Recoil
Birazdan bahsi geçecek olan grubun yaratıcısı başlı başına bir müzik dehası olsa da, eskiden üyesi olduğu Depeche Mode ile yollarını ayırdıktan sonra kulaklardan ve hafızalardan kaçmış bir isimdir: Alan Wilder.
Depeche Mode'un Depeche Mode olmasındaki katkısının büyüklüğü su götürmeyen Alan Wilder, 1995 yılında grup içi anlaşmazlıklar sonucu gruptan ayrıldı. Alan Wilder'ın DM üzerindeki etkisinin anlaşılması, grubun 1986 yılında çıkardığı "Black Celebration" albümüyle aynı tarihlerdeki demoları kapsayan "1&2" isimli Recoil EPsinin dinlenmesi ve karşılaştırılmasıyla mümkündür. Recoil keşfi uzun, karanlık ve tribal bir yolculuktur ve şarkı sözleri dikkate alındığında bazen sarsıcı olabilmektedir. İlk EP çıktıktan 2 sene sonra ise Recoil'in ilk albümü "Hydrology" piyasaya çıktı; aynı tarihlerde DM'in gittikçe ünlenmesi ve ardından gelen dünya turneleri, Alan Wilder'ın gözü gibi baktığı yan projesini bir süreliğine sekteye uğratsa da üretkenliğinde sınır tanımayan deha, Moby'nin de emeğinin geçmiş olduğu 1991 tarihli "Bloodline" albümü ile yolculuğuna devam etti.
Uzun bir süre sonra gelen geri dönüş ise, dark trip-hop un en güzel örneklerinden biridir; DM ile yolunu ayıran Alan Wilder'ın en iyi performansıyla sergilediği ve kaotik dönüşümünün sinyallerini verdiği "Unsound Methods". Albüm, en akılda kalan şarkılarından olan Incubus ile başlayıp diğer dikkat çeken şarkıları Drifting ve Missing Piece'le algıda seçicilik yaratmaktadır ve kendi hayran kitlesini oluşturmaktadır. Şarkı isimlerinin de fikir verebileceği gibi, Recoil'le gidilen dünya pembe değildir ve bazen gerçekliğiyle ürpertebilir.
Sessiz sedasız yoluna devam eden Recoil, 2000 tarihli "Liquid" albümünden sonra bir sekte daha yaşadı. Bu albümden en akılda kalan şarkı ise Jezebel'dir ve internette bulabileceğiniz çok az sayıdaki Recoil videolarından birisi de bu şarkınınkidir.
Recoil, 7 senelik bir aradan sonra 2007 çıkış tarihli "Subhuman" albümüyle şaşırtacaktır; bu sefer değişik bir soundla gelecektir Alan Wilder. Albüme blues esintilerini taşıyan Joe Richardson etkisiyle daha olgun ve sakin bir dönüşümü olmuştur Recoil'in; bu yoğun blues etkisinden sıyrılan ve albümün en dikkat çeken şarkısı olan Allelujah ile Massive Attack severlerin hiç yabancı olmadığı bir sound bizleri beklemektedir.
Alan Wilder'ın sadece müziğe ve yaratmaya odaklı, medyatik oyunlardan ve göz önünde bulunmaktan kaçınan tavrı nedeniyle grup belki de hak ettiği ilgiyi görmemiştir bugüne kadar. İlk albümlerinin çıkış tarihini göz önüne alırsak, gündemde olan Avrupa turnesini gerçekleştirmek için hayranlarını gerçekten çok bekletmiş olan grup; Atina'ya kadar gelip ne yazık ki Türkiye'de konser vermeyecek.
Güneşin parlak olduğu bir günde "Subhuman" albümü dışında bir Recoil albümünü dinlemek, özellikle Want (Liquid) ya da Luscious Apparatus (Unsound Methods) gibi albümler ilk dinlendiğinde belki dikkatinizi çok çekmeyecek histerik sözlere sahip şarkılar, bünyede beklenmedik etkiler yaratabilir.
Recoil hakkında ilk izlenim için: http://www.myspace.com/recoil

|