Across The Universe
Dünyadaki gelmiş geçmiş en büyük müzik gruplarının başında kuşkusuz ki The Beatles yer alır. Bu başarının nedeni de yaratıcılıkları ve liriklerinin büyüleyici yanından kaynaklanmakta. Grubun en parlak dönemlerinde gençlik yıllarını yaşayan Amerika’lı yönetmen Julie Taymor’ın da bu yaratıcı bakış açısının etkisi altında kalması şaşırtıcı değil. Bundan dolayı “Across The Universe”, The Beatles şarkılarından oluşan, aşkı, 60’lı yıllara dair savaşı, özgürleşen bireyleri, anarşizmi ve çiçek çocukları dönemin gözünden ve zaman zaman da hayal dünyasının sınırlarını zorlayarak anlatan bir müzikal.
Senaryosunda yönetmenin de katkısının bulunduğu film, ana karakter olan Jude’un İngiltere’den Amerika’ya işçi olarak gitmesiyle başlıyor. Orada kendi geçmişiyle de yüzleşen Jude, Max ve kardeşi Lucy ile tanışıyor. Max’in okulu bırakmasıyla New York yollarına düşen ikili, ünlü olmayı hedefleyen yetenekli vokal Sadie’nin evinde bir oda kiralıyor. Filmin farklı bölümlerinde kendilerine ait kısa hikâyelerini gördüğümüz Prudence ve Jo-Jo’nun ve diğer bir çok yan karakterin de eve dahil olmasıyla film netlik kazanmaya başlıyor.
Jude ve Lucy’nin aşkı filmin genel hattında yer alıyor. Sorunsuz başlayan ilişkileri Lucy’nin radikal eylemci gruplara katılmasıyla çıkmaza giriyor. Vietnam Savaşı’na denk gelen Max’in orduya katılması, Sadie’nin albüm çıkartmak için anlaşmaya çalıştığı yapımcının, Jo-Jo ve Sadie arasındaki ilişkinin bozulmasına neden olması ve Prudence’ın içinde gizlediği kişiliği takip etmesi sonucunda birbirlerinden ayrı hayatlara sürükleniyorlar.
Oyuncu kadrosundaki isimlerden Jim Sturgess (Jude) ve “Control” filminde yardımcı oyuncu rolünde de yer alan Joe Anderson (Max) performanslarıyla filme katkı yaparken, diğer oyunculardan göze çarpan olmuyor. Bununla birlikte kısa olarak gözükseler de Dr. Robert rolünde Bono’yu, hemşire rolünde de Salma Hayek’i görüyoruz.
Filmin yönetmen koltuğunda “Frida”yı da yönetmiş olan Julie Taymor yer alıyor. Taymor’ın üçüncü filmi olmasına karşın, “The Lion King” müzikaliyle aldığı Amerika’nın tiyatro Oscar’ları olarak anılan Tony ödülüyle bu dalda ne kadar başarılı olduğunu “Across The Universe”te de gösteriyor. Senaryonun gidişatında The Beatles parçalarının yer alması kolaylık sağlıyor gibi görünse de, yönetmen birçok parçayı farklı durumlarda yer alan karakterlerle bağdaştırıyor. Bu da filmin kurgusunun ne denli iyi olduğunun göstergelerinden bir tanesi haline geliyor. Film müzikal türünde olmasına rağmen koreografiler sadece başlarda yer alırken, Max’in orduya alınışında “I Want You” eşliğindeki bölüm filmin en iyi sahnesini oluşturuyor denebilir. Yönetmenin diğer filmlerinde de karşılaştığımız rengarenk sahneler “Across The Universe”te gerçeküstü yaklaşımla seyirciye aktarılıyor. Aynı zamanda bu renkliliği kostümlerde de görüyoruz. Bundan da olsa gerek 2008’de “En İyi Kostüm” dalında Oscar’a aday gösterildi. Filmdeki en kötü şeyin ise filmin ortalarından başlayarak azalan temposu gösterilebilir.
The Beatles’ın filmdeki yeri sadece parçalarla kısıtlı değil. Prudence’ın, Sadie’nin evine banyo camından girmesinden, (She came in through the bathroom window) grubun Londra’da bir binanın tepesinde verdiği son konsere kadar birçok göndermeyle dolu.
Oyuncuların seslendirdiği, “Let It Be”, “Strawberry Fields Forever”, “Across the Universe”, “Come Together” gibi efsaneleşmiş The Beatles parçalarının yanı sıra toplamda otuz üç parçadan oluşan film müzikleri, grubu farklı bir bakış açısında yeniden keşfetmeye olanak sağlıyor. Fakat gözden kaçmaması gereken bir parça var ki o da; M. L. McCoy’un seslendirdiği “While My Guitar Genlty Weeps”.
“Across The Universe”, yönetmenin de dediği gibi; “Sadece nostaljik ve romantik bir aşk hikayesi değil; aynı zamanda günümüzde de karşılığı olan ve dünya düzenini sorgulayan bir hikâye”ye sahip, büyüleyici The Beatles - sahne bütünlükleriyle dönemini yakından yaşatan etkileyici bir film.

|