Factotum

''If you're going to try, go all the way. Otherwise don't even start. This could mean losing girlfriends, wives, relatives, jobs. And maybe your mind. It could mean not eating for three or four days. It could mean freezing on a park bench. It could mean jail. It could mean derision. It could mean mockery, isolation. Isolation is the gift. All the others are a test of your endurance. Of how much you really want to do it. And you'll do it, despite rejection in the worst odds. And it will be better than anything else you can imagine. If you're going to try, go all the way. There is no other feeling like that. You will be alone with the gods. And the nights will flame with fire. You will ride life straight to perfect laughter. It's the only good fight there is. ''

Henry Chinaski

Kadınlar, defter, bira, kalem, viski ve aklınıza gelebilecek her türlü iş... Henry Chinaski'nin, nam-ı diğer Charles Bukowski'nin karakterinin kilit özellikleri. Charles Bukowski'yi ilk -ismini hatırlayamıyorum şu an- bir kitapçıda duymuştum. Chuck Palahniuk'un “Tıkanma” adlı romanını ararken; tepemde dikilen görevli yeraltı edebiyatına ilgi duyup duymadığını sordu. Gayri ihtiyari “Hayır!” cevabını verdim; o da, “Chuck Palahniuk'u okuyorsunuz ama.” şeklinde bir karşılık verdi (Neden mağazalarda görevliler tepemizde dikilip bilgiçlik taslar?!). Bu konuşma sonucunda kitapçıdan ayrılırken Chuck Palahniuk'un “Tıkanma”sının yanında Bukowski'nin “Pulp”ı da yerini aldı. O günden sonra zaten Jack Kerouac'in de aralarında olduğu yazarların edebiyatına “yeraltı edebiyatı” dendiğini öğrenmiş oldum. Öncelikle şunu söylemeliyim ki; yeraltı edebiyatı kolay okunacak bir edebiyat değil; fakat kolay çözümlenebilecek bir edebiyat. Bir de bu türde kitap okurken yanınıza sigara ve alkol almayı ihmal etmeyin. Bu iki katalizatörü kullanmıyorum diyorsanız, görüntü için de olsa yanınızda bulundurun.

Şu ana kadar Charles Bukowski'yi seven bir kadın görmedim ve de duymadım. Hatta Bukowski'yi narsist ve de kadınları aşağılayan olarak nitelendirenlerin sayısı çoğunlukta. Şunu itiraf etmeliyim ki; “Pulp”ı okurken iğrendiğim anlar oldu; ama bir şekilde adamın kelime seçimi ve kullanış şekli beni kitaba bağladı tek kelimeyle. Evet, Charles Bukowski'yi ve yeraltı edebiyatını seviyorum galiba.

“Factotum”, Bukowski'nin 1975 yılında basılan ikinci romanı. Romandaki Henry Chinaski karakteri aslında Bukowski'nin ta kendisi. Yirmili yaşlarında ucuz otellerde kalması, birçok işte çalışması ve içki, kadınlar ve sigaraya olan bağımlılığını anlatıyor. Filmde, Henry Chinaski adlı karakterin Laura ve Jan ile yaşadığı ilişkiyi, taksi şoförlüğünden, paket buz teslimatçılığına ve de bisiklet tamirciliğine kadar uzayan çalıştığı işleri ve kısa hikâyeler yazdığı dönemi kapsayan bölümü izliyoruz. Bukowski romanlarındaki “ağır?!” dil, filmde korunmaya çalışılmış; fakat kitaplardaki Bukowski ile filmdeki Bukowski arasında farklılıklar da mevcut. Filmdeki Bukowski kadınlara değer veren, onlara karşı centilmen davranan ve sadece seksi düşünmeyen; sevgiyi, “iyilik” ve “fayda” olgularıyla bağdaştıran bir karakter profili çiziyor. Bukowski edebiyatında da karakterler bu özelliklere sahip olsa da, Bukowski çok da bunlara değinmiyor ve tam da kitabın ana karakterine küfretmeye başladığınız anda bu olumlu özelliği bir cümleyle belirtip kendisine olan nefretimizi tam gaz devam ettiriyor.

Filmde, Henry Chinaski rolünde Matt Dillon gerek fiziksel görünümü gerekse oyunculuğuyla harika bir performans sergiliyor. Bütün zıt özellikleri kendinde barındıran Chinaski karakterini başarılı bir şekilde analiz etmiş ve özümsemiş olmalı ki; filmde Bukowski havası yaratabilmek için kilo almış, saçlarını uzatmış ve sert olan ses tonunu Bukowski'nin konuşma tarzıyla buluşturmuş. Filmde Chinaski gibi alkole bağımlı olan ve Chinaski'nin deyişiyle kendinden zayıf erkeklerden hoşlanan Jan rolünde Lili Taylor, “aşk” olgusunu cinsellikten önde tutan, korku ve toplumsal genel kalıplara saplanıp kalmış Laura rolünde ise Marisa Tomei'yi izliyoruz. Bu iki oyuncunun filmografisine bakıldığında Jan ve Laura rolünü Taylor ve Tomei'den başkasına yakışmazdı muhtemelen (Bir de bu iki role Parker Posey yakışırdı. Posey, Taylor ve Tomei sinemada “yardımcı kadın oyuncu” sıfatıyla filmlerde rol alan; ama aslında rol aldıkları filmin bütününü sırtlayan üç başarılı kadın oyuncu.)

''Kitchen Stories'' filmiyle dünya sinemasında tanınan Bent Hammer, filmin yönetmeni olarak karşımıza çıkıyor. Aynı adlı kitaptan Jim Stark'la beraber senaryoda da katkısı olan Hammer, gerek mekân, gerekse kullandığı ışık ve renklerle Bukowski kitabını okurken canlandırdığınız imgeyi size sunuyor. Siyah, turuncu ve gri renklerinin hâkim olduğu filmde kalem, viski ve sigara dumanı filmin oyuncuları olarak karşımıza çıkıyor. Bununla birlikte belediye binası, işe alım ajansları vb. mekânları kullanarak Bukowski'nin “fakirlik” ve “zenginlik” anlayışına değiniyor.

Filmde aynı zamanda Bukowski'nin başka kitaplarından da alıntılar mevcut. Kelimeler, kadınlar, yaşam, sevgi gibi konularla ilgili karakterlerin düşüncelerine yer veriliyor ve bunlar doğrultusunda film ilerliyor. Chinaski'nin birçok değişik işe girmesi ve Jan ile Laura'yla yaşadığı ilişki sonucunda yan karakterler de filme dâhil oluyor ve bu yan karakterler aracılığıyla “kapitalizm”, “seks”, “fordist üretim” kavramları arasında ilişki kurularak metaforlar oluşturuyor. Bu metaforların çoğu da filmde biraz “mizah” öğesinin yer almasına yol açıyor. Manny karakterinin; ''Bir kadın tam zamanlı iş gibidir. Mesleğini iyi seçmen gerekir.'' sözü ile Laura'nın arkadaşı Pierre'in varlıklı biri olmasına rağmen barda beğendiği kadınları evine toplaması ve elit kesimden arkadaşlarıyla katılabileceği davetler yerine, bu kadınlarla yat gezilerine çıkması Bukowski'nin değindiği kavramlar arasındaki çarpıklığı, ironiyi ve bunların getirdiği yozlaşmayı betimliyor.

Dadafon grubunun solisi Kristin Asbjørnsen'e ait olan filmin müzikleri “Factotum”u unutulmaz kılacak öğeler arasında en üst sırada. Özellikle sözleri Charles Bukowski'ye ait olan ''Slow Day'', Asbjørnsen tarafından harika bir şekilde yorumlanmış. Bu şarkı dışında “I Wish to Weep”, “Still Awake” ve “Dreamland” de filmin soundtrack albümünde öne çıkanlardan.

“Factotum”, en iyi Bukowski uyarlaması olarak görülmese de ve sürekli “Barfly”la karşılaştırılsa da Bukowski edebiyatıyla tanışık olanları tatmin edecek, henüz Bukowski ve yeraltı edebiyatıyla tanışmayanlar içinse rehber görevi görecek; Matt Dillon ve Lili Taylor'ın başarılı oyunculukları, Asbjørnsen'e ait müzikleri ve akıcı kurgusuyla izleyeni hayal kırıklığına uğratmayacak, iyi bir film.

Dipnot: ''Barfly''da Henry Chinaski karakterini Mickey Rourke canlandırıyor. Filmin neden sürekli “Factotum”la karşılaştırıldığı belli oldu.




 

Anasayfa | Ajanda | İletişim | Künye | Arşiv
Müzik | Sinema | Moda | Güncel Sanat | Etkinlik
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! Magazine © 2007 - 2010