Away We Go - Uzaklara Gidelim

Dünyanın büyüyüp serpildiğini giderek Baudrillard’a merhaba der gibi bir oyun hali. Susu pusu ağları dağları ağaları sayıları kümeleri boğaları ekmekleri uzakları canları çitleri ciltleri cüceleri büyüleri, yabancılığı ile korku dolu bilim kurgu, bilmeden korku bilince kurgu gibi dünya. Her “aklı başında” kadından bu coğrafyada istenen en az üç çığlık, en az üç kez hem hesap hem kitap, en az üç kez post partum blues, en az üç “bir sen bir ben bir de bebek”. “Görevimiz Tehlike” oyununda mayın çok, anneler yoğurt mayalamayı biliyolar ve bir de birileri var ki bu oyunda yeni oyuncaklar için sıra beklemek istemiyorlar, evlerinde haritalar olsun barbielerden uzak durulsun istiyorlar. Ben “Dünya Yalan Söylüyor”la ladese tutuşsam mesela hep “aklımda!” derim; ama oyuncakçıları çok severim, daha küçüğüm.

Verona De Tessant (nefis performansiyla Maya Rudolph) da aslında oyuncakçıları sever; ama onları hangi şehirde bulması gerektiğini bilemez kafası karışır harita öğrenir, anneler tanır, adlar unutur, atladığı soruları atlamaz atmaz tutmaz, bulur. Çünkü içinde çocuk büyütmeden, anne uyutur da büyütür. Dahası annesini özler, babasını özler, ev özler, yas onu tutar, yaş olur kocaman damlalara düşer karnı büyür, kalbinden daha büyük olur bazen taşıyamaz. Bir şarkı sözü var “ağladim; ama o tarafı duvara yasladım” diyor söyleyen kelime blumiği nefis bir kadın adı Nil, işte Verona tereyağlı ballı ki o tarafı yasladığı duvarın bir adı bir kucağı var adı Burt, kucağı ev. John Krasinski (nam-ı diğer Burt) film boyunca sergilediği “örnek davranışlarla” salondaki bütün erkeklere rol model olması gerekirken bütün kızların iç çekişlerinde sıkışıp kalmakla yetindi dedim ben, yargısız infazsam affedin. Ahlayan vahlayan keşkeleyen kadınların fazlalığını düşündüm, elimle göstermedim; ama aklımdan saydım. Babamı düşündüm, annemi hiç hamile görmediğimi düşünüp onu eledim. Sevgilimi düşündüm oyuncakçıları sevdiği; ama oradaki çocuklar için kurduğu hain planlar aklıma geldi, hemen vazgeçtim. Erkekleri düşündüm, kadınları düşündüm, düşünmeyeceğim diye söz verdiğim kadınları ve erkekleri düşündüm. Hep bir adım geride kaldılar. Eve almak istediğim seksek şeklindeki halıyı düşündüm, ben büyüyüncesini geride bıraktım; o evde Burt ve Verona’yı düşündüm. Dünyalarını sadece kelimelerle nasıl kurtardıklarını, hayallerini açıp akıllarını nasıl kapamadıklarını, Pollyannacılık olmadan nasıl Heidi olduklarını... Evlerinde termometre olsa soğumaz dedim, hep anlarlar anlattıklarından geçer o yol ve birlikte büyümek, fotoğraflarla duvarlara asılı kalmaz ölmezler, yerine canlanıp büyür ve öyle büyütürler. Sam Mendes yapınca hamilelik, kadın - erkek, aşk meşk, seyahat kelimeleri bile klişe olmuyor, bir başka oluyor. Küreselleşmede bahsi geçen iletişimin iki insan arasında nasıl bir formu olduğunu görmek biraz hayaldi, “Away We Go” yaptı ve oldu. Filmin aile çay bahçesinde izlenir bir hali yok, elinizde kocaman bir dondurma kavanozuyla nefis olacak. Hiç üşümezsiniz, zaten gece ve gündüz bile eşit; gerisini ötesini berisini insanlar düşünsün. Orada da bahar olsun, hem her kadın bir çiçektir. Tamam, şaka yaptım.




 

Anasayfa | Ajanda | İletişim | Künye | Arşiv
Müzik | Sinema | Moda | Güncel Sanat | Etkinlik
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! Magazine © 2007 - 2010