|
Rune Guneriussen
Rune Guneriussen’in nereden büyüdüğünü ev alışverişini hangi şehirde yaptığını merak ediyorum, bir heves biografisini açıyorum, biraz kırılıyorum bütün o sayıların evlerin listelenmesine, düzleşip ütülenmesine. Ama sonra fotoğraflarında uykuya daldım, kırıklarını gördüm o zaman. Neden öyle dümdüz o liste, neden sıfat var “insan” yok biraz tanıştım anlaştım. Bugün minicik bir kız çocuğu öyle korktu ki yanından geçen kestanecinin bağırış çağırışından sonra psikolog güdülerim ortaya çıktı da çocuğun travmasını yok ediyim diye sarfettiğim “ah canım yok bir şey” kelimelerim havada asılı kaldı, çocuk koştu uçtu. Önceki hafta üvey kedimi bir araba öldürdü. Bi kaç gün olmadı başka şeyler hepimizi vurdu, bi kaç yıl olmadı herkes bi kaç kez “geçsin” dedi. Yani bakınca aslında, yerimiz dar, neyimiz var. Sınırlarımızla iç içe geçerken sınırlarımızı sınırlarınıza geçirip daralıp daraltmaktan çok yaptığımız bir de kelimeler var galiba. Bir de önce biz yapmadan biz bozup sonra ışıkları kapatıyoruz. Maharetimiz çok.


Norveçli fotoğrafçı, yerimizden kaldırıyor bizi, pardon burası benim yerim galiba cümlesinin ardından gelen biletlere bakıp toplanma hareketliğini uyandırmak için belki biraz, belki daha fazla sadece uyandırmak için. Guneriussen’in sularının içinde, yeterince boğulduğumuz yetmiyormuş gibi, patiler yerine telefon kabloları buluyoruz. Yaprakların, dalların, orman bitkilerinin, batmayan güneşin yansımaları yerine yapay lambalar bulup, yapay bir aydınlanmanın aç-kapa düğmesine basıyoruz. “Sen” ve “ben” yerine kablolar yutuyorlar birbirlerini ve kulaklarımız yerine hoparlörler var, iletişim çağındayız yalanında karanlıkları kıskanıyoruz. Birbirimizi duymaktan çok kendimizi duyurmak için kullandığımız “iletişim çağı” araçlarımızı, yanyana sıraya koyup dilimizi hizaya getiriyor belki az biraz. Her şeyi dondurup, açmadan sadece kendimizi koruduğumuz o buz mavisinde, denizi değil soğuğu vuruyor ayaklarımıza. Hansel ve Gratel’e iz bulduracak lambaları alıp, onları yiyecek kurtlara ışık olduruyor objektifiyle, böyle rüzgara iz sürdürüyor fotoğrafları kuzeyden. Sandalyeleri üstüste bindiriyor ki, tepemize çıkanların ayakları tepelerine çıktığımızın kafalarıyla buluşsun, o güzel manzarada beklenmedik savaşlara tanık ediyor bizi ki, bu güzel manzarada nasıl göründüğümüzü bilelim diye. Dünyanın tepesinde birileri var mı bilmiyorum, ama görünüyorsak öyle ya da böyle, oyun gibiyizdir ve kahkahayızdır en çok bence. Belki biraz teleskop olur kendimizden çıkıp kendimize diye astronomiyi sosyolojiyle karıştırmaya gidip büyüleyin derim: http://www.runeguneriussen.no/



|
|
|
|
|
|
|
|