukluğu ve 31” nasıl olmamış, kötü ve hatta kimi zaman da sıkıcı bir filmse “Humpday” de işte o kadar eğlenceli bir film. Keşke cinsellik - arkadaşlık üzerine film çekmeye kalkan “Moral Bozukluğu ve 31” ekibi “Humpday”de falan bu iş nasıl kotarılmış onu görüp de meyletselermiş film çekmeye.

Filmin ilk başta absürd gelen konusu aslında çok basit, sıradan bazı gerçekler üzerine kurulu ki kadın yönetmenimiz Lynn Shelton hem yazıp, hem yönetip hem de rol aldığı bu filmde erkeklerin orta yaş bunalımları ve sıradanlığın sıkıcılığı üzerine nasıl bu kadar güzel bir şey ortaya koymuş şaşırıyorsunuz. Sundance'de drama dalında özel ödül alması yetmezmiş gibi Bağımsız Ruh (Independent Spirit) Ödülleri'nde de John Cassevetes Ödülü almış bir filmden bahsediyoruz bu arada. IF İstanbul sayesinde izledik bu filmi. Kısa, küçük eğlenceli bir filmden fazlasını beklemiyorduk ve de mütevazı filmimiz de güldürürken bir anda hikâye de anlatmayı becerebildiğini gösterdi.

Biri evli ve çocuk sahibi olmaya çalışan, diğeri halen genç olduğunu kanıtlamak isteyen iki eski arkadaş sarhoş oldukları bir gece giriştikleri iddia nedeniyle HumpFest'e “iki heteroseksüel erkeğin oynadığı bir gay porno” çekerek katılmaya karar veriyorlar. Hikâye bundan ibaret; ama gerisinde bir iddiayı devam ettirmeyi, ilk vazgeçen olmaktan korkarak cesaret maskesi altında korka korka devam etmeyi, yani erkeklik gururunu, eski çılgın günlerin geçişi karşısında paniğe kapılmayı, sakin sıradan bir hayatı reddetme isteğini ve evet, erkekler için orta yaş krizini -henüz orta yaşa gelmeseler bile- o kadar ince detaylarla anlatıyor ki izlerken fark etmeyebilirsiniz ve bütün bunlar hikâyenin bütünlüğü içinde rahatlıkla kayıp gidebilir. İşte filmi güzel yapan da bu zaten; inanılmaz sade ve doğal oluşu.

Konusu üzerinde evvelden düşünmüş, senaryosunu incelikle yazmış, oyuncularını -büyük ihtimal- doğaçlamaya tabi tutmuş bu film aslında hani “autheur” sineması yapmadan hikâye anlatmanın mümkün oluşu üzerine bir deney olarak da ele alınabilir; ama zaten benzeri nice filmi yıllardır batı sinemasında tecrübe ettikleri için artık bu filmin deneylik veya cüretlik tarafı kalmamış oluyor. Buna rağmen film, bu absürd görünen konusunu çok basit ve de gerçekçi temellere oturtarak üstelik de kimi zaman kahkahalar atmanızı sağlayacak biçimde kendisini devam ettiriyor. İzlerken sıkmıyor, sinir bozucu olmuyor. Oyuncularını belki daha sonra hiçbir yerde görmeyeceğiz; ama gene de bu film ile kendilerini tebrik etmekten başka elimizde bir şey kalmıyor. Sıkılmış, sıkışmış, korkak, kuyruğu dik tutmaya çalışan hallerinde en ufak bir yapmacıklık sezmiyorsunuz. Zaten daha evvel de birkaç eleştirmenin belirttiği gibi onlarca stüdyo filminin yapamayıp da bu filmin başardığı komedinin gerisinde bu yapmacıksızlık yatıyor olmalı.

Sonuçta hoş vakit geçirmek, üzerinde çok da fazla düşünmemek için güzel bir film; kafa boşaltıyor, dinlendiriyor, güldürüyor, hayata ve erkekliğe dair ufak tefek fikirler veriyor ve bitiyor. İddiasız, kendi halinde ve durduğu yerde... Basit ve nasılsa çılgın fikirler iyi film yapabiliyor.




 

Anasayfa | Ajanda | İletişim | Künye | Arşiv
Müzik | Sinema | Moda | Güncel Sanat | Etkinlik
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! Magazine © 2007 - 2010