Does It Offend You, Yeah? Röportajı

Does It Offend You,Yeah? ile Ghetto konserleri öncesinde grup elemanlarından Rob ve Chloe ile söyleşme şansı bulduk. Ayaküstü Matty’nin de uğradığı röportaja kendisine hazırladığımız özel sorulardan ötürü Chloe’nin özellikle dahil olmasını istedik. Genelinde kahkahaların havada uçuştuğu röportajın Portekiz’de yağmurdan ötürü çalamadıkları konserle ilgili gelen bir mailden konuştuğumuz kısmında bir türlü anlaşamadığımız için ortaya bayağı komik şeyler çıktı. E, çok da güldük tabii.

Hakan: İlk olarak İstanbul’a hoşgeldiniz.

Chloe: Çok teşekkürler.

Hakan: Sadece bugün mü buradasınız yoksa etrafı kolaçan etmek için biraz vaktiniz olacak mı?

Chloe: Maalesef sadece bugün buradayız.

Hakan: Öyle mi? Peki öyleyse şimdi peşi sıra gelecek sorularımızı sormaya başlıyoruz.

Onur: İlk albümünüz You Have No Idea What You're Getting Yourself Into bir buçuk, iki yıl önce çıkmıştı ikincisi ise bu yıl içinde hatta bu ay içerisinde çıkacak diye bekleniyordu ama pek sesiniz sedanız çıkmıyor. Yoksa daha beklemek zorunda mıyız?

Rob: Çok bekleteceğimizi sanmıyorum aslında bu yıl içerisinde kesinlikle gelecektir.

Chloe: Aslına bakarsanız yeni albümün %90’ı hazır durumda değil mi Rob? Birkaç ufak ayrıntısı dışında albüm artwork’leri gibi…

Hakan: Farklılıklar olacak mı?

Chloe: Fazlaca hem de! Karanlık olacak.

Rob: Çok karanlık ve çok daha ağır olacak.

Hakan: Dans da ettirecek mi?

Chloe: Çok hem de!

Rob: Yeni albüm ilkine göre muhtemelen daha da dancy oldu diye düşünüyorum

Onur: Peki bu albümün prodüktörü kim? Yine James mi?

Matty: Evet yine James yapıyor.

Onur: Prodigy’nin son albümünün de prodüktörlüğünü yapmıştı değil mi?

Matty: Kesinlikle. James işinde gerçekten çok başarılı, harika bir prodüktör.

Hakan: Peki yeni albümünüzden ilk single’ınızı ne zaman çıkartacaksınız ? En yeniyi ne zaman duyacağız?

Rob: Bunu şimdilik bilemiyoruz.

Onur: Bu gece yenilerden bir şeyler çalacak mısınız?

Chloe: Tabii. Bu gece tam 3 yeni parçamızı çalacağız.

Rob: Açılışı da yenilerden biriyle yapacağız hatta. Adı ‘Wrestler’.

Hakan: Merakla bekliyoruz!

Chloe: Umarız beğenirsiniz.

Onur: Bu akşamki konser ile yine dur durak bilmeyen bir konser serisine başlıyorsunuz ve hatta bu tur esnasında 17 Nisan’a kadar nefes bile alamayacak gibi görünüyorsunuz. Bu da yaklaşık 1 ay demek… Geçenlerde Avustralya’dan döner dönmez bir konser verdiniz. Gerçi onun üstünden de bir hafta, on gün kadar zaman geçti ama dün de yine konseriniz vardı mesela. Bu zorlu turne öncesi dinlenebildiniz mi?

Rob: Kesinlikle hayır. Yorgunluktan tükenmiş durumdayız.

Chloe: Hem de hiç. Dün geceki konserden saat 3 gibi çıktık. Sonrasındaysa hiç uyumadan, dinlenmeden saat sabahın 5’indeki uçuşumuza yetiştik ve buraya uçtuk. Yani, ancak iki saat uyuyabilmişizdir.

Hakan: Gerçekten çok yorucu olmalı.

Chloe: Bol bol Türk kahvesi içiyoruz.

Hakan: Türk birasına ne dersiniz? ( Gülüşmeler.)

Rob: Ben onu ilerleyen saatlerde alacağım.

Chloe: Evet evet olabilir.

Hakan: Peki rakıyı duymuş muydunuz?

Chloe: Sanırım hayır.

Rob: O da nedir ki?

Hakan: Türk rakısı. Beyaz bir içkidir. Geleneksel Türk içkisidir.

Rob: Ah! Eveeet!. Şu anasonlu olan…

Chloe: Ben hiç denemedim.

Hakan: Ben senin için biraz ayarlarım.

Chloe: (Gülüyor) Olabilir.

Onur: Sahneye mi uzatacaksın?

Hakan: Evet sahneye tabii.

Chloe: (Gülüyor)

Onur: Bir röportajınızda sırf grubunuzun ismi yüzünden sizi dinlemeyi reddeden insanlardan mailler aldığınızı söylemişsiniz. Bu bayağı gülünç aslında. Hala bu tür mailler alıyor musunuz?

Rob: Evet evet! Hatta bir tanesi şöyleydi; Lizbon konserini gerçekleştirememiştik hava çok acayipti. Felaket bir yağmur vardı.

Chloe: Devlet uyarılarda bile bulunuyordu. Gerçekten çok ciddi derecede etkili ve tehlikeli bir hava akımı geliyordu. Bu festivalden kaçın şeklinde bazı levhalar bile görmüştüm etrafta.

Rob: Aşırı olumsuz bir havaydı evet ve oldukça da tehlikeliydi. Bunun üzerine birinden aldığımız mailde ‘Siz daha önce hiç Portugal Tent ‘i duymadınız mı?’ diye soruyordu.

Onur: Portugal tent mi?

Rob: Evet daha önce ben de hiç duymamıştım bu adamı ama mailde neden yanınıza Portugal Tent almadınız ki diye soruyordu.

Hakan: Portable tent ?

Rob: Portugal Tent.

Onur: Portugal The Man?

Chloe: Tent.

Hakan: Tenth? Onuncu? ( Gülüşmeler.)

Chloe: Bu soru neden yanına ekipmanlarını  almadın ki tarzındaydı.

Rob: Su geçirmez gitarlarını neden yanına almadın ki?

Hakan: Su geçirmez gitarlar mı? (Gülüyor) Bu yeni bir icat mı yoksa? (Gülüşmeler.)

Chloe: Kesinlikle! Bizim verdiğimiz cevap da buydu.

Rob: Yanımıza su geçirmez gitarlarımızı almadığımız için bize çok kırıldıklarını söylediler.

Chloe: Ama sen bunu hep yapıyorsun Rob. Sana ne zaman birisi gelip ‘bu çok harikaydı’ dese, o senin hayatının performansı olsa dahi hemen ‘bye’ diyorsun! (Gülüyor)

Onur: Avustralya’da da bu oldu mu yoksa?

Chloe: Olmaz mı!

Onur: Grup üyeleri olarak deejaylik yaptığınızı da biliyoruz. İlerleyen zamanlarda buraya bir dj set performansı için de gelmeniz mümkün gibi görünüyor.

Rob: Evet, kesinlikle!

Hakan: Albüm çalışmalarınızla meşgulken de dj setlere vakit ayırabiliyor musunuz?

Rob: Grupla turdayken zor oluyor tabii ama her birimiz dj’lik yapıyoruz.

Chloe: Bence İstanbul’a dj set için kesinlikle geri dönmeliyiz.

Onur: Sabah geldiğiniz şehre şöyle ufaktan da olsa bakma şansı bulabildiniz mi?

Chloe: Çok az bulduk.

Rob: Kaldığımız otelden çıkıp şu ana caddede yürüdük biraz. Gerçekten çok yoğun.

Hakan: Turistik yerler?

Chloe: Benim anne ve babam İstanbul’a gelmişti. İnanılmaz derecede sevmişlerdi burayı. Aslında onların ilgi alanı buradaki gibi ana caddelerden değil de, aksine dar sokaklar, geçitler, tarihi şeyler ve manzaraları kapsıyor.

Hakan: O zaman boğaza bayılmışlardır?

Chloe: Ah, evet! Çok sevmişlerdi!

Hakan: Deejaylik yapmanızla da alakalı olarak şunu da sormak istiyoruz; yine remiksler yapacak mısınız?

Onur: Muse ve Bloc Party’e yaptıklarınız gibi…

Rob: Evet. P. Diddy ve 50 Cent için yaptık bile.

Chloe: Bunları sen yaptın Rob. Ama evet yapacağız.

Rob: Aslında birkaç tane daha var da…

Onur: Biraz daha mı var? Peki onlar kimler için?

Rob: (Gülüyor) Bunu söyleyemem.

Hakan: Demek büyük bir gizlilik içerisinde?

Chloe ve Rob: Ah, evet.

Onur: Nin, Bloc Party, Prodigy gibi gruplarla turluyordunuz.

Hakan: Hatta Muse’un altında da Wembley’de çaldınız. Dominic Howard’ın sizin büyük bir hayranınız olduğunu duymuştuk.

Rob: Aslında o konser iptal oldu ve Muse ile çalamadık. Evet bizi bayağı seviyor kendisi. Konser sonrası bir partide takılmıştık.

Hakan: Nasıldı peki?

Rob: İnan hiç hatırlamıyorum. Gerçekten çok içmiştim.(Gülüşmeler.)

Onur: Unutamadığınız bir konser anınızı sorsak?

Chloe: Bir keresinde Avustralya’da Matty’i kaybetmiştik. Bu tamamen unutulmaz bir anıydı!

Hakan: Son gidişinizde mi kayboldu yoksa?

Chloe: Evet evet son gidişimizdeydi. Partiden dışarıya çıkmış ve yetişmemiz gereken bir uçak varken!

Rob: Cebinde parası ve telefonu dahi yokken kayboldu bir de! Nerede olduğunu bile bilmeden.

Hakan: Şu an burada mı kendisi?

Chloe: Evet hemen şurada kendisi. Yolunu bulabildi.

Rob: Partiye kendi kendine geri döndü.

Onur: Bu yaz hangi festivallerde sahne alacaksınız?

Chloe: Exit festival.

Hakan: Reading?

Rob: Hoş olurdu aslında. Daha önce iki kez çaldık orada. Headliner olmak istiyoruz aslında.

Onur: Son olarak Prodigy ile turluyordunuz. Onlarla işler nasıl gidiyor? Myspace sayfanızda ilk sıraya çıkmışlar bile…

Rob: Kendilerini sürekli görmesek de çok nazik insanlar gerçekten.

Onur: Neden pek görmüyorsunuz ki?

Rob: Görüyoruz tabii ama az yani. James ile gerçekten çok sıkı fıkılar. Özellikle Liam ile çok iyi arkadaş.

Chloe: Harika insanlar!

Hakan: Rockstar tripleri yok öyle mi ?

Chloe: Yoo yoo. Sahneye çıkana kadar çok dinginler aslında… Ta ki sahneye çıkana kadar tabii. Orada tamamen değişiyorlar! (Gülüyor)

Onur: Bu soru sana geliyor Chloe, Elle Milano neden ve nasıl son buldu?

Chloe: Aslında tam da bir plak şirketiyle anlaşmıştık.Tahmin ediyorum ki biraz da endüstrinin iflasıyla alakalıydı. Kötü menajerlik ve benzeri sebeplerden ötürü. Elle Milano’nun sonlanışında her birimiz başka projeler yapma kararı aldık. Adam Crisp şanslı bir solo projeye atıldı, davulcu James Headley bir televizyon kanalına yazıyor. Ve Rob’da bana mesaj attı ve bize katıl dedi.

Onur: Bu esnada kişisel blogunda da paylaştığın üzere sen de yeni bir grup arıyordun değil mi?

Chloe: Ah, evet! Gerçekten de bir grup arıyordum. Birkaç grupla beraber çaldım ettim o aralar. Jammin’ olayları… Bunlar pek istediğim şeyler değillerdi. Ve doğum günüme çok yakın bir tarihte işimi kaybettim ve tam o gün Rob’dan bahsettiğim mesajı aldım.

Hakan: Ben de bir iş arıyorum bu arada!(Gülüşmeler.)

Chloe: Rob’a gelmelisin öyleyse!

Onur: Bu arada biz Elle Milano’yu gerçekten severdik.

Hakan: Hayranlarından birileriydik. Albüm de harikaydı.

Chloe: Çok teşekkür ederim.

Onur: Blogunu da takip etmeye çalışıyoruz bu arada. Sürekli yeni grup keşfediyorsun.

Chloe: Ah, uzun zamandır yazamıyorum da. Müzik yapmadığım ve yeni bir grup aradığım esnada eğer bir grupta değilsem en azından müzik hakkında bir şeyler yazabilirim diye düşündüm. Sıkılmaktansa bir şeyler yapmak istiyordum hayatımda biraz müzik istiyordum.

Hakan: Bence en kısa zamanda update etmelisin. Bekliyoruz!

Chloe: Evet, update etmeliyim biliyorum. Hakkında yazmak istediğim bir dünya grup birikti!

Hakan: Ben bir Avrupalı grubun Amerika’da beğeni kazanıp, övgüler almasının zor olduğuna inananlardanım. Sizin hakkınızda Amerika’daki kritikler nasıldı, iyi yorumlar aldınız mı?Oradan gelen reaksiyonlar hakkında söylemek istedikleriniz neler?

Rob: Amerika harika! İngiltere’den daha iyi bile diyebilirim. Çok iyi reaksiyonlar aldık.

Chloe: Seviyoruz orayı.

Rob: Amerika bizim açımızdan gayet iyi görünüyor.

Hakan: Last.fm üzerinde de görülebileceği üzere Amerika’dan harika bir dinlenme sayınız var.

Chloe: San Francisco’dan falan sürekli ‘buraya gelin’ tarzında mailler alıyoruz. Tabii ki gitmeyi de çok istiyoruz ama birilerinin bizi book’laması gerekiyor haliyle.

Hakan: Yeni albümle olacaktır sanırım.

Chloe: Evet, evet kesinlikle.

Onur: Grup olarak filmlerle çok alakalı olduğunuzu biliyoruz. En sevdiğiniz film Kubrick’in Shining’i olabilir mi acaba?

Rob: Benim en sevdiğim film Shining’dir.

Hakan: Çünkü twitter sayfanızda da myspace backgroundunuz da Jack Nicholson’ın çıldırmış bir fotografı var.

Rob ve Chloe: Evet! Willy Wonka & the Chocolate Factory’i de çok seviyoruz. Orijinal olanını tabii.

Hakan: Gene Wilder’ın oynadığı değil mi?

Rob: Kesinlikle o adam evet!

Hakan: Bence de harika bir filmdir. Ama bence Tim Burton versiyonu çok kötüydü!

Chloe: Evet!. Rob klasik filmlerle de çok ilgilidir. Scarface gibi. E, ben de izleyip dolayısıyla onlardan öğreniyorum…

Hakan: Peki televizyon dizileri? The Office UK mi, The Office US mi mesela ?

Chloe ve Rob: Kesinlikle UK!

Rob: The Office burada size de komik geliyor mu? Altyazılar filan doğru çevriliyor mu?

Hakan: Evet evet. Bayağı seviyoruz.

Rob: Bazen çeviriler çalışmıyor ya da insanlar gümüyor ya o yüzden sordum.

Hakan: Ricky Gervais gerçekten komik bir aktör. Extras’tan da çok beğeniyorum.

Chloe: Oh, evet! Extras’a bayılırım!

Hakan: Son bir soru daha soracağım izninizle; bu akşam için beklentileriniz nelerdir?

Rob: Hiçbir fikrim yok. Çünkü daha önce burada çalmadık…

Chloe: Siz söylemelisiniz bence…

Hakan: Bence çok harika bir gece olacak. Tamamen dolu olacak.

Onur: Bu gece The Subways’in de konseri var bu arada.

Hakan: Ah, evet! Aslına bakarsanız bugün üç iddialı konser var. Siz, Subways ve İsveçli grup Thieves Like Us.

Rob: Thieves Like Us… Onların da birkaç şarkısını duymuştum.

Chloe: Bayağı iyiymiş. Subways’e gitsek mi ne dersin Rob?




 

Anasayfa | Ajanda | İletişim | Künye | Arşiv
Müzik | Sinema | Moda | Güncel Sanatlar | Etkinlik
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! Magazine © 2007 - 2010