29.Uluslararası İstanbul Film Festivali

Havalar bir ısınıp bir soğurken, bahar gribi ortalıkta dolaşırken bu güzel geçiş mevsiminin geldiğini belirten, herkesin sabırsızlıkla beklediği 29.Uluslararası İstanbul Film Festivali yeni sinema salonlarını da bünyesine dahil ederek (senelerdir festivalin iki yakadaki bel kemiği olan Emek ve Rexx Sineması’nın bu sene festival mekanlarından çıkmış olması birçok festival izleyicisini üzdü) kapılarını açmayı bekliyor. Festivalde bu seneden itibaren Altın Lale Ödülü, Şakir Eczacıbaşı anısına verilmeye başlanacak. 3-18 Nisan tarihleri arasında gerçekleşecek festivalde her sene olduğu gibi “Uluslar arası Yarışma”, “Sinemada İnsan Hakları Yarışması”, “Türk Sineması”, “Sinemada Onur Ödülleri”, “Özel Gösterim: Türk Klasikleri Yeniden”, “Akbank Galaları”, “Dünya Festivallerinden”, “Yıllara Meydan Okuyanlar”, “Genç Ustalar”, “NTV Belgesel Kuşağı”, “Mayınlı Bölge”, “Geceyarısı Çılgınlığı”, “Çocuk Mönüsü”, “Canlandırma Sineması” ve “Anılarına” bölümleri yer alıyor. Geçen sene Bill Plymphton’ın filmlerinin gösterildiği “Canlandırma Sineması”nın bu seneki konuğu Estonya. “Anılarına” bölümünde bu sene Zeki Ökten, Halit Refiğ, Eric Rohmet ve Ahmet Uluçay’ın filmleri gösterilecek.

Her sene festivalde yer alan bu bölümler dışında bu sene yeni temalar ve seçkiler de bulunmakta. “Antidepresan” adlı bölümde kahkahalar atarken, “İyi Bir Başlangıç: 30 Yılın En İyi İlk Filmleri” seçkisiyle Tarantino’nun “Reservoir Dogs” filmini büyük ekranda izleyebilirsiniz; “Büyüleyici İsyancılar: Ortadoğu ve Kuzey Afrika’dan Bağımsız Sinemacılar Seçkisi” bölümünde Susan Sontag’ın deyimiyle başkalarının acısına şahit olup “Şair, Vakanüvis ve İsyancı: Elia Suleiman” seçkisiyle de sinemada şiirsel bir gezintiye çıkabilir ve son olarak “Joseph Losey: Sınıf ve Güç” seçkisinde de sınıf ve güç olgusunu sinemanın çeşitli türleriyle izleyebilirsiniz. Geçen seneye göre seçkinin çok daha geniş ve çekici olduğu festivalde her sene olduğu gibi atölyeler, sergi, sinema dersleri vb. etkinlikler de sinemaseverler için kaçırılmayacak fırsatlardan. Estonyalı usta canlandırmacı, grafik sanatçısı, karikatürist, illüstratör Priit Pärn, fikirlerle oynayıp senaryo kurmanın temel tekniklerini öğrenirken; “Oyun Evine Hoşgeldiniz”, “Mutluluk”, “Palindrom”un ardından bu yıl da “Savaş Zamanı Yaşam” filmi festivalde gösterilecek olan Solondz’la, vereceği sinema dersinde sinemada bağımsız olmanın ve düşük bütçenin zorlukları, sinemada öykü yazımı ve esin kaynaklarını tartışabilirsiniz. Festivale sayılı günler kala biz de Reset! Sinema Ekibi olarak kendi seçkimizi sizinle paylaşalım dedik. Belki gözden kaçırdığınız filmler vardır. Şimdiye kadar bilet alamayanlar için çabuk davranmalarını not düşerek şahane bir festival olmasını diliyoruz. Herkese iyi seyirler!

Cansu Uras’ın Seçkisi

A Single Man - Tek Başına Bir Adam (Akbank Galaları): Bu filmi tavsiye etmem ya da gitmek istememi uzun uzun anlatmaya gerek yok. Tom Ford yönetmen kimliğiyle karşımızda, daha ne olsun. Bir de mini minnacıkken Hugh Grant’le “About a Boy” filminde Killing Me Softly şarkısını söyleyen Nicholas Hoult ergenlik çağını geçmiş kocaman adam olmuş, sonra “asilzade” tavrıyla ve olağanüstü İngiliz aksanı ve oyunculuğuyla hipnotize edici etki bırakan Colin Firth ve kuşağının en iyi kadın oyuncularından biri olan Julianne Moore filmde rol alıyor.

Non Ma Fille, Tu N’iras Pas Danser - Hayır Kızım, Dansa Gitmek Yok (Dünya Festivallerinden): Christophe Honore’siz bir film festivali düşünemiyorum. İki sene önce “Les Chansons d’Amour”, geçen sene de “La Belle Personne” filmiyle kalbime taht kuran yönetmenin bu filminde diğer filmlerinde rol verdiği gedikli oyuncuları Chiara Mastroianni ve bir filme gitmem için en büyük sebep olan başarılı oyuncu Louis Garrel yer alıyor.

Rage - Öfke (Dünya Festivallerinden): Moda, skandal, cinayet, Jude Law’un bir mankeni canlandırması, Steve Buscemi ve Judi Dench! Her ne kadar imdb’de 4.1 gibi ortalamanın çok altında bir puan almış olsa da insan ister istemez merak ediyor bu filmi.

Persècution - Zulüm (Yıllara Meydan Okuyanlar): Romain Duris ve Charlotte Gainsbourg! Açık ve net…

Tanzträume-Jugendliche Tanzen "Kontakthof" Von Pina Bausch - Dans Rüyaları (NTV Belgesel Kuşağı): Pina Bausch anısına!

Ahmet Önispir’in Seçkisi

1-Celda 211 - Hücre 211 (Sinemada İnsan Hakları Yarışması)
2-J’ai Tuè Ma Mère - Annemi Öldürdüm (Uluslar arası Yarışma)
3-Kosmos (Türk Sineması)
4-De Helaasheid Der Dingen - Şeylerin Boktanlığı (Uluslar arası Yarışma)
5-The Servant - Genç Hizmetçiler (Joseph Losey: Sınıf ve Güç)
6-Kynodontas - Köpek Dişi (Mayınlı Bölge)
7-Les Herbes Folles - Yabani Otlar (Yıllara Meydan Okuyanlar)
8-Mr.Nobody - Bay Hiç Kimse (Akbank Galaları)
9-Medalia De Onoare - Şeref Madalyası (Dünya Festivallerinden)
10-Eu Cand Vreau Sa Fluier, Fluier - Islık Çalmak İstiyorsam Çalarım (Genç Ustalar)

İstanbul Film Festivali dünya sinemasındaki genç yetenekleri keşfetmek, hiç tanımadığımız coğrafyalardan gelen sinema örneklerini tanıyabilmek adına çok önemli ve keyifli bir etkinlik. 30. yılına giren festivalde risk almak istemeyenler 30 yılın en iyi ilk filmleri seçkisini ya da Akbank Galaları’nı tercih edebilir.

Gizem Bayıksel’in Seçkisi

Le Concert - Paris’te Son Konser (Akbank Galaları): “Je vais bien, ne t'en fais pas” filminden beri hayranlıkla izlediğim Mélanie Laurent’in en çok merak ettiğim filmi.

A Single Man - Tek Başına Bir Adam (Akbank Galaları): Yönetmeninin Tom Ford olmasının yanı sıra, Oscar adaylığı ve çok sevdiğim iki oyuncuyu kadrosunda barındırmasıyla festivalin en merak ettiğim filmlerinden biri.

Eamon (Mayınlı Bölge): Gezici Festival dahilinde izleyip çok beğendiğim bu film, küçük bir çocuk gözünden bir ailenin dramını trajikomik bir şekilde anlatan başarılı yapımlardan biri.

Kosmos (Yarışma Dışı): Reha Erdem’in ağızları açık bıraktıran bu filmi, gerek hikâyesiyle, gerekse görsellik ve ses efektleriyle mutlaka görülmesi gereken bir “başyapıt.”

L'Affaire Farewell - Elveda (Dünya Festivallerinden): En sevdiğim yönetmenlerden biri olan Emir Kusturica ve yine takipçisi olduğum Fransız oyuncu Guillaume Canet’in oyunculuğunu paylaştığı bu filmi sinemalarda görmek için sabırsızlandığımı belirtmek isterim.

Le Refuge - Yuva (Dünya Festivallerinden):Başarılı Fransız yönetmen François Ozon’un seyircisine son armağanı olan bu film, merak uyandıran yapımlardan biri daha.

Rage - Öfke (Dünya Festivallerinden): Özellikle Jude Law’ın bir kadın mankeni canlandırmasıyla merak uyandıran bu film aynı zamanda başarılı kadın yönetmen Sally Potter’ın imzasını taşıyor.

Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak (Anılarına): Dvd’den izleme şansı bulan birçok insanın sinemada bir kez daha izlemeyi reddedemeyeceği kadar güzel bir Türk filmi.

Persècution / Zulüm (Yıllara Meydan Okuyanlar): Romain Duris ve Charlotte Gainsbourg gibi son yılların en başarılı iki oyuncusunun performansı merak uyandırmıyor dersem yalan olur.

Gizem Yücelen’in Seçkisi

Nowhere Boy (Uluslar arası Yarışma): The Beatles konulu her filme koşarak gittiğimi düşünürsek, “Nowhere Boy” da kaçırılmayacak bir film benim için.

İstanbul Do/ Redo / Undo: Sular, Sokaklar, Suratlar (İstanbul: İçeriden ve Dışarıdan): Eski İstanbul merakı olan insanlar için güzel bir deneyim olacağını düşünüyorum. Sadece fotoğraflara bakmanın dışında müzik ve sesler de deneyimi daha da kuvvetlendireceğe benziyor.

L’Enfer de Henri-Georges Clouzot - Henri Georges Clouzot’nun Cehennem’i (NTV Belgesel Kuşağı): Aldığı ödüller bir yana, Henri Georges Clouzot imzalı 50 yıldır saklı kalmış bir filmin günümüz koşullarında düzenlenmiş olması düşüncesi bu filmin izlenmesi için önemli bir neden.

Moloch Tropical - Tropikal Tanrı (Sinemada İnsan Hakları Yarışması): Haiti’de bir diktatörün kanlı ve dehşet dolu iktidarının son gününü, iktidar eleştirisi içinde anlatılan film “Sinemada İnsan Hakları Yarışması” bölümünden çıkacak güzel filmlerden birine benziyor.

Wszystko, Co Kocham -Sevdiğim Her Şey (Uluslar arası Yarışma): Öyle gözüküyor ki Polonya’dan güzel bir ziyaretçi geliyor.

Hüseyin Gonce’nin Seçkisi

J'ai Tuè Ma Mère - Annemi Öldürdüm (Uluslararası Yarışma): Yönetmeni Xavier Dolan’ın benden bir yaş küçük olmasına rağmen, filminin nasıl olup da Cannes Film Festivali’nde gösterilip, hatta ödüller aldığını hem merak ediyorum hem de kıskanıyorum açıkçası.

Celda 211 /  Hücre 211 (Sinemada İnsan Hakları Yarışması): Goya Ödülleri’nin sahipleri açıklandığından beri bekliyorum bu filmi, festivalde izlemek kısmetmiş. 8 dalda Goya sahibi bir film merak edilmeli zaten.

Kosmos (Türk Sineması): Festivalde yönetmenin katılımıyla izleyecek şanslı insanlardan biri de benim. Biletlerinin çoğunun daha kartsız satışlar başlamadan bitmesi, sadece benim merak etmediğimin bir göstergesi olsa gerek. “Hayat Var” gibi bir başyapıttan sonra Reha Erdem’in daha ne kadar ileri gidebileceği merak konusu ve sadece fragmanıyla bile çok şeyler vaat ediyor.

Eu Cand Vreau Sa Fluier, Fluier - Islık Çalmak İstersem, Çalarım (Genç Ustalar): Festivalin en merak ettiğim bölümlerinden biri “Genç Ustalar”. Bu senenin en dikkat çekicisi ise bence bu film. Berlin’deki yarışı “Bal”ın ardından ikinci olarak tamamladı. Ayrıca Romanya’dan çıkmış bir film izleme şansı elimize çok geçmiyor.

Selvi Boylum, Al Yazmalım (Türk Klasikleri Yeniden):Böyle bir filmi bir defa da sinemada izleme şansını kaçırmamak gerekir herhalde.

Mert Yenici’nin Seçkisi

A Single Man / Tek Başına Bir Adam (Akbank Galaları): Neden izlemek lazım? Tom Ford’un modadaki başarısının ardından sinemada da tuttuğunu kopardığına, Colin Firth ve Julianne Moore gibi iki muhteşem oyuncunun performanslarına tanıklık etmek için izlenmeli. Fragman bile ağzımın sularının akmasına yetti açıkçası.

Madeo / Ana (Dünya Festivallerinden): Neden izlemek lazım? Güney Kore Sineması’nın yükselen ismi Joon-Ho’nun “The Host” ve “Memories of Murder” gibi eserlerden sonra yine başyapıt düzeyinde, dramdan gerilim ve polisiyeye kadar farklı sulara girip alnının akıyla çıkmayı başaran bir filme imza atmış olduğunu söylemem yeterli olur sanırım. Kim Hye-ja’nın oyunculuğunu saymıyorum bile.

J’ai tué ma mére / Annemi Öldürdüm (Uluslar arası Yarışma): Neden izlemek lazım? Henüz 20 yaşında, gencecik bir yönetmen düşünün ki Cannes’da epey olumlu eleştiri ve alkış alsın ilk filmiyle. Kanada’nın Oscar adayı olarak da yollanmış olmasıysa merakıma merak katıyor.

Celda 211 / Hücre 211 (Sinemada İnsan Hakları Yarışması): Neden izlemek lazım? İspanyol Ödülleri Goya’da ödüllere doymayan yapım, “Prison Break”in ilk sezonuna âşık olan pek çok bireyi etkileyebileceği gibi beni de heyecanlandırdı konusuyla. “Prison Break”in hapishanede isyan çıkan efsane bölümü tadında bir şeyse karşımızdaki film, hakikaten tadından yenmeyecektir bana kalırsa.

Eu cand vreau sa fluier, fluier / Islık Çalmak İstersem Çalarım (Genç Ustalar): Neden izlemek lazım? Berlin’de Gümüş Ayı Ödülü’ne ulaşan Romanya yapımı filmden her yerde övgüyle söz ediliyor. Hayal kırıklığına uğramayız umarım.

Seda Yıldız’ın Seçkisi

Başlamadan özellikle vurgulamak isterim ki -bu sene özellikle “Dünya Festivallerinden” adlı bölümde yer alan filmlerin hepsi birbirinden orjinal ve hepsi görülmeye değer! Bunun yanında uluslararası ve ulusal yarışma seçkileri ise benim için tam bir hayal kırıklığı! Farklı keşifler peşinde olanlara ise “Büyüleyici İsyancılar” bölümüne bakmalarını şiddetle öneririm!

Ve işte benim olmazsa olmaz beşim:

Lian - Surat (Uluslararası Yarışma): Bana göre festivalin şüphesiz en ilginç filmi! Louvre hakkında film çekmek isteyen yönetmenin başına gelen aksilikler, annesinin ölmesi, ardından hayaletinin ortaya çıkması... Louvre Müzesi tarafindan yaptırılmış film kayıp ve yas temalarını işliyor; fakat aynı zamanda mizahi ve absürt bir dil kullanılmış ve işte bu yüzden eleştirmenler tarafından da “kült” statüsüne uygun görülmüş, orjinal yapım.

Kuki Ningyo - Şişme Bebek (Dünya Festivallerinden): Japonya yapımı enteresan film. Mangadan esinlenerek yazılmış senaryosunda, baş kahraman “şişme bebek” tarafından bir kent masalı anlatıyor; fakat konumuz aslında pek de hafif değil. Yalnızlık ve yaşamın anlamı-insan doğası üzerine kurulmuş, büyük bir görsel şölen olduğuna inandığım film.

J’ai Tuè Ma Mère - Annemi Öldürdüm (Uluslararası Yarışma): Anneye nefret duyan,  eşcinsel bir lise öğrencisi- ve bu süreçte keşfedilen ergenliğin gizemleri...Bu bol tartışmalı, pek açık sözlü film yılın en tartışmalı yapımları arasında- eklemek gerek ki aynı zamanda da bol ödüllü bir yapım. Özellikle festival meraklılarının kesinlikle kaçırmaması gerekenlerden...

Einaym Pkuhot - Gözleri Tamamen Açık (Genç Ustalar): İsrail-Fransa-Almanya ortak yapımı olan film tutucu bir Yahudi cemaatinde ortaya çıkan tehlikeli bir aşkı konu ediniyor. Bu bol ödüllü filmi aynı zamanda kültürel anlamda da bir nevi belgesel özelliği taşıdığından (farklı dinler, milletler) ayrıca merakımı kazanmış durumda!

Le Concert - Paris’te Son Konser (Açılış Filmi): Yönetmen Radu Mihaileanu’nun daha önce “Bir Şans Daha” adlI filmini izleyip kendisine kelimenin tam anlamıyla hayran kalmıştım. Bu film diğerinden pek farklı bir tarzda olmasına rağmen kimlik-mizah ve klasik müzik gibi ilginç bir üçleme yarattığından kesinlikle izlenenler arasında yer alması gerektiğine inanıyorum.

Bol keyifli seyirler=)

Tolga Karakayalı’nın Seçkisi

İstanbul Filmleri Seçkisi’nden; Kaç Para Kaç, Ah Güzel İstanbul, Sevmek Zamanı.
Joseph Losey Filmleri Seçkisi’nden; Eva, The Go Between - Arabulucu.

Wszystko, Co Kocham - Sevdiğim Her Şey (Uluslar arası Yarışma): Geçen yıl Film Ekimi'nde izlediğim “Yngve'yi Seven Adam” ve daha evvelki “This is England”dan sonra büyük zevklerimden punk'ı sinemada hep ama hep takip etmeye bir kere daha karar verdim. Seksenler, soğuk savaş ve punk ortamında gençlik hikâyeleri... Bir sinemasever başka ne isteyebilir ki?

Contracorriente - Akıntıya Karşı (Uluslar arası Yarışma): Çok güzel bir konuyu Peru'dan kopup gelen Latin müzikleri ile izlemek tüm can yakıcılığı ile şekersiz, kremasız bir kahve içmiş olmak gibidir herhalde. Filmin tam da Latin Amerika kahveleri gibi aromalı ve amacı olacağını tahmin ediyorum. Duygusallık denen şeyi Peru'da ağlaklık etmeden nasıl işliyorlar görmek lazım.

The Last Station - Aşkın Son Mevsimi (Uluslar arası Yarışma): Christopher Plummer gibi kadri kıymeti az bilinen bir oyuncu en sevdiğim anarşistlerden Tolstoy'u oynar da ben izlemez miyim? Film elbette Tolstoy'un anarşizmi ve dünya perspektifinden bahsetmeyecek, karısı ile sürekli birbirlerini aldattıklarını (ne bileyim baldızına sulandığını falan) anlatmayacak; ama olsun, Tolstoy Tolstoy'dur. 

A Single Man - Tek Başına Bir Adam (Akbank Galaları): Tom Ford'un vizyonu ile görselliğin epey büyüleyici olacağı muhakkak ama asıl merak ettiğim şey Collin Firth'ün oyunculuğu, kompozisyonu ve Julianne Moore'un varlığı. Sanırım rüya gibi bir film olacak.

Persècution - Zulüm (Yıllara Meydan Okuyanlar): Benim için 2000'li yılların en iyilerinden olan “Intimacy (Mahremiyet)” filminin yönetmeninden bir ayrılık hikâyesi izlemek bulunmaz bir şans. Filmografisinde bir de “La Reine Margot” var Chearu'nun; yani her şekilde hünerli bir yönetmen. “Intimacy”nin o hikâyesini detaylarda yakalayan hali karşısında hayranlık ve mutluluk duymuştum ki; aynı şeyi tekrar yaşamak hiç fena olmaz hani.

The Trotsky - Troçki (Antidepresan): Antartik'in ötesinden bir komünist / anarşist güldürü. Filmin liseli Troçkis(t)ini görmezsem ayıp olurdu. 

Kosmos (Türk Sineması): Ömer Kavur sonrası Türk Sineması’nın en iyilerinden Reha Erdem'in yeni filmi nasıl büyük bir heyecan yaratıyor bir bilseniz.

Bal (Ulusal Yarışma): Yusuf Üçlemesi'nin Altın Ayı almış son halkasını bir de o şaşırtan görselliği ile görmek lazım.

Orkun Gökçeoğlu’nun Seçkisi

L'armée Du Crime - Suç Ordusu (Dünya Festivallerinden): İkinci Dünya Savaşı’na ait gerçek hikâyelerden uyarlama senaryolar her zaman başarılı olmuştur.

Fish Tank - Akvaryum (Dünya Festivallerinden): Filmin konusu ve Cannes Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü’nü almış olması filmi festivalinde izlenmesi gerekenlerin başında kılıyor.

Camping - Kamping (Antidepresan): Takıntılı karakterlerin yer aldığı filmler her zaman ilgimi çekmiştir. Aynı zamanda Kamping, Ursula Meier’in Home filmine benzer sinyaller vermekte.

Gordos - Şişkolar (Antidepresan): “Azuloscurocasinegro”nun yönetmeni Daniel Sánchez Arévalo komedi dalındaki başarısı filme gitmek için en büyük neden.

Kuki Ningyo - Şişme Bebek (Dünya Festivallerinden): Uzakdoğu Sineması’ndan pinokyo hikâyesi tadında bir film izlemek, belki de festivalin en ilginç deneyimi olacaktır. Hele ki pinokyo, bir şişme bebekse.



 

Anasayfa | Ajanda | İletişim | Künye | Arşiv
Müzik | Sinema | Moda | Güncel Sanat | Etkinlik
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! Magazine © 2007 - 2010