Spartacus: Blood & Sand

Son dönem bütün dünyanın dikkatini çeken bir dizi var. Hatta Türkiye’de yayınlanır mı diye tartışılmaya bile başlandı. Ele aldığı konuyu işleyiş biçimiyle özellikle tarihçileri ikiye bölmüş gibi gözüküyor. Aslında daha önce denenmiş, hepimize tanıdık gelecek bir konu ve hikâye; ama bu sefer daha önce gördüklerimizden çok daha sert! bir dille ekrana yansıyor. Bahsettiğim dizi “Spartacus: Blood and Sand” - (Spartaküs: Kan ve Kum) on üç bölümden oluşan ilk sezonuyla şu an izleyicilerin beğenisine sunulmuş durumda.

Dizi, Russell Crowe’a bir “Oscar”, Ridley Scott’a şan şeref getiren “Gladiator” filminin gölgesinde, “300” Spartalı’ya bol bol göz kırpan (büyük anlamda görsel olarak), Spartacus destanına şapka çıkaran bir Amerikan yapımı. Filmin yapımcısı da en az konusu kadar tanıdık aslında. Herkül, Zeyna gibi mitolojik dönem karakterlerini televizyona taşımış; ama sinema seyircisinin daha çok “Evil Dead” ve “Spiderman” serileriyle akıllarına kazınan Sam Raimi. 2009 yılında “Drag Me to Hell” filmini yaptıktan sonra kendini nispeten televizyon dünyasına veren Raimi “Legend of The Seeker” dizisine yapımcı olarak imza attıktan sonra TV sektöründeki çizgisini fazla bozmadan “Spartacus” efsanesine el atmış.

Son filmi “Drag Me to Hell”de ve daha önceki film ve TV projelerinde birlikte çalıştığı, Joshua Donen ve Robert G. Tapert ile birlikte bu projeyi ekrana taşımışlar. Zaten Sam Raimi bu tarz mitolojik, fantastik hikâyeleri o kadar seviyor ki; şu aralar Spartacus’ün yanı sıra bir de kendi yöneteceği, efsane video oyunu “Warcraft”ın sinema versiyonu üzerine çalışıyor.

Konuyu çok da dağıtmadan diziye dönelim;
Dizi, henüz dünyada pek de tanınmayan (zaten yapımcıların onu tercih etme sebebi de bu) Avustralya’lı aktör, Andy Whitfield’ın hayat verdiği,  Spartaküs karakteri ekseninde gelişiyor. Spartaküs Trakyalı, genç ve başarılı bir komutan iken birlikte savaşa girdiği Romalı general (Glaber) ile yaşadığı anlaşmazlık sonucu Romalılar tarafından hain ilan edilip, köle ediliyor. Karısını, köyünü ve özgürlüğünü kaybeden Spartaküs ölürken Romalıları da eğlendirsin diye arenaya atıldığında ne kadar asi bir karakter olduğunu gösteriyor. Bol kanlı ve bilgisayar efektli dövüş sahnelerini takiben arenada ayakta kalmayı başaran adam olarak halkın sevgisini ve yaşama hakkını kazanırken, kader de ağlarını ufak ufak örmeye başlıyor.

Spartaküs, “Capua” şehrindeki “Ludus”un (Gladyatör okulu olarak tanımlayabiliriz) sahibi Batiatus tarafından satın alınarak gladyatörlüğe de ilk adımı atmış oluyor. Bundan sonra da tarihte köleliğe karşı başkaldırının ikonu olmuş karakterimizin aşkı, özgürlüğü ve hayatta kalmak için verdiği mücadeleyi seyrediyoruz. İzlemek isteyebileceklerin seyir keyfini kaçırmamak için dizinin gidişatıyla ilgili çok fazla şey de söylemek istemiyorum. Zaten konu çok eski ve bilindik. Ama dizide görselliğe, hikâyesinden daha fazla zaman harcanmış hissine kapılabileceğinizi belirteyim…

Batiatus rolünde “Four Weddings and a Funeral” ya da “Sliding Doors” filmlerinden hatırlayabileceğiniz sevimli İskoç aktör John Hannah ve Batiatus’un aşifte karısı Lucretia rolünde dünyanın ve Türkiye'nin Zeyna olarak tanıdığı Yeni Zelandalı aktris Lucy Lawless, göz dolduruyor. Onları daha önce hiç bu dizideki gibi görmediğinizin garantisini verebilirim. Dizide yer alan pek çok karakter ve figürasyon oyuncusu gibi onlar da kendilerini cömertçe! kamera önüne atmış durumdalar. Ama oyunculuk söz konusu olduğunda oyuncuların genelinde aynı cömertlikten söz etmek doğru olur mu bilemem. Dizideki oyunculuklarla ilgili çok fazla bir beklenti içine girmemek gerektiği konusunda uyarımı yapayım. Hikâye yan karakterlerle zenginleştirilmeye çalışılsa da bu konuda yeterince başarılı olunduğunu söylemek zor. Kullanılan görsel teknikler ve efektler, dizideki diğer unsurlara oranla bir adım önde gibi görünüyor. (Dizinin tartışılan öğelerini bu değerlendirmenin tamamen dışında tutuyorum. Çünkü onlar çoktan dizinin önüne geçmiş durumdalar.)

“Spartacus” deyince aslında insanın aklına, Kirk Douglas’ın 1960 senesinde Spartaküs’ü canlandırdığı, Stanley Kubrick imzalı o muazzam film geliyor. Hemen belirteyim dizinin kesinlikle bu film ile aynı teraziye konmaması gerek. Büyük ustanın üç saatte yaptığını, hele bir de televizyonda, yapmaya çalışmak zaten komik olurdu; ama asıl komik olan benim aklıma ilk gelen şeyin, Türk televizyon klasiği “Bir Demet Tiyatro” dizisinde Erdal Tosun tarafından canlandırılan “Spartaküs Vedat” olmasıydı sanırım. Ayağında plastik botları, sarı yağmurluğu ve solcu söylemleriyle, işçi sınıfının direnişini temsil eden başarılı ve komik bulduğum bir karakterdi ve belki de pek çok televizyon izleyicisinin Spartaküs’ün kim olduğunu merak etmesini sağlamıştır. 

Dizinin şu an tüm dünyada en çok tartışılan noktası Roma ve o dönemi olduğundan çok daha farklı yansıttığı üzerine. Filmde bolca ve cömertçe sergilenen kadın ve erkek bedenleri ve bu bedenlerin girdikleri erotik ilişkiler, bir kısım insanların dizinin tarihi yanlış ve çarpıtarak gösterdiği fikrini ortaya atmalarına sebep oldu. İçinde çokça seks barındıran Roma’nın hedonist partileri kimi kesimlerden ciddi tepkiler almaya devam ediyor. Son olarak dizinin bazı bölümleri Amerika, Hollanda ve İngiltere’de altın makastan kurtulamadı. Dizide Romalıların barbar sapıklar gibi gösterildiği, bolca kan, küfür ve çıplak vücut içeren sahnelerin çokluğu, bence dizinin yetişkinlere hitap etme çabası içinde olmasından kaynaklı, yoksa tarihi saptırtmak amacında olduğunu düşünmüyorum.

Bilgisayar efektleriyle zenginleştirilmiş, testesteron yüklü, bol kanlı görsel bir şölene dönüşen dövüş sahneleri… Entrika, trajedi, tarih - mitoloji, aşk ve seks, ihanet ve nefret…  Kısacası bu dizide aradığınızdan daha fazlasını bulabilirsiniz. “Spartacus” ya seveceğiniz ya da nefret edip bir daha bakmak istemeyeceğiniz, kesinlikle yetişkinler için yapılmış bir televizyon dizisi. Şunu da söylemeliyim ki; bir iki bölüm izledikten sonra, böylesine derya deniz bir konunun biraz sığ ve çiğ işlendiği hissine kapılmamak elde değil…

Her zaman en iyisi; izleyin ve kendiniz karar verin ;)

*Ekleme:
Bu yazıyı bitirmeye çalışırken bir internet sitesinde üzücü bir haberle karşılaştım ve şok oldum. Buradan sizlerle de paylaşmak istedim; dizinin yakışıklı ve genç başrol oyuncusu Andy Withfield’a kanser teşhisi konulmuş ve dizinin önümüzdeki aylarda başlayacak 2. sezon çekimleri bilinmeyen bir tarihe kadar ertelenmiş durumda… Kendisine acil şifalar diliyorum.
Umarım karşı karşıya kaldığı bu korkunç hastalığı da arenada paramparça ettiği rakipleri
gibi yenmeyi başarır ve onu daha güzel projelerde seyretme şansına erişiriz… Ve inşallah bunlar dizinin reytinglerini yükseltmek için yapılan basit pazarlama numaraları değildir.




 

Anasayfa | Ajanda | İletişim | Künye | Arşiv
Müzik | Sinema | Moda | Güncel Sanat | Etkinlik
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! Magazine © 2007 - 2010